GeriSeyahat Ayşe'nin gözlüğü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Ayşe'nin gözlüğü

Ayşe'nin gözlüğü

Ayşe ARMAN

Tayland her şeyi istemenin ülkesi

Uzakdoğu Günlüğü (1)

İnsan Tayland'a sevgilisiyle gidince ne oluyor biliyor musunuz?

İlkel ve kesinlikle içgüdüsel bir duyguya kapılıyor.

Sersemce ama pek kadınca...

Daha uçak Bangkok havalimanına inmeden o duygu tüm bedeninizi kaplıyor.

Lamı cimi yok çünkü giden her erkek de ön yargılarından dolayı erkekçe o duyguya kapılıyor.

Ve siz bunu bir kadın olarak biliyorsunuz...

Tüm hücrelerinizle hissediyorsunuz.

*

Ve ne oluyor?

Kitaplardan okuduğunuz Tay (Thai) kültürü ve tarihi beyninizin arka odalarına itiliyor.

Ön tarafa, yani salona ise tek bir duygu kuruluyor:

Korku.

*

Ve ortada herhangi makul bir sebep yokken, yılan tarafınız küt diye kafasını oynatmaya başlıyor çünkü korkunuzu gizlemeye uğraşıyor.

Siz güya kafanızı masum masum sevgilinizin omuzuna yaslıyor ve:

- Elbetteki dilediğin gibi davranabilirsin bir tanem

- Rica ederim beni, seni kısıtlayan bir kadın konumuna düşürme, bak bunu hiç istemem

- Ama ayıp ediyorsun, sen ne istiyorsan onu yap, ben alışveriş yaparım ya da Budist manastırı filan gezerim, hem müthiş yerler varmış görecek, sen keyfine bak

- Saçmalama masaj yaptırırken de bana soracak halin yok ya! diyorsunuz, gülüyorsunuz.

Siz modernsiniz.

Siz ayrı ayrı bireylersiniz.

Birbirinize ayrı yaşam alanları tanımalısınız.

Hem siz bunları çoktaaan aşmışsınız.

Dahası 1.50'lik çekik kadınlar sizin rakibeniz olabilir mi?

Ama nasıl da huzursuz, nasıl da sinsisiniz...

Adeta burnunuz uzuyor.

Güya çaktırmıyorsunuz.

Siz aslında bir kadın olarak çok doğal bir duygu yaşıyorsunuz:

Siz aslında batılı bir kadın olarak doğulu kadınlardan korkuyorsunuz.

*

Yani ben.

Evet itiraf ediyorum korktum.

Hem de pis bir numara yaparak, sanki korkmuyormuşum gibi davranarak. Onlardan daha zeki, daha iyi eğitimli, daha birikimli olduğumu vurgulayarak. Ama aslında hep içimde bir yerlerde bir erkeği mutlu etmenin yolunun sadece bu zihinsel faaliyetlerle alakası olmadığının da farkında olarak.

Siz beni anlıyorsunuz değil mi?

Ben burada sadece cinsellikten söz etmiyorum.

Bizimkinden farklı olan bir doğu kültüründen söz ediyorum.

Doğu kadınının erkeği mutlu etme sanatından bahsediyorum.

O kadın her an hizmet etmeye, maddi manevi varlığından bir şeyler vermeye hazır. Daha duruşundan, gülüşünden, omuzlarının duruş biçiminden, avuçlarını birleştirip selam vermesinden, sizin emrinize amade olduğu anlaşılıyor.

Kayıtsız şartsız bir bağlılık.

Biz ‘‘kölelik’’ demeyi tercih ederiz değil mi?

Öyle mi acaba?

Bizim kölelik demeyi tercih ettiğimiz şey erkeklerin hoşlarına giden bir özellik mi?

*

Ama ben bir gemi direği gibi mağrur duruyorum.

Burnumdan kıl aldırmıyorum.

Ama hangisi doğru bilmiyorum.

Bizlerin gururumuzdan taviz vermemesi mi, doğulu kadınların her an herşeye hazır ve hazırlıklı olmaları mı?

Tabii ki Tayland, sadece bu tür çelişkilerin yaşanabileceği bir ülke değil. Bir kadın açısından buz dağının görünen yüzü sadece.

Üstelik bu büyük haksızlık.

Çünkü giderken kafanızda hazır korkularla, ya da ön yargılarla gidiyorsunuz ama aslında Tayland koskocaman ülke...

*

59 yıl önce, adı ‘‘gülen insanların memleketi’’ yani Siyam olan sonra ‘‘özgür insanların yaşadığı yer’’ olarak değiştirilen Tayland, bugüne kadar hiç bir ülkenin kolonisi olmamış.

Hala özgürler...

Ülkenin ekonomisi büyük bir kriz içinde olmasına rağmen onlar hala gülüyorlar.

İnsanın sinirini bozacak kadar.

Kızdıklarında, korktuklarında, sevindiklerinde, utandıklarında hep gülüyorlar.

