Öğrencilere fen dersi nasıl sevdirilir?

Güncelleme Tarihi:

Öğrencilere fen dersi nasıl sevdirilir
Oluşturulma Tarihi: Ocak 08, 2024 09:41

İnsanoğlu dünyaya geldiği ilk andan itibaren çevresindeki uyaranların etkisiyle yaşamını devam ettirir. Süreç boyunca yaşa bağlı olarak belirli fiziksel, duygusal, nörolojik, psikomotor özelliklerle gelişimini sürdürür. İnsan yaşamı değişken ve dinamik yapısıyla karmaşık bir döngü halindedir. Bu süreçte yaşamını şekillendiren birçok unsurun etkisiyle kendini keşfeder, kendi kimliğini yaratır ve bu durum ‘öğrendiklerimiz’ ve ‘yeni öğreneceklerimiz’ şeklinde zihnimizde birtakım düşünceler oluşturur.

Haberin Devamı

Öğrenme hayat boyu süren fiziksel ve zihinsel bir faaliyettir. Alışkanlıklar, önceki yaşanmışlıklar, hayata olan bakış açısı, beklentiler, yetenekler, ilgi, merak ve daha pek çok faktör öğrenme üzerinde etkili. Bisiklet sürme, balık tutma, yemek yapma, çizim yapma gibi günlük hayattan faaliyet örnekleri yukarıda sayılan durumlar çerçevesinde öğrenilir. Bununla birlikte formal öğrenme ortamlarında (eğitim-öğretim kurumları) öğrenilen bilgi ve becerilerin kişilerin yaşam ve davranışlarına etkisi üzerinde önemle durulmalı. Yeni öğrenilen davranışların gelişimi ise ilgi gösterme ve aktiviteyi severek, isteyerek yapma ile gerçekleşebilir. Bu da ancak aktivitenin içinde yer almakla mümkündür. Örneğin yüzmeyi öğrenmek için bir yüzücüyü veya yüzücünün videosunu izlemekten ziyade suyun içinde bizzat olmak gibi, bir fen konusunu aktif faaliyetler (deney, gezi gözlem, drama gibi) yoluyla öğrenmek ve günlük yaşamda karşılaşılan sorunları temel bilgi ve becerilerimize güvenerek çözmek buna örnek olarak gösterilebilir. Bu sayede kişi mutlu olur ve devamında çalışma isteğine ve arzusuna kavuşur. Kendi yeteneğinin farkına varabilir ve gelecek hakkındaki yaşantısıyla ilgili daha somut kararlar alabilir. Bu noktada uğraşılan şey her ne ise ‘sevgi’ ile yaklaşılması kendini gerçekleştirme ve yeteneklerin keşfinde anahtar role sahip. Duyuşsal bir özellik olarak sevgi, öğrenmede itici bir güçtür ve onu şekillendirir. Bu nedenle yaşamda öncelik, bir işe sevgi ile yaklaşmak olmalı.

Haberin Devamı

SORU SORARAK BİLGİ DAĞARCIĞI GENİŞLER
Kendi kararlarını alabilen, hayattan ne istediğini bilen, hayatı sorgulayan bireyler toplumların istediği, örnek teşkil edebilecek kişilikler arasında. Ebeveynler ve eğitimciler olarak bireylere yaşamlarını devam ettirebileceği bilgi ve beceriler kazandırmanın, günlük hayatın karmaşası içinde dik durabilecek, öz güveni yüksek bireyler yetiştirmenin önemli olduğu unutulmamalı. Hayatta olan bitenler hakkında sorular soran, problemleri tespit edip çözebilen, olaylara farklı açılardan bakabilen ve en önemlisi tüm bunları yaparken hayattan ne istediğini bilen hedef sahibi bireylerin uyum, yaratıcılık ve yeteneklerini uygun alanlarda kullanabileceklerini söylemek olasıdır. Küçük yaşlardaki bir çocuk etrafında gerçekleşen olayları daha dikkatli ve sorgulayıcı bir tavırla “ne, neden, nasıl” gibi temel soru kökleriyle ve elbette güçlü merak duygusuyla sürekli sorgular, bu çerçevede sorular sorar. O dönemlerde hızlı bir şekilde öğrendiklerine ve bilgi dağarcığının giderek genişlediğine tanık oluruz.

Haberin Devamı

BU KONULAR İLERİDE NE İŞİME YARAYACAK?
Peki bunu gerçekleştirebilecek ortamları nasıl yaratabiliriz? Öncelikle temel disiplinleri özendirmek, sevdirmek, ilgi duymalarını sağlamakla işe başlamakta fayda görüyorum. Doğayı sorgulamayı amaçlayan fen disiplinine ayrı parantez açmak istiyorum. Bir öğrenciye feni sevdirmek için ebeveynler ve eğitimciler olarak neler yapılabilir? Önümüzdeki olası engeller ve sorunlar nelerdir? Nasıl çözüme kavuşturabiliriz?

Okullarda öğrencilerin fen dersiyle ilgili olarak ‘Bu konular ileride benim ne işime yarayacak?’, ‘Konuları ezberlemekten nefret ediyorum’, ‘Enerjimi feni anlamakla geçiremem, sınav kaygım var’, ‘Fen dersi zor o yüzden sevmiyorum’ gibi soruları olağandışı olmasa gerek. Buradaki en önemli sorun öğrencilerin fenin hayatın kendisi olduğu gerçeğiyle yeterince yüzleşmemiş olmalarıdır. Fenin en yalın tanımı doğayı anlama, olgu ve olaylar arasındaki ilişkiyi gözlem, deney, ölçme gibi olgusal süreçler yoluyla incelemek ve aralarındaki nedensel bağlantıları açıklamaktır. Bu bilimsel bir tanımlamadır ama hayatın her noktasında fen ile iç içe olduğumuz da bir gerçektir. Örneğin kaymadan rahatlıkla yürüyebilmemiz (sürtünme kuvveti), sıcak yaz günlerinde ıslak zeminin kısa sürede kuruması (buharlaşma), demirin paslanması (kimyasal değişim), atılan topun yere düşmesi (yerçekimi kuvveti), yün kazağı çıkarırken çıtırtı hissetme (statik elektriklenme), nefes alıp verme (solunum) gibi. Bunlar fenin günlük hayattaki örneklerinden birkaçıdır ve karşılaştığımız bu olayların doğasını, kaynağını, ilişkili diğer durumları neredeyse hiç sorgulamayız. Yaşantımızın her noktasında farkında olmadığımız bu bilimsel olayları gözlem ve deney yoluyla çözümlemeye çalışmak zor olmasa gerek. Bunlar feni anlama ve olayları çözümlemede temel bilimsel yöntemlerdir ve sorgulamanın temel anahtarlarıdır.

Haberin Devamı

ÖĞRENME ORTAMLARI DESTEKLENEBİLİR
‘Bitkilerin büyümesinde etkili olan faktörler nelerdir?’, ‘Belli yükseklikten bırakılan bir cismin yere düşmesinin nedeni nedir?’, ‘Bir parça buz oda sıcaklığında bir ortama konulduğunda erimesinin nedeni nedir?’ gibi doğadaki temel işleyişlerle ilgili örnek soruları ders kitaplarında fen konusu olarak görebiliriz. Öğrenciler öğrenme ortamlarında bu sorularla karşılaşınca tedirginlik yaşayabilir ve bu zamanla konulara ve bütün olarak derse karşı korku geliştirmelerine neden olabilir. Ebeveynler ve eğitimciler olarak gerekli önlemler alınamazsa başta öğrencinin derse yönelik duyuşsal ve devamında bilişsel davranışlarında bir takım olumsuz yansımalar olabilir. Başta belirttiğim gibi dersi sevmesi, ilgi göstermesi kısacası olumlu tutumlar geliştirmesi bu olumsuzlukları en aza indirecektir. İlköğretim düzeyindeki öğrencilerin bir gününü düşündüğümüzde bu özelliklerin gelişimi aile içinde, formal veya informal öğrenme ortamlarında desteklenebilir.

