GeriKitap Sanat Sadık, Adil, Öcal ya da Hamlet!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sadık, Adil, Öcal ya da Hamlet!

Sadık, Adil, Öcal ya da Hamlet!
Abone Olgoogle-news

Mehmet Eroğlu, ‘Kötü Adamın On Günü’nde iyilik - kötülük tartışması etrafında gelişen bir suç hikâyesi anlatıyor. ‘Hamlet’ten ‘Suç ve Ceza’ya ve oradan da modern polisiyelere miras kalan, suçu felsefi ve toplumsal soruşturmanın kaynağına dönüştüren sert bir roman, tipik bir Mehmet Eroğlu anlatısı...

Hikâyenin başında, her tarafı yara bere içinde, iki kişi tarafından zorla bindirildiği araçla İstanbul’a götürülürken karşılaştığımız Sedat Demir, anne ve babasını çok küçük yaşta kaybetmiş, büyükannesi tarafından sevgi görmeksizin büyümüş bir adam. İlk karısıyla hukuk fakültesinde tanışmış, okul bitince evlenip ortak büro açmışlar. Mutlu bir evlilik sürdürdüklerini düşünedursun, karısı başka bir adamla birlikte sahtekârlık kokan işlere bulaşmış. Olay ortaya çıkınca suçu üstlenen Sadık, altı yılını hapiste geçirmekle kalmamış, barodan da atılmış. Karısı ise boşanıp diğer adamla evlenmiş. Yine de yıkılmamış Sadık, ta ki yeni bir hayata başlamak için yerleştiği Eskişehir’de sevgilisi doğum sırasında bebeğiyle hayatını kaybedene kadar...
Hikâyenin başlangıcı, bu acı olayın bir-iki hafta sonrasına denk geliyor. Tarih 9 Nisan 2019. Arkasında hurdaya çıkmış bir araba, hastane masrafları ve haşat edilmiş iki köylü bırakan Sadık’ı İstanbul’a getirenler ‘Abi’nin adamları. Daha önce iş yaptığı mafya babası ona yine birisini -Ferhat Önen’i- bulma görevi verir. Yanına Zeynel ve Hüso isimli fedaileri katar, cebine biraz da para koyarak Boğaz manzaralı lüks bir eve yerleştirir. Sadık, Ferhat’ı bulmaya yardım etsin diye genç, güzel ve paraya düşkün Pınar’ı da katar ekibine.
Şansı açılmıştır Sadık’ın. Birkaç gün sonra eski arkadaşı avukat Maide aracılığıyla zengin bir aile tarafından -cinayetle suçlanan Moldovalı hizmetçileri bulması için- özel dedektif olarak tutulur.

Sadık, Hamlet’i iyi etüt etmiş bir adam. Kendisini Hamlet’e bakarak tarif ediyor; “Melankolik adam; kararsız adam; zayıf iradeli adam...” Ağrı kesici haplarla kafayı bulan, geçirdiği kazanın etkisiyle ölüm korkusunu yitirmiş, bundan sonra ne yapacağı hakkında -tıpkı Hamlet misali- hayaletinin ona yol göstermesini bekleyen Sadık bir türlü göremiyor hayaletini. Ne var ki olaylar çok hızlı bir devinimle ilerlerken çözülmeyi bekleyen yeni sırlar, her çözümde daha da karmaşıklaşan olaylar çıkıyor karşısına.
Sadık diye söz ediyorum kahramanımızdan ama yaşadığı onca şeyden sonra ismini değiştirmiş; “Önce kimsesizdim, sonra avanaktım, ardından iyi biri oldum. Herkes iyi olduğumu söyleyip durdu. Sonuç: Adil olup çıktım. Ama işe yaramadı... Tadına bakmadığım ne kaldı, sırada ne var? Kötü olmak mı?”
Hamlet eylemsizliğinden kurtulmak için öfke ve intikamı seçmişti. Bundan böyle kendisine Öcal ismini alan Sadık ise üstlendiği vakaları sonuca erdirmek için kötü olmaya karar verecektir.

