GeriSağlık Sosyal medyada mı yaşıyorsunuz?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sosyal medyada mı yaşıyorsunuz?

Sosyal medyada mı yaşıyorsunuz?
Abone Olgoogle-news

Günümüzde sosyal ağ platformları (instagram, facebook, twitter vb.) en popüler iletişim araçları arasında yer almaktadır. Bu araçlar aracılığıyla bireyler kişisel bilgilerini, fotoğraflarını kendi sayfalarında paylaşma imkanına sahip olmaktadırlar. Klinik Psikolog Utku Türkmeneri sosyal medyanın hayatımıza etkilerini anlatıyor.

Goffman’ın benlik sunumu teorisine göre, birbirini tanımayan kişiler birbirine bir takım bilgiler ileterek tanışırlar ve birbirleri hakkında belirli izlenimler edinirler. Günümüzde sosyal ağlardan daha önce tanımadığımız kişilerle iletişim kurmak veya yazılı, sözlü iletişimin haricinde beğenme butonu vb. ifadeler kullanarak iletişime geçmek de sözel ve yazılı olmayan iletişim türlerine girebilmektedir. Benlik ve narsisizm tanımlanırken narsistik göstergelerle sosyal ağlarda kendini sunma eğilimi giderek artmaktadır.

İnsan sosyal bir varlık olduğundan, kendisini varoluşsal, yaşamsal bir konumlandırma eğilimini zorunlu kılmaktadır. Toplumsal yaşam ve Heinz Kohut’un kuramında da geçerlidir. “İnsan kendi başarılarını paylaşma ihtiyacını kendisinde görebilir.” Bu gayet başarılı bir izlenimdir. Bunun için teknolojinin ilerlemesi, sağlıklı iletişim kurabilme yeteneğini iyi analiz edebilme ihtiyacını da doğurmaktadır. Bu doğrultuda teknolojinin yararlı olduğu gibi zararları da bulunmaktadır. Bunun için önleyici olarak insan yaşamı ve psikolojik ihtiyaçları da ayrıca değerlendirilerek, göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

Teknolojik dönüşüm yaşamımızın bir parçası haline geldiğini görmekteyiz. Bu olgunun başarılı yanları önemsenecek kadar yoğundur. Uzaktaki bir kişiyle görüşebilmek, yeni medya, web 2.0, çevrimiçi habercilik, wiki, e-ticaret, e-imza, dijital medya, dijital oyun, dijital kültür, dijital imgeleme, avatar, siber uzam, sanal uzam, sanal gerçek, ilgilenilen konular hakkında internet kaynakları gibi birçok kavram olumlu veya olumsuz olarak artık hayatımızın içinde yer alıyor.

Bu ağların sağlıklı kullanılması başarıyı getirdiği gibi, düzenli, sınırlı ve sağlıklı kullanılmamasının bireyde karakteristik işlevlerde bozulmalara yol açtığını görebilmekteyiz.

Öncelikle yaşamımızın boş zamanı olarak adlandırabildiğimiz zamanlarda bu konu hayatımızda seyretmeye başlamaktadır. Radyo/televizyon yayınları, sinema filmleri gibi tüm olgular hipermentinsel olarak yani bir yerden bir yere sınırsız erişimle, geleneksel okuma formatının dışında çoklu doğrusallık konusunda gerçekleşmektedir. Yayılım üzerinden, ara yüzdeki kullanıcılara bir anda dağılabilmektedir. Bir metinde aynı anda ses, görüntü, metin ve video öğeleri rahatlıkla bulunabilmektedir. Yani dünya parmaklarımızın ucunda sözü boşa söylenmiyor... Peki, benliğimiz de mi parmaklarımızın ucunda? Bu konuyu irdeleyelim.

Ben yani beni diğerinden ayıran özellik ve süreç benlik olarak kaynaklarda nitelendirilir. Giddens ‘e göre benlik “Olduğumuz veya olmadığımız şey değil, aksine bizzat kendi yaptığımız şeydir.’’ sözü aklımıza gelir. Benliğin oluşumu tamamen psikolojik bir süreç içerisinde oluşur. Bunlar kendimize ilişkin duygularımız, öz-saygımızdır. Bu benlik sağlıklı olarak kontrol edilemiyorsa diğer bireylerden onay arama, başkalarının beklediği davranışları sergileme, beklentileri içselleştirme gibi etkenler karşımıza çıkmaktadır. Bunun yerine toplumun resmi onaylama ve değerlerin haricinde, bireylerin kendi aralarında oluşturduğu kuraldışı tabu olarak saydığımız kurallar gelişebilmektedir.

Sağlıklı benliğin temeli ise kendimize dışarıdan bakabilme olgusudur. Yani bireylerin kendisini bir resim olarak görebilmesidir. Kişinin kendisini aynada görmesi gibi açıklayabiliriz. Bu süreçte terapistler, bu konu ile ilgili kişide farkındalık yaratabilmektediler. Bu sayede davranışlarda ve düşüncelerde neyin yanlış, neyin doğru olduğunu kişi kendisinde özümseyebilmektedir.

Enformasyon teknolojisinin gelişmesiyle Manuel Castells’in ifadesini barındıran küresel ve yerel olarak örülmüş, birbirleriyle bağ(ıntılı)lı ağ toplumu içinde yaşamaktayız. Bu sayede başkalarının, sizin varlığınızı onaylama güdüsü toplumumuzda genellikle seyretmektedir. Paylaşılan içerik hakkında ne kadar “like’’ (beğeni) gelirse, o kadar kendini ispatladığı, varlığını değerli tuttuğu algısı gelişebilmektedir. Çevrimiçi dünyada çoğumuz fark edilmek ister. Bu anlamda sağlıksız güdüler bu şekilde gelişebilmektedir. Bireyler oluşturdukları profilleri geliştirebilmek için ünü ve statüyü arttırma yönünden ve diğer insanların bağlantılarını gözlemleyerek, onlar gibi olabilmek için bir yarışa girme algısında da bulunabilmektedirler. Bu kişinin kendi özünden ayrılarak, başka birinin deneyimlerini yaşaması durumudur. Kişi sadece beğeni üzerine odaklanır ve anda kalabilmenin doğallığını ve özgünlüğünü yitirir. Bu sosyal medya algısı gündelik ilişkileri de bu denli bozulabilmektedir. Sosyal hayatla, gündelik yaşam birbirine zıt kutuplardır. Kişi gerçekle, sosyal medyayı birbiriyle bağlantılı hale getirebilmektedir. Bu noktada kişiler en iyi fotoğraflarını, en iyi içeriklerini, en iyi videolarını yayınlama noktasında kendilerini zorunlu tutmaktadır.

Sosyal medya benlik alanınızı en iyi gösterebileceğiniz iletişim unsurlarıdır. Bu anlamda beğenilme güdülerin elverişsiz olması, otomatikleşmesi ve bağımlı hale gelmesi sonucu fiziksel, psikolojik hoşnutsuzlukları gizleme, kapama, değiştirme yöntemlerine başvurulabilmektedir. Bu süreç kusursuzlaştırma olarak da adlandırılmaktadır. Yaşamın olumlu veya olumsuz algılarını yerine getirmek yerine, kişi kendi umduğu performansını yansıtma kontrolünde bulunabilir.

Tiyatro gibi düşünürsek sahne arkası ve sahne önü kavramları, başkalarının görmesi için oluşan sahne önü davranışlarını incelememiz gerekir. Kişi bu sayede hayatını hep sahne önündeki performans gibi yaşama isteği ve olgusuna kapılır. Bu çok yorucu ve duygusal olarak olumsuz bir tutum olarak karşımıza gelir. Çekimlerde kamera arkasına baktığınız zaman idealleştirilen kahramanların, gündelik yaşamda sizinle davranışlarınızın benzediğini görebilirsiniz. Yüzlerce prova, yüzlerce çekim sonucunda bu durum gerçekleşmiştir. Fakat bizler bu algıya kapıldığımız an, bu kahramanlaşmayı hissedemeyip, kendi hayatlarımıza yerleştirme eğiliminin içinde olduğumuzu görebiliriz.

Kendi benliğimizi kabul etme, kendi benliğimizi etkili ve olağan olarak kontrol edebilme, onay alma ihtiyacımızın sağlıklı olup olmamasına ve çevre veya olumsuz beklentiler içine girmeden, ben olabilmekle yaşamımızı sürdürebilmek yazımın başlıca konularıdır. Bu konular için farkında olmak, size neyin iyi gelip gelmediğini bulmak ve bağımlı davranışlarınızı kestirebilmek konusunda kendiniz için, kendinizle düşünmeye ve yazıyı daha etkili kılmak için youtube’dan DitchtheLabel kanalındaki Are you living an ınsta lie ? Social media vs. reality videosunu izlemeye davet ediyorum…

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle