Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

17/25 Aralık darbe girişimi değilse, neydi?

Siyasi hırs ve öfkelerimiz gözlerimizi bürümesin, şunu görelim: Türkiye, 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonlarıyla; farklı bir raya doğru çekilmek istendi. "Proje", arka planda, hâlâ varlığını sürdürüyor.

25 Aralık operasyonunun gerçekleştirildiği akşam Habertürk TV'de Ece Üner'in sorularını cevaplamıştım. Tam olarak ne söylediğimi internetten buldum: “28 Şubat sürecinde siyaset, siyaset dışı yollarla ve çeşitli araçlarla ipotek altına alındı ve yok edildi. Şimdi yeniden aynı şeyle yüz yüze geliyoruz. Bunu kabul etmememiz gerekiyor. Artık yeter. Evet, bu iktidarın da demokrasi konusunda ciddi zaafları olduğunu görüyorum ve yazıyorum. Yazmaya da devam edeceğim, ama şu an küçük ayrıntıların zamanı değil. Bu senaryo; seçilmiş bir hükümeti itibarsızlaştırarak yok etmeye yönelik ve seçilmemişlerin yönetebileceği yeni bir Türkiye kurma projesidir. Ben bu projeyi kabul etmiyorum. 'Nasıl 28 Şubat'ı nasıl '27 Nisan'ı kabul etmediysem bunu da kabul etmiyorum. Ben gider oyumu başka bir partiye veririm, verdim de zaten, irademle belirlerim, ama benim irademe rağmen, başkaları farklı yönetmlerle bu iradeye ipotek koymasınlar.”

O günler kritik günlerdi, sisli günlerdi, kaos günleriydi, algıların karıştığı günlerdi. Her saat başı servis edilen telefon dinlemeleriyle, paralel medya ve destekçilerinin de gayretiyle bir kamuoyu oluşturulmuş; operasyon için psikolojik bir zemin yaratılmıştı.

Benzer yöntemler, KCK operasyonları sırasında da devreye girmiş ve hedef alınan Kürt siyasetçiler, servis edilen yalan haberlerle itibarsızlaştırılmaya çalışılmışlardı.

Gene aynı tarzda bir operasyona, Nedim Şener ve Ahmet Şık hedef oldu. Sadece 17/25 Aralık'ı değil, birkaç yıl önce yoğunlaşan KCK operasyonlarını da, Nedim Şener ve Ahmet Şık'a yapılanları da; önümüzdeki yıllarda, şimdikinden daha farklı açılardan değerlendirebileceğimizi, daha ilginç bağlantılar görebileceğimizi düşünüyorum...

Bu tarza yabancı değiliz: 27 Mayıs 1960 askeri darbesi öncesinde ve sonrasında da, benzer kampanyalar devreye sokuldu. "Gösterici gençlerin, Et Balık Kurumu'nda kıyma makinesinden geçirildiği"ne kadar varan, itibarsızlaştırma çalışmaları görüldü...

Şurası açık: 17 ve 25 Aralık'ta, hükümet, bir "proje" ile devrilmek istendi. Bunu yapanlar, kendilerinden emin bir şekilde harekete geçmişlerdi. Hesaplayamadıkları iki şey vardı: Siyaset, geçmiş yaşadıklarından belirli, bir tecrübe kazanmıştı. O nedenle de; siyasi irade, darbecilere teslim olmak yerine, hızla "karşı bir tutum" içine girebildi, dinamik bir refleks gösterildi. Tabii şunu da önemli bir etken olarak ekleyelim: Halk da eskiye oranla daha zengin bir tecrübeye sahipti ve o da bu tecrübeye göre bir refleks göstermekteydi.

YA 'PROJE' GERÇEKLEŞSEYDİ?

Hükümetin, “paralel yapı”yla mücadeleyi, "hükümet programı"na koymasını; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 17 ve 25 Aralık operasyonlarını bir darbe girişimi olarak tanımlamasını; bazı muhalefet çevreleri, anlamakta, benimsemekte zorlanıyorlar. Sevmedikleri Erdoğan'ın bileklerine kelepçe takılması fırsatının kaçmış olmasına mı hayıflanıyorlar, yoksa kendilerine göre başka öncelikler mi gözetiyorlar, bunları tam olarak bilmek zor...

Bu noktada, hayalleri ve bireysel öncelikleri bırakıp, "ana gerçekler" üzerinden bir düşünce jimnastiği yapalım: Paralel yapı amacına ulaşsa ve "sevmediğiniz Başbakan" hapse atılabilseydi; Türkiye daha demokratik, ekonomik bakımdan daha güçlü, herhangi bir bağlamda daha istikrarlı bir ülke mi olacaktı? 27 Mayıs'tan kazançlı mı çıktık? O CHP'lilerin sevmediği Başbakan Adnan Menderes'in idamıyla, Türkiye'nin ekonomisi mi düzeldi, demokrasisi mi güçlendi, vizyonu mu genişledi, "yaşam tarzı" veya "sekülerlik" adına sıçramalar mı görüldü?

28 ŞUBAT'IN RUHU

Yakın tarihe gidelim: 28 Şubat 1997 postmodern darbesinden, Türkiye ne kazandı? O zamanlar, bugünküne benzer çevreler; aynı tepkileri, Erbakan ve Çiller'e gösteriyorlardı. Ne oldu? Erbakan siyaset dışına itildi. Refah Partisi kapatıldı... Darbecilerin “Bin yıl sürecek" dedikleri 28 Şubat'ın ardından; Türkiye, Kürt sorununda daha derin bir batağa çekildi, ekonomi tarumar oldu. Toplumsal dengeler birçok açıdan sarsıldı. Kişi başına yıllık gelir, 2200 dolara düştü. (Şimdi 11 bin dolardayız)

Siyasi hırs ve öfkelerimiz gözlerimizi bürümesin, şunu görelim: Türkiye, 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonlarıyla; farklı bir raya doğru çekilmek istendi. "Proje", arka planda, hâlâ varlığını sürdürüyor. 17/25 Aralık operasyonlarını, zamanla daha iyi anlayabileceğiz. Farklı açılardan değerlendirmeler yaparak, vesayetçi darbe fotoğrafını daha derinlemesine analiz edebileceğiz. Tabii, bütün bunlar, hükümeti eleştirmeye de engel oluşturmuyor. Her bireyin, ülkenin durumuna dair, kendi açısından; rahatsızlıkları, itirazları, gündemleri, özlemleri olabilir. Bunların bazıları haklı da olabilir. Eleştiri, itiraz ve tartışma farklı bir şeydir, "operasyonel proje"leri onaylamak farklı bir şey.

Klişe gibi gelebilir ama, şu soruları tekrar sormak istiyorum: “Operasyoncular"ın asıl derdinin, yolsuzlukları önlemek olduğunu düşünen, hala var mı? Hangi darbe, hangi dizayn projesi; yolsuzluklara bir çözüm üretti?

Duygularımızı aklımızın önüne koşmayalım.

X