"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

17 yaşındaki genç kızın imkansız aşkı

17 yaşın tüm saflığı ve heyecanıyla yazılmış bir aşk öyküsü bu... Duygularını o kadar güzel ifade etmiş ki, bu gencecik kız. Bunları hemen hemen herkesin o yaşlarda yaşamış olduğunu düşünerek paylaşıyorum. Ama henüz hiçbir şey yaşanmamış olsa da, bunu hayatının ilk ve son aşkı olarak görmesi tabii ki beni biraz gülümsetti.

İlk defa birini bir daha göremeyeceğim için ağladım

Sevgili Feyza Hanım, köşenizi neredeyse her gün aksatmadan okuyan 17 yaşında bir okurunuzum. Yaşadığım aşkın kendi hayatıma olan inancımı söndürmeye başlamasıyla, size bu satırlarda anlatacağım adını “imkansızlığın aşkı” koyduğum bu sırrı, kendimi ittiğim bu yalnızlığı, sadece sizinle paylaşabilirim. Çünkü beni anlayacak tek kişinin siz olduğunuzu düşünüyorum.
Ben bu genci ilk kez ailem ve kuzenimle gittiğim Bodrum’da bir tatil köyünde gördüm. Bir akşam animasyon gösterilerinde bazı seyirciler de sahneye davet ediliyor ve sahnede muzip şakalar eşliğinde bir tür şov yapıyorlardı. O da sahneye çıkmıştı ve onun yaptığı her hareketten hem etkilendim, hem de çok hoşlandım.
Hoşlandığım genç bir Rus’tu ve gerçekten çok yakışıklıydı. O akşam bir an olsun gözlerimi ondan alamadım. Ancak o sırada onu seviyorum, diyemezdim; sevmek çok özel bir şeydi çünkü. Hoşlanmak ise cinsel bir dürtünün etkisinde olmaktan başka bir şey değil bana göre.
Ertesi gün her yerde onu görmek istedim. Adeta gözlerim onu görmek için her yeri tarıyordu. Ona bir kez olsun bakamaya cesaret edebilmek istiyordum ama olmuyordu. Sonraki gün bir yerde bir şeyler içerken, arkamı döndüğümde bana yönelmiş gözlerini gördüm. Öyle heyecanlandım ki göz göze gelmemizle, benim aceleyle bakışlarımı çevirmem ancak birkaç saniye sürebilmişti.

ONA BAKMAYA CESARET EDEMEDİM

Birkaç akşam daha hep aynı yerde ailemle bir şeyler içmek için oturduğumuzda o yine yakınlarımızdaydı, ancak ona bakmaya hiç cesaret edemedim. Cesaretim yoktu çünkü annemin babamın beni ona bakarken görmelerini istemediğim gibi, onun yanındaki arkadaşlarının da beni ona bakarken görmelerini istemiyor, adeta korkuyordum.
Doğruyu söylemek gerekirse ben de daima bakımlı ve alımlı bir genç kızım. Davranışlarım, konuşma tarzımla 17’den daha büyük gösterdiğimin farkındayım. Hatta bu yaşıma kadar ciddiyetim yüzünden çıkma tekliflerini tersleyerek engelledim. Çünkü ben gerçekten aşkın çok ulvi bir duygu olduğuna inanıyorum; böylesine yüce bir duygunun böyle saçma tekliflerle kirletebileceğini düşündüğüm için böyle davranıyorum. Bu benim kişiliğim.
Bu genç sanırım bir 5-6 kişilik bir arkadaş grubuyla oraya gelmişti, hepsi 20 yaşlarında gençlerdi. Bir akşam yine aynı yere, annemle geldiğimde, o ve arkadaşlarını gördüm ama tabii ki ona bakamadım. Sadece nerede oturduklarını anlamıştım.
Onun beni görebileceği bir yere, arkamı ona dönük bir biçimde oturdum. Onun bakışlarını öylesine üzerimde hissediyordum ki, sadece tek bir an için ona bakmaya yeltenebildim; o anda da göz ucuyla bir arkadaşının bana baktığını fark ettim. Daha sonra bir arkadaşıyla arka kapıdan çıkıp gitti.
Çok geçmeden annem de, “hadi çıkalım artık” dedi. Amfi tiyatronun yakınlarında bir yerde onunla öyle bir karşılaştık ki, şaşkınlığımdan, “yok artık” dedim. Sonra hızla yürümeye başladım; resmen ondan kaçıyordum. Sonra yanımda annemle küçük kuzenim olduğu aklıma geldi, onlara bakmak için döndüğümde o gencin hemen arkamızda yürüdüğünü gördüm. Sanırım bu tesadüfe o da benim gibi şaşırmıştı, belki de benim hızlı adımlarla uzaklaşmama şaşırmıştı.

O BENİM GERÇEKTEN HAYATIM OLMUŞTU

Feyza Hanım ben o akşamdan sonra o genci bir daha hiçbir yerde görmedim, göremedim. Zaten sonraki gece tatilimin son gecesiydi ve ben ilk defa birini bir daha göremeyeceğim için ağladım. Birinden onu bir daha göremeyeceğini bilerek ayrılmanın ne demek olduğunu çok iyi bilirim; önceden gittiğim yurtdışındaki uluslararası okullarda o kadar çok sevdiğim arkadaşımdan ayrıldım ki; yaşadığımız ülkeler hep farklıydı. Ancak hiçbiri için gözyaşı dökmedim. Bu gencin onlardan çok önemli bir farkı vardı. O benim gerçekten hayatım olmuştu. O gece bir daha göremeyecek olduğum bir genç için değil yaşayamayacağım hayatım için ağlıyordum. Çünkü o gece görünende sevdiğim gençten ayrılıyor olsam da, aslında kendimden, hayatımdan, şu hayatta yaşamak için olumlu ne kadar sebep varsa hepsinden ayrılıyordum. Çünkü onların tümü bu gençte toplanmıştı.
Onun için, belki de onunla geçireceğim birkaç güzel anı öldürdüğüm için, onun gözlerine bile bakmaya cesaret edemediğim için, son gecemde, içimden balkondan atlayıp ona koşmak gelse bile, korkaklığımdan oturup ağlamayı seçtiğim için sabaha kadar ağladım.
O bu duygularımı anlamış mıdır; hiç sanmam. Gerçi o da benden hoşlanmış olsa bile, sürekli ailesiyle dolaşan bir kızın yanına hangi erkek yaklaşmaya cesaret eder ki? Ama anladım ki aşk, insanı hayata bağlayan tüm sebeplerin tüm bağların hepsinin yerini bir anda alıveren tek duyguymuş. Ve ben nefessiz bir hayat gibi, imkânsız, olanaksız bir sevdaya düştüm.
Artık sadece nefes alıp vermek ve ecelimi bekleyip, ölmek için yaşıyorum.
Artık derslerime de konsantre olamıyorum, hiçbir şey ilgimi çekmiyor eskiden zevk aldığım hiçbir şeyin eski tadı yok.      
Rumuz: İmkansızlığın aşkı

X