En önemli sorunumuz enerji hükümet acil önlem almalı

Güncelleme Tarihi:

En önemli sorunumuz enerji hükümet acil önlem almalı
Oluşturulma Tarihi: Haziran 23, 2008 00:00

Enerji, sağlık, inşaat, harita ve proje sektörlerinde faaliyet gösteren işadamı Ümit Günay Akıncı, Türkiye’nin en önemli sorununun enerji olduğuna dikkat çekti. Akıncı, enerji konusunda çok acil önlemlere ihtiyaç olduğunu söyledi.

PATRON Patrona bu hafta çok yönlü ve çok şapkalı bir işadamını ağırladı. Aynı zamanda sıkı bir sivil toplumcu olan Ümit Günay Akıncı ile girişimciliği, Gölbaşı’nın geleceğini, Medikal sektörünü ve enerji sektörünü irdeledik. İşte Ümit Günay Akıncı röportajı.

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

- 1989 yılında inşaat mühendisi olarak mezun oldum, yaklaşık altı yıl boyunca yurt dışında çalıştım. 1995 yılında Türkiye’ye dönüp ilk firmamı kurdum. Halen enerji, sağlık, dış ticaret, inşaat, harita ve proje sektörlerinde faaliyet gösteren firmalarım var. Günlük 14 saat çalışırım. Cumartesi günleri saat 18’den sonra çalışmam. Pazar günlerim tümüyle aileme aittir. Tipik bir Ankara aşığıyım.

Bir Ankara aşığı ve bir planlamacı olarak Ankara’nın kentsel gelişimini nasıl buluyorsunuz?

- Harita firmam Gunka Harita, Türkiye’nin 10 büyük firmasından birisi. Yaklaşık 20 yıldır sektör işinde. Şu anda Uluslararası ihalelere giriyor, Arnavutluk, Makedonya, Kazakistan, Azerbaycan, Suriye, Yemen, en son Angola’ya teklif verdik. Çok geniş bir bilgi birikimimiz oluştu. Ankara’nın pekçok yerinin imar planlarında imzalarımız var, Çetin Emeç Bulvarının üst kısımları, İncek köyü bunların birkaçı.

Benim, özellikle ilgilendiğim alan ise Gölbaşı ve civarı. Şu anda yedi farklı bölgesinde imar çalışmalarımız var. Golbaşı civarının yeniden yapılanmasında katkım olduğu için gurur duyuyorum. Gerek Çevre Bakanlığı’nın, gerekse Büyükşehir İmar Dairesi’nin titizliğine hayranım.

Sağlık ve medikal sektörde çalışmalarınız neler?

- Sağlık sektöründe faaliyet gösteren firmam SGA çok hızlı büyüyor. Sağlık sektörünü çok sevdim, çok kolay ve hızlı büyünebilecek, potansiyeli çok yüksek bir sektör, ancak çok değişken, huzur arayanların bu sektöre girmemesi lazım. Küreselleşme, internet derken artık herhangi bir vatandaş bile bir ürünün fiyatını merak ettiğinde 10 dakika içinde dünyada kaça satılıyor, buluyor. Sipariş veriyor, ve getirtebiliyor. Bu da muhteşem bir küresel rekabet doğurdu. Kar marjları düştü. Artık alıp satmak çok cazip değil. Üretim mutlaka olmalı. Bu nedenle firmalar büyüyor, bayiler küçülüyor. Sektör hızlı bir yapısallaşma içinde. Değişim her zaman sancılı olur. Şu anda bu sektörde pek gülümseyen kimse yok.

Bu sektöre ithalatla girdim. Uluslar arası medikal firmalar, distribütörlükleri verirken bizi sadece Türkiye olarak değil, aynı zamanda Türki Cumhuriyetlerin ve Ortadoğu’nun da atlama taşı olarak görüyorlar. Bu bizim için büyük nimet. Hemen gece gündüz çalışıp Türkiye’deki oluşumu tamamlayıp oralara yönelmemiz gerekir. Bir gerçek var ki biz Ortadoğu ve Türki Cumhuriyetlerin kapısıyız. Distribütörlüğünü yaptığım iki ürünüm var. O kadar odaklandım ve yüklendim ki, şu anda ürünlerin birinin imalatı Türkiye’de yapılıp tüm dünyaya satılıyor, diğerinin ise ortağı oldum. Her işin başı azim ve odaklanmak. Şartları zorlamak hayat felsefesi olmalı.

İçinde olduğunuz sektörlerden en güncel olanı enerji sektörü. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, Proland’ın sektörde yeri ne?

- İçinde olduğum en problemli sektör de zaten enerji sektörü. Bu konuda faaliyet gösteren firmam ve gözbebeğim, Proland Group. Firmam uluslararası çapta, özellikle HES, hidroelektrik santral projelerinin fizibilite, kati ve uygulama projeleri konusunda kalitesini ispat etmiş durumda. Bünyemizde bilim adamları, araştırmacılar, dalında isim yapmış mühendisler bulunduruyoruz. Firmamız özellikle uluslararası firmalara hizmet veriyor. Uydu görüntüleri, simulasyon programları, kısaca maksimum teknolojileri kullanıyoruz. Uluslararası proje firmaları önce ölçüm tespit gibi işleri alt yüklenicilere yaptırıyorlar, kendileri projeleri yapıyorlardı, bizler, teknoloji ve proje konularında da kendimizi ispatı becerdik, artık proje konularında da bizleri kullanmaya başladılar, kendileri sadece yapılan işleri kontrol etmekle yetiniyorlar.

Şu anda tüm dünyanın problemi enerji. Bir taraftan çevreye zarar vermemeye, dünyayı kurtarmaya çalışıyorlar, bir taraftan artan enerji ihtiyacını karşılamaya çalışıyorlar. Aynı telaş Türkiye’de de var. Şu anda devletimiz bu konuda elinden geleni yapıyor. Yasalar değişiyor yatırımcının önü açılıyor, tüm kolaylıklar gösterilmeye çalışılıyor. Yatırımcılara bakıyorum holdingler bu işi bilinçli yapıyor ama cesaretli girişimcilerimiz yine sahnede. Öncelik inşaat firmalarında, sonra tekstilciler, ve kuyumcular, en sonda da bizim karşı komşu süpermarketçi geliyor. Yine aynı problem herkes girişimci, işi yapacak adam yok. Bir laf var ekmeği ekmekçiye vereceksin, bir ekmek de üste vereceksin. Henüz herkes işin başında, şimdiden kazalar olmaya başladı. Her proje bilinçli yapılmazsa bir bomba halini alır. Hem yatırımcısına, hem çalışanına hem de çevreye büyük zararlar verir.

Şu ana kadar Proland’a kontrol için, firmaların getirdiği projelerde gördüklerim, yanlış alelacele yapılmış projeler, iki misli çıkan maliyetler 20 yılda kendini zor amorti eden yatırımlar, önümüzdeki 5 yıl içinde kuruması muhtemel derelere yatırılan milyarlar,gelecek olan ilk taşkınla su altında kalacak milli servet, ortalık berbat durumda. Proland’ın misyonu ve görevi yatırımcıyı korumak ve yönlendirmek.

Aynı anda pek çok proje piyasaya çıktı ve anlayan anlamayan herkes projeci oldu. İşi gücü bıraktım, insanlara doğruları gösterme telaşına düştüm. Hemen hemen hergün konu ile ilgili, ilgi gösteren yatırımcılara konunun detaylarını ve risklerini anlatmaya çalışıyorum. Devletimizin görevi bu işlerin geri dönüşümünü ve fizibilitesini yapmak değil. Eğer bu iş bilinçli yapılacak ise mutlaka projeye ve fizibiliteye değer verilmeli ve proje kime yaptırılırsa yaptırılsın mutlaka başka birilerine kontrol ettirilmeli.

Peki bu enerji projeleri bu ivme ile devam eder ise çevresel faktörlere etkisi ne olur?

- Bu sektör bu hızla devam eder ise, beş yıl sonra kendiliğinden şarıl şarıl akan bir nehir dere bile göremeyeceğiz, pek çok yerde rüzgar gülü tarlaları oluşacak ve şu anda değil ama ileride güneş enerjisi de fizible olup da gündeme gelirse her yerde panel tarlaları göreceğiz. Sonuç olarak görüntü pek açıcı olmayacak. Bu yüzden şimdiden çocuklarımızı özellikle Karadeniz bölgesinde gezdirip bol bol doğal güzellikleri seyrettirelim. Zaten mahalli halklar ve köylüler de bu konunun farkına varmaya başladı pek çok yerde ayaklanmalar, gündeme geldi.