EROĞLU POLİSİYELERİ!..
Mehmet Eroğlu romanlarındaki polisiye motifleri yıllar öncesinde fark etmiş, 90’lı yıllarda Virgül dergisinde şunları yazmıştım:
“Belki şaibeli olabilir, son olarak 80 sonrasında art arda çıkan romanlarıyla parlayan ve edebiyat dünyasından aynı hızla çekilen Mehmet Eroğlu’nun kitaplarını; ‘Issızlığın Ortasında’, ‘Yarım Kalan Yürüyüş’ ve ‘Geç Kalmış Ölü’yü unutulmuş polisiyeler arasında göstermek istiyorum. Ne yazar, ne yayıncısı ve ne de okuyucular polisiye olarak görmediler bu romanları. Onlar daha çok politik roman türü etrafında tartışıldı ve politik motifleri nedeniyle eleştirildi. Oysa, başka bir gözle baktığınızda birbirini tamamlayan bu üç kitap ‘Hard Boiled’un bütün özelliklerine sahip görünüyor. Karakterlerin politik kimliklerini kaldırıp yerine bir çete ilişkisi koyup, zaman ve mekânı 30’ların Amerika’sına taşıyan bir okuma yaparsak öykülerde hiçbir değişiklik olmayacak...”
2000’li yıllarda yeniden yazmaya başlayan ve her romanında biraz daha ustalaşıp hikâyelerine, karakterlerine derinlik katan Eroğlu, polisiye kurguyu kullanmaktan vazgeçmedi. 2003 yılında yayımlanan ‘Kusma Kulübü’ karakteristik bir örnektir. “Kara roman tarzında yazılmış bir siyasi polisiye” diye nitelediğim ‘Kusma Kulübü’nün ardında toplumsal meselelere yönelik keskin bir gözlem, şiddet dolu bir eleştiri vardı.

Daha önce hikâyeyi çekici kılan bir araç olarak yararlanmıştı polisiye kurgudan. Gerek ‘İyi Adamın On Günü’ gerekse de ‘Kötü Adamın On Günü’nde araçla amaç arasındaki mesafe azalmış. Her iki roman da Türkçe yazılan polisiyelerin en seçkin örnekleri arasına girecek düzeyde; “Katman katman açılan; yalanlarla, hazlarla ve esrarengiz cinayetlerle örülü şaşırtıcı polisiyeler...”
Şaşırtıcılık muammadan ziyade suçu ele alışında: Klasik polisiyeler suçun takibini düzenin bekasına indirgerler. Mehmet Eroğlu’nun polisiyelerinde suçu yaratan düzenin kendisidir ve adaleti sağlamak adına hukuk ihlal edilebilir. Tam da bir roman kahramanının söylediği gibi; “Kötülük, gerçek, doğruluk, iyilik... Bunların hepsi birer yorum. İnsan, haklı bulduğu bir davayı savunduğu zaman her şeyi yapabilir, haksızlık, hatta kötülük bile...”
Bu tarz polisiyelerin babası olarak Dashiell Hammett gösterilir ki, ‘Kötü Adamın On Günü’nde Sadık, onun tarzını benimsediğini açıkça belirtiyor. Bireysel psikolojik dürtülere dayanan suçun yerini siyasi/ekonomik/toplumsal yozlaşmadan kaynaklanan suçların aldığı gerçekçi polisiyelerin dedektif tiplemesi de farklı olacaktır elbette. Gerçeği bulmak ve adalet sağlamak uğruna ölümü göze alan, hayatla bağları zayıf, sert, ama başı dertte olanlara hayır diyemeyecek kadar yufka yürekli, her daim zayıfın yanında olan bu dedektif tiplemesi, aslında Mehmet Eroğlu romanlarının kahramanlarıyla birebir uyumludur.

Toplumsal eleştiri meselesi biraz geri planda kalmış gibi görünüyor. Ancak olayın geçtiği zamanın Istanbul’un -iptal edilen- belediye başkanlığı seçimi sırasında geçmesi ve konunun roman kişileri aracılığıya arada bir -derinleşmeyen- atışmalar üzerinden hatırlatılmasına dikkat edelim. Sadık’ı Öcal’a dönüştüren, iyilik-kötülük tartışmasına yönelten ve sonuçta adaleti sağlamak adına eyleme götüren süreç böyle bir siyasal ve toplumsal arka planın yansımasıdır.
‘Kötü Adamın On Günü’nde dedektif tiplemesi ve hikâyesi kadar tragedya kalıplarını, yan karakterleri, erotizmi, felsefi tartışmaları ve keskin üslubunu da polisiye kalıplarıyla çok iyi birleştirmiş Mehmet Eroğlu.

Sadık, Adil, Öcal ya da HamletKÖTÜ ADAMIN ON GÜNÜ
Mehmet Eroğlu
İletişim Yayınları, 2020
283 sayfa, 35 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle