"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

15 değil 35

BİRDEN yasa boğulduk... Yine o karakol basıldı.. 15 şehit... Hayır 15 değil... Şehit sayısı 35’tir... Nasıl mı? 2008’in eylül ayına bakınca durum şu:

31 Ağustos Bingöl’ün Yedisu ilçesi 4 şehit.

2 Eylül Bingöl’ün Kığı İlçesi 3 şehit.

5 Eylül Şırnak-Hakkari Güneyçam 3 şehit.

7 Eylül Hakkari Şemdinli dağlık 6 şehit.

14 Eylül Hakkari dağlık alan 1 şehit.

22 Eylül
Hakkari 1 şehit.

27 Eylül Şırnak 2 şehit.

Toplam: 20 şehit.

VAR MISIN YOK MUSUN


Peki ne oldu şimdi? Öyle 1 şehit, 2 şehit diye rakamla yazınca anlaşılmıyor belki...

Tek tek, birer ikişer gidince yeterli etki yapmıyor herhalde... Mesela Bingöl Yedisu’da 4 şehit dediğim 19 yaşındaki kınalı Suat. Kalpaklı Ata’sının yanında beresiyle poz vermiş duruyor.

Ali var... Elinde mektubu İsrafil var... Anasına telefon açan Mehmet var. Nişanlı Ümit...

İşte böyle... Birer ikişer gidince pek duyulmuyor... Anlaşılmıyor. Ses çıkmıyor. Birilerinin boğazında düğümleniyor o kadar...

Televizyonda haberlerin sonuna doğru sıradan bir ifade:

"Bu arada sayın seyirciler; Hakkari’nin dağlık bölgesinde hain pusu... 2 er şehit..."

Sonra... Sonra yarışma programı "Var mısın yok musun" başlıyor...

Yokum... Gittim... Şehit oldum...

Hayır illa var mısın yok musun?

İşte böyle. Eylül ayında 20 vatan evladı şehit düşmüş. Ama birer ikişer. Toplu değil. Bu yüzden sessizce sarılmışlar bayraklara. Sessizce verilmişler toprağa. Analar sessizce gömmüşler ateşi yüreklerine...

TOPLU ŞEHİTTE CİDDİYET OLUYOR

İşte 15 yürek acısı da bu cumartesi geldi... Peki ne oldu?

35 günde 35 vatan evladı şehit düştü... Peki hani nerede 15 şehit... 35 kardeşim 35...

Yani şimdi toplu şehit verince bir ciddiyet oluyor. İnsanlar işlerine ara verip "Aaaaa!" diyorlar... Devlet harekete geçiyor... Geziler erteleniyor. Acil toplantılar yapılıyor.

Ama tek tek gidince hayat devam ediyor... Öyle mi? Bu tabloya bakınca öyle...

Yazıktır...

İKİNCİ YAZI

Nasıl takviye bu

BAK o dağlarda yıllarca çarpışmış, nice şehit vermiş emekli Albay Mithat Işık ne diyor:
/images/100/0x0/55ea9c9ef018fbb8f88b5814
- Kardeşim böyle pusu olmaz. Gündüz vakti elini kolunu sallaya sallaya gelmişler... 300 kişi gelmiş 15 şehit var. 2 kayıp. 25’ini bırakıp gitmiş. Olmaz öyle şey. Orası daha önce de vurulmuş. Yani takviye edilmiş bir karakol. Bu kabul edilemez. Böyle takviye mi olur? Böyle istihbarat mı olur?

Sky Türk’te emekli Albay Işık bunları söyleyince, emekli komutan ve koordinatör Edip Başer bağlandı:

- Böyle konuşmak doğru değil. Bu tür sözler teröristlere hizmet eder. Onlar bazen peşmerge kılığına giriyorlar, bazen başka türlü... Her türlü kirli yöntemi deniyorlar... Onların finans bağlantılarını kesmek lazım...

Albay Işık, Başer’in "diplomatça konuşması"nı uzun uzun dinledikten sonra devam etti:

- İster peşmerge kılığında, ister kuzu postunda gelsin. Adam oraya kadar geliyor. Hem de o kadar kalabalık, ağır silahlarla gündüz vakti nasıl geliyor? Olacak iş mi bu? Nerede bunun istihbaratı. Ben ancak oraya gelenlerin tümünü oraya gömersem o şehitler için tamam derim. Yani daha önce iki kez basılmış ve takviye edilmiş bir karakol. Nasıl takviye bu... Gerisi bu soruların sorulmasını gerektirir. Yeter artık...

Bir tarafta emekli Kara Kuvvetleri Komutanı ve Ankara’daki Terörle Mücadele Koordinatörü Orgeneral Edip Başer... Diğeri dağdaki çatışmadan gelen emekli Albay Işık... Nasıl da belli...

ÜÇÜNCÜ YAZI

Hatırla!

SINIRI geçen teröristler karakolu basıp yine erlerimizi şehit edince Türkiye çılgına dönmüştü...

