GeriKitap Sanat Şiirin cesareti: Buzdokuz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şiirin cesareti: Buzdokuz

Şiirin cesareti: Buzdokuz

Buzdokuz, ‘mevcut dünyanın sonunu getiren madde’. Bu, derginin Eylül-Ekim 2020 tarihli 1. sayısında yazıyor. ‘Şiirin, bilinen dünyanın dışında simgesel bir alanda ortaya çıktığına işaret ediyor’ ve şiir, ‘herkesin peşinden koştuğu bu dünyadan kopuyor’. Bu kopuş, özgürlük... Buzdokuz şiir, teori, eleştiri, 5 oldu. Varlığı bile iç açıcı. İnsan böyle çalışmaları gördükçe şiire imanı artıyor.

Artık dergi çıkarmam, arkadaşlarla da... Üç Çiçek, Şiir Atı, Eskişehir’deki Yazılıkaya ile dergicilikten ‘Heves’imi almış bulunuyorum. Fakat dergi tiryakiliktir ve başta şiir dergileri olmak üzere, onları karıştırmak bile bahtiyarlıktır. Hani kazara olur da bir dergiye daha karışırsam adı hazır, ‘9 Canlı!’
Niyesi belli. Sürekli olarak, benim bildiğim 50 yıldır, ‘Şiir ölüyor mu, geri mi çekiliyor, okunmuyor mu?’ diye sorulur, güzel güzel yanıtlanır, sonra bir de bakarsın yeni dergiler çıkmış! Yalnızca ilk çıktığı için değil elbette, daha önce tanık olmadığın yazılar, kavramlar, tartışmalarla karşılaştığın için yenidir asıl!
Sağ olsunlar Hayriye Ünal, Enis Akın, Ömer Şişman, Murat Üstübal, Bülent Keçeli, Ahmet Güntan, Hakan Şarkdemir, Osman Özbahçe, Serkan Işın, Mehmet Öztek, Ali Özgür Özkarcı, Efe Murad, Mehmet Davut Özdal vb. arkadaşlarımızın sayesinde, son yıllarda yeni sözcüğünün içini kat kat dolduran dergilerle tanıştık.
Buzdokuz, ‘mevcut dünyanın sonunu getiren madde’. Bu, derginin Eylül-Ekim 2020 tarihli 1. sayısında yazıyor. ‘Şiirin, bilinen dünyanın dışında simgesel bir alanda ortaya çıktığına işaret ediyor’ ve şiir, ‘herkesin peşinden koştuğu bu dünyadan kopuyor’. Bu kopuş, özgürlük.
Şiirin itirazlarla, retlerle ilerlediği bilinir. Verili olandan, bilinenden kopuş da özgürlüğün, öyleyse şiirin gereğidir. Her kopuş da radikaldir. ‘Dünya ise sanki onun sonunu düşleyen bir maddenin, bir bakıma şiirin içinde saklı duruyor’dur Buzdokuz’a göre.
Benim inancım da bu, şiiri bir sızma harekâtı olarak düşünüyorum ve dünyanın sonuna dek de bunun süreceğini. Yani, dünya şiirin elinde, hatta avcunda! Artık deneysel şiir demek gerekir mi, bilmiyorum, her yenilik deneysel ve şiirin yeni tanımı da bu.
Buzdokuz şiir, teori, eleştiri, 5 oldu. Varlığı bile iç açıcı. İnsan böyle çalışmaları gördükçe şiire imanı artıyor. Öyle yazmasanız da ne gam, şiirin aslında yeryüzünden çok, gökyüzü olduğunu düşlüyorsunuz bu dergilerle. Şiirin durmadan çalıştığını, ‘büyük insanlık’a yetecek kadar ekmek olmasa da, şiir olduğunu filan da düşlüyorsunuz ki, tersten düzden bilemem, ama her şeyin şiir olabileceğini de bir kez daha kavrıyorsunuz.
‘Özgür birlikteliğin neşesi’ Buzdokuz 4’te Hayriye Ünal’ın ‘Yeryüzünü, Şunları ve Bunları Kabul Gücü Sebebiyle Takdir Etmeme Dair’ başlıklı uzun şiirini de tam da bu ‘neşe’yle okudum. Neşenin ışıltısında, ferahlığında, derinliğinde bir ‘şiir bienali’ olmuş.
Buzdokuz, cesaretin neşesi.

Ötesi Berisi’ şiir
‘Genelgeçer beğeninin ve egemen anlamlandırma pratiğinin dışında’ki şairlerden Osman Erkan. ‘Ötesi Berisi’ (Holden) beşinci kitabı. Ben de ‘Hüzün Şeker Nasıl Öyle’ (2004) ile tanımıştım, ‘Diltozu’ ile farklı bir şairle karşılaştığımı anladım, ‘Eğri Oturan’la (2017) da yeni şiirde herkesin kendine bir gelenek olduğuna inandım. Gelenek yeni, ama şiiri özerk. Belki de özerk gelenek demeli.

Şiirin cesareti: Buzdokuz
Şiirin hep yeni bir imla demek olduğu, Türkçede özellikle 1990’lardan başlayarak kavrandı. Topyekûn bir kalkışmadan söz ediyorum. Yoksa elbette Ece Ayhan’dan Enis Batur’a, Tarık Günersel’den Mehmet Mümtaz Tuzcu’ya tekil öncü örnekleri hep oldu. Ama 90’ların bugüne değin süren bereketiyle şiir en eski anlamına yeni bir biçimle kavuştu. Kolektif bir ruh olmaya doğru evrilen bu kalkışma, mevcut şiirde büyük gedikler açmakla kalmadı, kendine ve sonraki gelenlere de hatırı sayılır bir alan açtı. Osman Erkan’ın şiirleri de bu alanda verimini eksiltmeyen ve şaşırtıcılığını hiç yitirmeyen yetkin örnekler olarak sürüyor. Onda, Garip’ten günümüze yazılan şiirin nerdeyse tüm temsillerini içeren bir deney havası var. ‘Yel Kırığı’ şiiri, “yıl sonunu bekleyin ağaçlar/ hele bir kağıda dökülsün/ göreceksiniz o zaman/ yarasını sözcüklerin” dizeleriyle, Garip’i deneyimlemiş hissi verirken, başka şiirlerinde de haiku’dan Divan’a pek çok olanağı kullanıyor.
Şiiri öne çıkaran bir anlayışı var Erkan’ın. ‘Bu bir O.E şiiridir’ diye mühür vurmak yerine, ‘bu yeni bir şiirdir’ coşkusunu duymayı ve duyurmayı seviyor. Ben de onun şiirini bu tevazusuyla daha da çok seviyorum: “bağırma bana gök/ dağlarda atmıyoruz çünkü şablon naralar” .
Osman Erkan, öteden beri şiiri iyi deniyor.

False