Peki termik santraller ve nükleer enerji için ne düşünüyorsunuz?

- Termik santraller eğer kurallara uyarlar ise çevreye verdikleri zararlar sınırlanabilir. Şu anda toplam elektrik enerjimizin yüzde 60’ın üzerinde termik ve doğalgaz santrallerden karşılıyoruz ve onlara şiddetle ihtiyacımız var. Türkiye’de evlerimizde kullandığımız elektrik enerjisi, toplam enerjinin sadece yüzde 30’u. Biz enerjiyi işimiz üretimimiz için kullanıyoruz ve şu anda gidişatımız kötü. Bu konuda çok acil önlemler almamız gerekiyor. Büyük bir olasılıkla başta sayın enerji bakanımız olmak üzere sorumlu tüm bürokratların ışıkları sabahlara kadar yanıyordur.

Ortaklık kültürü çok önemli

Neden farklı sektörler?

- Farklı işlerle ilgilenmenin en güzel yönü kötü giden işlerin yanında bana enerji ve güç verecek, moral verecek mutlaka iyi işlerin olmasıdır. Her sektörün iyi ve kötü zamanları olur. Birbirine destek vermesi ve tamamlayıcılık çok önemlidir. Başarı için kurumsallaşma ve ortaklık çok önemlidir. Kurumsallaştıkça harcama artar ama kapasite ve gelir de artar. Eş seçimi ve ortak seçimi, insanın hayatında verdiği en önemli kararlardır. Ortaklık kültürü çok önemlidir. Paylaştıkça her şeyin bereketinin artar ve mutlaka işi en iyi bilen insanlar bulunmalı ve gerekiyorsa peşlerinden koşmalıdır.

Köy kahvesinden girişimci çıkar

Girişimcilere örnek olması açısından sizce bir işadamı olmak ne demektir ve Türkiye’de girişimciliği nasıl görüyorsunuz?


- Bu yaşıma kadar uluslararası iş gücü ve teknoloji ihraç eden pek çok ülke ve insanını tanıdım. Bu nedenle Türk insanını daha iyi analiz edebilir hale geldim. Türk insanının cesareti ve girişimciliği hiçbir ülkede yok. Bir köy kahvesine girip bir iki konuşma yapın, 10 dakika sonra o köyden iki sanayici, beş inşaatçı, dört fabrikatör çıkar.

Evimin karşısında bir süpermarket var. Sahibini tanıyorum. Çok girişimci bir arkadaşımız. Girişimcilerin nabzını onun aracılığı ile ölçüyorum. Bir bakıyorum temel atmış inşaata başlamış, bir bakıyorum Çin’den mal getiriyor, bu aralar da enerji sektörüne sıcak bakıyor.

İnsan ilişkilerinde ise Türk insanının frekansının tutmayacağı hiçbir ülke insanı yok. Bir bakıyorum Çinliyle kol kolayız, bir bakıyorum Hollandalıyla arkadaş olmuşuz, bir bakıyorum Japon’la yemek yeyip halay çekiyoruz. Bizim başarılı olamayacağımız uyum sağlayamayacağımız hiçbir ülke insanı yok. Dünya ticaretini ve kuralları altüst ettik. Bizim ülkemize gelip bizimle her iş yapan insanın ülkesine biz beş misli gidiyoruz. Muhteşem bir insan ilişkisi ve girişimcilik kabiliyetimiz var. Tek sıkıntımız, profesyonel kadro ile çalışılmaması ve fizibilite yapılmaması. İşte anahtar bu. İşi buluyoruz, işi bağlıyoruz, işvereni çözüyoruz, ama işi yapamıyoruz. Benim başarımın sırrı bu, doğru insanlardan ekibi oluşturmak, düzgün ve tüm mücbir sebepleri içeren fizibilite yapmak, ve bu konulardan hiç taviz vermemek.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!