Haberin Devamı

FEN BİLİMLERİ NASIL SEVDİRİLİR?
Her çocuk doğaya karşı ilgilidir, doğayı sorgulama anlamlandırmaya çalışma gayreti içindedir. Çünkü insan psikolojisi gereği kendini doğanın bir parçası olarak görür. Evren ve doğadaki temel işleyişler, canlı ve cansız varlıklara atfedilen biyolojik, fizyolojik gereksinimler ve özellikleri hakkında zihninde birtakım düşünceler vardır. Tam da bu noktada çocukların merak ve sorgulama dürtüsünü pekiştirmek ve bunu hayatın bir parçası olarak görüp bu alışkanlığını sürdürülebilmesinde bizlere görevler düşer.


Ebeveynler olarak yapılabilecekler:
Öğrencilere feni sevdirmenin birçok yolu olabilir.
* Karşılıklı sorular sorulabilir. Örnek verecek olursak suyun kaynama nedenini, düğmeye basınca lambanın nasıl yandığını, merdiven çıkınca neden yorulduğumuzu, sıcak bir çayın zamanla neden soğuduğunu, denizlerin neden tuzlu olduğunu, gökyüzünün neden mavi göründüğünü ailesine soran bir öğrenciye basit bilimsel açıklamalar yaparak öğrenme isteği teşvik edilebilir. Sorularına karşılık vermek bir anlamda önem verdiğimiz ve ilgi gösterdiğimiz anlamına gelmektedir. O yaşlarda onlar için rol model olduğumuzu unutmayalım. Böylece araştırma yapma isteği artacak ve aklındaki sorulara daha makul cevaplar bularak merakını giderebilecektir. Hatta zaman içerisinde karşılaştığı yeni durumlara bu şekildeki yaklaşımı sayesinde ilgi ve yeteneklerini keşfedebilir, günlük yaşantısında karşılaştığı durumları bilimsel bakış açısıyla görebilir ve çözümleyebilir. Bununla birlikte kazanılan bilginin kalıcı ve anlamlı olması bakımından bahsi geçen konularla ilgili günlük yaşam örnekleri sorulabilir, böylece fenin yaşantımızdan kopuk olmadığının farkına varmaları sağlanabilir.

Haberin Devamı

* Basit malzemelerle evde deney yapmaları sağlanabilir. Öğrencilerin deneyin sadece okul ortamında değil hayatın her yerinde yapılabildiğini görmeleri bakımından bir fırsat olarak düşünülmelidir. Deney yöntemi kavramlar arasındaki ilişkiyi neden-sonuç bağlamında açıklar, bilimsel yöntem basamaklarını kullanarak birçok kez denemelerle gerçeği bulmayı amaçlar. Kavramları somutlaştırması, bilginin keşfedilmesi, öğrencilerin kendilerini bilim insanı gibi hissetmeleri ve benzeri birçok faydayı bir arada barındıran önemli bir aktivitedir. Örneğin yerçekiminin varlığı çeşitli şekillerde test edilebilir. Bir cismi belli yükseklikten bırakıp ne olacağını gözlemlemek, uçurumun kenarından bırakılan taşın hareketini gözlemlemek, Ay’ın veya yapay uyduların Dünya etrafında dönmesini sorgulamak gibi. Veya imkanları doğrultusunda çözünme hızına etki eden faktörlerle ilgili basit bir düzenek hazırlamak gibi. Bilimin sınırı yoktur, yeter ki merak, keşfetme isteği ve araştırmacı ruh aktif olsun. Bu nedenle bizler bu süreçte onlara destek olmak adına çeşitli kaynaklardan bilimi yakından takip edebilir, deneyler sırasında onlara eşlik edebiliriz. Bu sayede kendimizi de geliştirebiliriz.

