GeriKitap Sanat Japon yazarın kedisi İstanbul’u birbirine kattı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Japon yazarın kedisi İstanbul’u birbirine kattı

Japon yazarın kedisi İstanbul’u birbirine kattı
Abone Olgoogle-news

‘Murakami’nin Kedisi’ fantastik bir roman. Fonda İstanbul manzarası, papazı, Pagan büyülerinden psikanalize uzanan bir yelpazede renkli karakterleriyle keyifli bir okuma vaat ediyor.

10 yıl önce bir kız bebek dünyaya getirir Aylin Oflaz. O sıralarda evde bol bol okuyup, kızına bakmakla geçirir zamanını. Japon yazar Haruki Murakami’nin eserleri Türkçe’ye çevrilmemiş. O, yurt dışından ‘Sahilde Kafka’yı almış, okumuş. Sonra da devamı gelmiş. 

Fikrin gelişmesi yazarın diğer kitaplarında özel kediler veya dile gelen canlılar olduğunu fark etmesiyle başlıyor. Oflaz’ın soruları işin devamını getiriyor: Nereden geliyor aklına bunları yazmak? Yoksa adamın konuşan bir kedisi mi var? İşte bu olasılıklar, Aylin Oflaz’a ‘Murakami’nin Kedisi’ni yazdırıyor.
Konuya gelince: Senaryo yazarı Lal, eşi Umut’a öfkelenip ardına bakmadan evi terk eder. Kendini Beyoğlu’nda, St. Antoine Kilisesi apartmanlarında bulur. Çok sevdiği yazar Haruki Murakami’nin Pera Palas’ta yapılacak bir panel için İstanbul’da olduğunu öğrenince kulaklarına inanamaz. Otele geldiğinde kapıda bir kargaşa vardır, biricik Murakami ise suratını asmış, lobide öylece oturuyordur. Edebiyat devinin kedisi yer yarılmış, içine girmiştir!
Murakami, Lal’i tersler. Kedi Tom, yolda yürürken Lal’in ayağına dolanır. Genç kadın, kediyi resmen kaçırır!
Tom, Murakami’den intikam almanın peşinde bir kedidir. Senelerce edebiyatçıya hizmet ettikten sonra canına tak ediyor ve sıradanlaşmış, takdir edilmeyen bir ilişkiyi ters yüz etmek ister. Bilinçaltında biriken öfke patlayıverir.
Yazarımız Aylin Oflaz bir dizi senaristi. Kitabın dilinde bunun etkilerini görmek mümkün. Zaten kendisi de, “Senaryoda anlatım doğrusaldır, klasik romanda olduğu gibi bir detaya girip onun içinde boğulmak yerine, izleyiciyi sürekli ileri taşımak ve heyecanı korumak üzerine bir olay örgüsü vardır. 15 sene dizi yazdığım için böyle bir içgüdüm var” diyor.
Karakterlerden biri olan Levent Ka, kitabın bir yerinde “Dünya edebiyat tarihinin paralel evrenine hoş geldiniz, cicim” diye bir laf ediyor. Kahramanına bu cümleyi söyleten yazarımıza bunun anlamını soruyorum: “O çok sevdiğimiz yazarlar, dünyaya nam salmış eserlerini yazarken acaba nelerden ilham almış olabilirler? Kim bilir başlarına o sırada ne geldi de bizleri bu fantastik dünyalara taşıyabildiler? İşte ben de bunun fantezisini kuruyorum. Edebiyat tarihine kendi hayallerimle bir katkı yapıyorum; onlara büyük saygı duyarak ve onlarla birlikte tekrar hayal kurarak...”
Ben bir Murakami tutkunuyum. Ve içinde Murakami geçen her şeyi zaman kaybetmeden okurum. Peki Aylin Oflaz’ın bu kitabını Japon edebiyatçıyı hiç okumamış biri anlayabilir mi, yazarımızın cevabı “Kesinlikle” oluyor: “Esas hedeflerimden biri hep bu oldu: İki dünyayı bir etmek. Modern düşünce ikilik üzerine kuruludur. Sanatı da seyirciye de ikiye ayırır. Ancak tüm bunlar çoktan yapıbozumuna uğradı. Bir metin yüzbinlerce şekilde yorumlanabilir. Herkes kendince bir anlayış çıkarabilir. ‘Murakami’nin Kedisi’ herhangi bir okuyucu için eğlenceli bir metinken, referansları anlayan biri için daha da keyifli bir okuma olacaktır. Bu da işin güzel tarafı.”
Sırada kitabın sonunda da muştulandığı üzere ‘Bram Stoker’ın Masası’ var. Serinin ikinci kitabı... Üçüncü kitap ise Oscar Wilde üzerine olacak. Hedef, yedi kitaplık bir seri ortaya koymak…

MURAKAMİ’NİN KEDİSİ

Japon yazarın kedisi İstanbul’u birbirine kattı

Aylin Oflaz
Doğan Kitap
144 sayfa, 15 TL.

 

 

 

False