Zaten insan orada sonunda gülen insan yüzü görmekten, deniz ürünü yemekten, bisiklet ve motorsiklet trafiğinden, sürücülerin her an klakson çalmasından, bir de her an pazarlık yapmak zorunda kalmaktan sıkılıyor.

Ama yine de her tarafta yazdığı gibi:

Tayland şaşırtıcı!

*

Ben Tayland'da en çok Bangkok'u sevdim.

Nehrin içine gizlenen o şehri çok sevdim. Filmlerdeki uzak doğu havasını ve rutubetini soludum. Böylesi çok hoş oluyor. Herhangi bir film kahramanı gibi sokaklarda dolaşmak.

Günlük koşuşturmacanın içinde bir beyaz olarak yok olup gitmek.

Var olduğunuz zamanlarda ise ya etrafı, insanları, oradaki yaşantıyı gözlemlemek ya da deli gibi alışveriş yapmak.

Tanrım orası bir alışveriş cenneti...

Avrupada ya da Türkiye'de gördüğünüz her tür eşya orada da var ve inanılmaz ucuz. Ve üstelik 1000 küsur dolara bir uzakdoğu turu yapabilmek ve bu alışveriş cennetinden faydalanabilmek mümkün. Gerçi bize daha pahalıya patladı çünkü turla değil, kendi başımıza gittik.

*

Ne promosyon gezisi.

Ne ülke daveti.

Üstelik turist kafilesi değil.

Sadece iki kişi.

Kafamıza nasıl eserse öyle...

Tayland'ın Bangkok'un altını üstüne getirdik.

Yoksulluğunu zenginliğini gördük.

Söyleyebileceğim tek şey bu ülkenin müthiş bir ilerleme içinde olduğu. Öyle binalar, öyle oteller, alışveriş merkezleri var ki, Türkiye'de benzerine rastlayabilmek mümkün değil. Bu şaşaa tropikal yeşilliklerle birleşince etkileyici bir görüntü çıkıyor ortaya...

Nehrin içinde sandalla Bangkok'u bir uçtan bir uca katederken insanın kendisini James Bond'un kadınlarından biri (diğerleri Uzakdoğulu) gibi hissetmesi son derece doğal.

Bir bıçak ya da silah kullanmayı öğrenip, masaj odalarının yanında pusuya yatmayı becerebilirsem bu iş tamamdır.

*

Tayland filler ülkesi.

Ben de benim Yul Bryner'ımla birlikte (iyi hoş ama kafa parlıyor!) vesaire vesaire vesarie diyerek kuzeyde filleri, timsahları, yılanları izledik, gözledik.

Ve inanılmaz orkideler.

Her taraf her yer orkide.

Bizdeki papatya niyetine...

*

Taylandlılar ülkeleriyle gurur duyuyorlar.

Öyle böyle değil...

Muazzam bir gurur.

Onlara göre çevredeki ülkelerin hiçbirinde onlarınki kadar derin bir kültür birikimi yok. Bir tek Vietnam'dan çekiniyorlar. Önümüzdeki yıllar için. En çok da dünyanın onları seks turizmiyle tanımasından utanç duyuyorlar. Seks dedikleri de masaj ve gece şovları. İki tür masaj ve şov var. Biri geleneksel diğeri pornografik. Benim tavsiyem bir gün yolunuz düşer ve Tayland'a giderseniz, ‘‘relaxing’’ masajı değil, ‘‘traditional’’ı seçin, pornografik olanları değil, geleneksel şovlara gidin.

Çünkü çok daha iyi.

*

Tayland'ın şaşırtıcı özelliklerinden biri de...

Lady-man'ler.

Uzun boylu bir Tay kadın gördüğünüzde, önce bir durun ve ülkenin boy ortalamasını düşünün. Bunun mümkün olmadığını anlayınca bir beyin jimnastiği yapıp ne olabileceğini araştırın ve Lady-man'leri keşfedin.

Şovları müthiş.

Onlar aslında erkek.

Ameliyatlı ya da ameliyatsız.

Tabii bu durumda kadın olmuş olabilirler.

En iyisi onların dediği gibi Lady-man demek.

*

Deniz ürünlerine meraklıysanız ölmeden önce bir kere oraya gidin...

Bu kadar çok deniz ürününü başka hiçbir yerde görmemiştim.

Ve bu kadar ucuza.

Deniz ürünleri lokantalarının bazıları, futbol sahası büyüklüğünde. 800 kişilik. Binlerce çeşit arasından siz bir süper markette alışveriş yapar gibi seçiyorsunuz, 15 dakika sonra pişmiş olarak masanıza geliyor.

Afiyet olsun.

*

Taylara göre orası önce gülen sonra özgür insanların ülkesi.

Bana göre ‘‘istemenin’’ ülkesi.

Her şeyi istedim.

Her şeyi yedim.

Her şeyi aldım.

Almaktan, yemekten, istemekten, elde etmekten yoruldum.

Ama Tayland'ı sevmekten yorulmadım.

98'e orada, Bangkok'ta girdim.

Umarım bu yıl istediğim her şeyi elde ederim.



False