* Bilim insanları hakkında bilgi edinilebilir. Bilim insanlarının hayatları hep merak konusudur. Çoğu öğrencinin zihnindeki bilim insanı imajı beyaz önlüklü, gözlüklü, laboratuvar ortamında deneyler yapan, keşif ve icat gibi olağanüstü işlerle uğraşan, özetle zamanın çoğunluğunu bu tür faaliyetlerle geçiren insanlar şeklinde olabilmektedir. Bunu; kimi zor, kimi eğlenceli, kimi de bilgilendirici bir süreç olarak düşünebilir ve bunlar çocukların bilime olan bakış açısını etkileyebilir. Ön yargıyı kırabilmek adına, öğrenciye doğayı anlama ve çözümlemede bilim insanlarının izlediği yolları takip ederek onlar gibi davranabileceği hatırlatılabilir. Evde yapılacak basit deneylerin aslında buluş anlamına geldiği vurgulanabilir. Bunu kendilerinin fark etmeleri için gerekli ortamın hazırlanması gerekir. Basit malzemelerle yapacakları tasarımlarının kendi ürünleri olduğunu hissetmeleri ve aslında bunların da birer icat ürünü oldukları ve sonraki süreçte daha iyisini yapabilecekleri yönünde onları desteklemenin önemli olduğu unutulmamalıdır. Örneğin teleskop, mancınık, rüzgar tribünü gibi. Bu faaliyetler zor ve zaman alıcı olabilir ama ebeveyn desteğiyle hem süreç içerisinde hem de bitiminde bir işi başarmanın mutluluğuyla kendi potansiyelinin farkına varabilir. Böylece uzun dönemli yetenekler geliştirebilir ve içsel güdülenmeyi canlı tutabilir. ‘Tıpkı bilim insanlarının bilim ve hayatla ilgili tutumları gibi’ hatırlatmalar yapılarak bilgiye ulaşma arzusunu besleyen bir tutum geliştirmeleri sağlanabilir.
Bilimin bir insan faaliyeti olduğu onların da bizim gibi yaşantılarının olduğu düşüncesi vurgusu yapılabilir. Bunun için eğitsel videolar, ansiklopediler, bilim teknik dergileri gibi çeşitli yazılı ve görsel kaynakları incelemeleri sağlanabilir. Böylece bilim insanlarının karakteristik özelliklerini, bilimsel bilgiye ulaşmada hangi yolları kullandıklarını, toplum ve kültürle olan bağlılıkları, hayal gücü ve yaratıcılığın önemi, bilimsel çalışmaların yeni veriler ışığında değişebildiğini vs. yakından tanıyıp öz değerlendirme yoluyla birtakım çıkarımlarda bulunabilmeleri sağlanabilir. Hayatımızın parçası olan teknolojik araçların kaynağının bilim sayesinde var olduğunu fark etmeleri sağlanabilir. Bilim ve teknoloji arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Bilim mevcut şartlarda bilgi üreterek teknolojiyi geliştirirken, teknolojideki gelişmeler bilimin ortamını, şartlarını daha iyi hale getirerek bilimsel faaliyetlere hız kazandırır. Geçmişten günümüze icatlar ve önemi hakkında konuşarak konuya ilgi çekilebilir. Bilim tarihinden örnekler sunmak her zaman ilgi çekici ve merak uyandırıcıdır. Mikroskop, teleskop, otomobil, düdüklü tencere gibi örnekler verilebilir. Her birinin birer teknolojik ürün oldukları hatırlatılarak özellikle severek kullandıkları cihazların tasarım süreci sohbet havasında tartışılabilir. Kısacası öğrencinin bilime olan ilgisi, merakı ve keşfetme duygusu süreci kolaylaştıracak etmenlerdendir. Bu nedenle bilimi sevdirmede ebeveyn desteği önemsenmelidir.

EĞİTİMCİLER NELER YAPMALI?

Öğrencinin feni sevmesi ve sevmemesi için birçok neden vardır. Yukarıda ele alınan açıklamalar feni sevmesi yönünde atılacak adımlardandır. Bunlara ek olarak eğitimciler şunları yapabilir:

* Öğrenciyi aktif tutan faaliyetler yapılabilir. Eğitimcilere düşen en önemli görev öğrencinin ‘yaparak yaşayarak öğrenmesi’ temel ilkesinden yola çıkarak öğrenme faaliyetlerini zenginleştirmesidir. Öğrenme etken davranışlar çerçevesinde gerçekleştirildiği sürece öğrencinin dersi sevmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu, öğrenciyi duygusal ve zihinsel olarak hazırlayan en önemli durumdur. Süreç içerisinde laboratuvar, proje, drama, gezi gözlem, eğitsel oyunlar gibi çeşitli öğrenme yöntem ve teknikleri kullanılabilir. Fen konularını somutlaştırması ve öğrenmeyi kolaylaştırması bakımından bu yöntemlerle fen dersini sevdirmek mümkündür. Bu sayede hem eğlenir hem de öğrenirler. Çoğu duyu organına hitap etmesi, bilimsel süreç becerilerini (gözlem, ölçme, sınıflandırma vs.) desteklemesi, zeka gelişimini desteklemesi, ilgi ve yeteneklerini keşfetmesi, sorumluluk duyma, yaptığı işe değer verme gibi birçok davranışa olumlu katkılar sağlayabilir.

* Öğrencilerle diyaloğa önem verin. Öğrencilerin feni sevmemesinde etkili faktörlerden biri de öğretmendir. Bu basit manipülasyonlarla aşılabilir bir durumdur. Öğretmenler bilgi ve birikim anlamında bizlerden öndedir. Tüm çabalarıyla öğrencilerini geliştirmeye yönelik girişimlerde bulunurlar. Öğrenci öğretmenin anlatım tarzını ya da yaklaşımını beğenmiyor olabilir. Ebeveyn olarak önce çocuğunuzu dinleyin problemin aslını öğrenin sonrasında da öğretmen ile durumu paylaşın. Karşılıklı diyalog halinde olma sürecin sağlıklı ilerlemesinde etkili olacaktır. Hem ebeveynler hem de öğrenci-öğretmen olarak birbirinizi tanıyın.

Yukarıda ele alınan durumlar öğrencilerin fen dersine olan korkularını hafifletebilmek ve zamanla bu derse sevgi hissetmelerini sağlamak için yazılmıştır. Feni anlama ve hayatın her aşamasında hissedebilmek için öncelikle merak duygusunu harekete geçirme, yeteneklerini keşfetme, olayları nedenleriyle sorgulamalarını sağlayacak ortamları hazırlamanın gerekliliğine vurgu yapılmıştır. Hayattaki başarının sırrı ilgilenilen işe sevgi ve ilgiyle yaklaşılmasıdır, zamanla hayatının bir parçası olarak bu davranışı içselleştirecektir. Bu nedenle süreçte kazanılan davranışların ebeveyn ve eğitimciler olarak yakından takibi önemli.

PROF. DR. AYŞE SERT ÇIBIK KİMDİR?
1980 yılında Adana’da doğdu, ilk, orta ve lise eğitimini Adana’da tamamladı. Lisans derecesini Atatürk Üniversitesi, yüksek lisans derecesini Çukurova Üniversitesi ve doktora derecesini Gazi Üniversitesinden aldı. 2005 yılında Araştırma Görevlisi olarak başlamış olduğu Gazi Üniversitesi Fen Bilgisi Eğitimi Anabilim Dalı’nda Profesör olarak araştırma ve eğitim faaliyetlerini sürdürüyor. Yazarın başlıca araştırma alanı proje tabanlı öğrenme ve fen eğitiminde uygulamaları olup ayrıca kavram öğretimi ve kavram yanılgısı, bilişsel-duyuşsal öğrenme yaşantıları, bilim tarihi ve bilimin doğası, Fen Bilimleri Dersi öğretim müfredatı ve içeriği gibi alanlarda da araştırmalarını sürdürüyor. İngilizce bilen yazar, evli ve 2 çocuk annesidir.

BAKMADAN GEÇME!