Ankara kükremişti:/images/100/0x0/55ea9c9ef018fbb8f88b5816

"Artık bıçak kemiği deldi geçti. Gerekirse gireriz..."

Başkan Bush, Erdoğan’a "Tamam sizi anladım. İşte size çözümü gönderiyorum" demişti... Sonra Süpermen gibi gelmişti o...

Joseph Ralston...

Koordinatör... Hatırladınız mı? Emekli Org. Edip Başer de onun Türk partneri... Birlikte el sıkışıp pozlar vermişlerdi. Toplantılar. Geziler, yeni kadrolar. Ofisler...

"Tamam" dediler "ABD söz verdi. Bu iş artık koordine olur..."

Oldu tabii... Yaralar soğudu, öfke dindi. Koordinatör işini yapmış oldu. Milletin öfkesi koordine edilmiş oldu... Sonunda ikisi de istifa etti. Şimdi ne mi oluyor?

Biraz daha zaman geçsin diye, bekleyin bu defa "Batman" geliyor...

DÖRDÜNCÜ YAZI

Kim bu yatakçılar

NEW YORK ’ta karar verilmişti. Talabani, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü Bağdat’a davet etmişti... Gül de "Tamam" demişti.. Talabani’nin Ankara ziyareti de havayı yumuşatmıştı. Peki şimdi olacak?Güven sıfıra indi yeniden... Cumhurbaşkanı açıkça , "Yataklık edenler hesap verecek" dedi.. Kim bu yatakçılar? Teröristleri barındıran Irak yönetimi. Ya da en azından Kuzey Irak yönetimi... Gül’ün sözünün ardındaki mesaj şudur:

- Uluslararası teröre "yataklık etmek" uluslararası bir suçtur...

Eğer bu suç tespit edilirse, Barzani kuvvetleri resmen düşman ilan edilecektir... Bu durumda Gül’ün Bağdat ziyareti boşa çıkmıştır... Gezi sınır ötesi harekáta dönüşmüştür. Hatta bu defa orada kalma planıyla... Ve bir tampon bölge oluşturulmasına...

BEŞİNCİ YAZI

Polisler gelecek eşyalarını taşıyacağız

TEKRAR aynı güne dönüyorum... Bir Güneydoğu dizisi hazırladığım günlere... 2 yıl önce Şırnak Meydanı’ndaki devasa Atatürk heykelinin dibine çökmüş bekleyen gençlere sormuştum:

- Ne bekliyorsunuz burada?

- İş...

- Ne işi?

- Polislerin tayini var da...

- Anlamadım, ne ilgisi var?

- Abi polislerin tayini çıktı. Şimdi yeni polisler gelecek, eskileri gidecek. Taşınma olacak.

- E ne ilgisi var?

- Biz de onların eşyalarını taşıyıp üç beş kuruş kazanacağız.

İşte budur içine düştüğümüz vahim çelişki. Düşünsenize; Terörü önlemek için Şırnak’a polis gönderiyorsunuz... İşsiz gencin umudu o polisin oraya taşınmasında...

Ya dağa çıkıp polisle çatışacak. Ya da polisi taşıyacak. Ve ne yazık ki o günden bu yana bir değişiklik yok. O işsiz genç orada öylece bekliyor... Bu mudur peki Türkiye Cumhuriyeti’nin çözümü... Tabii sormak gerekiyor:

- Her işsiz dağa mı çıkıyor kardeşim?

- Tamam da her işsizin arkasında böylesine uluslararası bir organizasyon yok ki...

Ağır silah nedir?

BENİM bildiğim terörist dediğin, hafif silahla saldırır ve kaybolur... İlk defa duydum... "Ağır silahlı terörist"... Genelkurmay, "Ağır silahlarla ateş altına aldılar" diyor... Nedir bu ağır silah? Top mu, füze mi? Bu kadar ağırsa nasıl gelebildi oraya kadar? Ağır silahlı 300 kişilik terörist grup olmaz... Bunlar gezer birlik olmaya başlamışlar...

ALTINCI YAZI

ABD ile istihbarat paylaşımı kesilmiş

SORULAR şunlar:

- 300 kişinin üzerinde bir terörist grup nasıl oluyor da göstere göstere karakola kadar gelip saldırıyor?

- Ağır silahlar taşıyan bu grubu kimse görmüyor mu?

- Gündüz vakti nasıl oluyor da saldırabiliyorlar?

- İstihbarat yok mu?

- Hani ABD ile istihbarat paylaşımı vardı?

Bu soruları çok yetkili bir isime sordum... Aldığım cevap şu:

- Son harekáttan sonra ABD ile istihbarat paylaşımı kesildi. Esasen o kapsamda bir uydu istihbarat paylaşımı zaten sürekli olamaz. Bu nedenle kesilmişti. Türkiye kendi gücüyle istihbarat yapıyordu.

Evet durum bu.

Sonuç olarak, Türkiye Irak’ta sivil alanlara girmesin, Kerkük dahil bir tehdit oluşturmasın diye "ağzına birkaç haftalık bir uydu istihbarat balı" sürüldü o kadar...

Başka bir şey beklemeyin...

X