Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zeynep Atikkan: On yılda kafalara da bir şey girmemiş!

Zeynep ATİKKAN

ADALET Bakanı kameraların önünde, on yıldan beri cezaevlerine girilemediğini söylüyor. Uzun yıllar belleklerden silinmeyecek olan kritik bir cümle bu.

Bakan'ın söyledikleri aslında herkesin bildiklerinin ‘‘sağlamasını yaptı’’. O kadar. Oysa son aylarda yaşanan gelişmeler, siyasetten ekonomiye, sosyal politikalara ve de dünyayı algılama reflekslerine kadar her alanda kafaların içine bir şeyin girmediğini gösteriyor.

Kısaca ‘‘on yıldan beri cezaevlerine girilememiş’’. Ama kafalara da bir şey girmemiş.

O on yıl ‘‘Soğuk Savaş’’ın sona erip yeni bir dünyanın şekillendiği döneme denk geliyor. Örneğin Soğuk Savaş yıllarında göz yumulan ‘‘pisliklerden arınma’’ dönemi 90'lar. İleri demokrasilerde bile kamu yönetimi reformunun ön plana çıktığı yıllar. Ekonomide ‘‘şeffaflığın’’ daha çok tartışılır hale geldiği süreçler. 21. yüzyıla ‘‘insan hakları yüzyılı’’ dedirtecek entelektüel tartışmalar bu on yıl içinde yoğunlaştı. İnsan hakları konusundaki duyarlılık ülkelerin içişlerine müdahaleye meşruiyet kazandıracak kıvama geldi.

Belki eksik gedik kaldı ama pek çok ülkede bir şeyler yapıldı. Bir şeyler düşünüldü. Çünkü bir şeylerin değiştiği algılanabildi.

Dinamik toplum ve bölge gücü Türkiye'nin son on yılının bilançosuna bir bakın. Cevazevleri ‘‘denetim dışı’’, o çok dinamik ekonomi ise IMF'nin denetiminde. Olayların seyrini, Başbakan'ın deyimiyle ‘‘bir yerlerden düğmeye basanlar’’ şekillendiriyor. Örgüt talimatıyla gencecik insanlar kendilerini yakabiliyor. Daha dün ‘‘Hizbullah bu kadar örgütlüymüş de nasıl uyanmamışız’’ diye şaşırıyorduk! Bugün cezaevlerine hákim olan örgütün etkileme gücü karşısında afallıyoruz.

Ve de şaşırıp şaşırıp kalıyoruz. Şaşıyoruz çünkü on yıldan beri ‘‘mucizeler yarattığına inandırıldığımız bir ülkenin’’ vatandaşlarıyız hepimiz!

* * *

Bu noktada çok derin analizlerle ‘‘teşhisler’’ koymanın bir anlamı olmamalı!

Aklı başındaki herkesin bildiği gibi cesaretsiz, beceriksiz ve niteliksiz kadroların yönetiminde ‘‘mucizeler yaratıldı’’. İhmallerin adı konmadı. Niteliksizlerin yavşaklığı sevildi. Göklere çıkartıldı. Ciddiyet iptal oldu vs. Bunları sıralayıp dökmek bir tür mazoşizme giriyor. Yani kimseye pek bir yararı yok!

Ancak ortada bugünkü hükümetin sergilediği ilginç bir özgüvensizlik sorunu var ki bunun da maliyeti çok yüksek oluyor.

Adalet Bakanı, ‘‘cezaevlerine on yıldan beri girilmediğini’’ belirtirken geçmiş yönetimlerin ihmalini anımsatıyor. Pek çok konuda geçmiş yönetimlerin ihmalinin, yanlışlarının, aymazlıklarının olduğu bir gerçek. Başta ekonomideki aksaklıklar olmak üzere pek çok hatayı başlatanlar bugünkü hükümet değil. O zaman neden Başbakan çıkıp problemleri anlatmıyor? Kamuoyu ile paylaşmıyor? Destek istemiyor?

Nedir bu büyük özgüvensizliğin nedeni?

Reflekslerin donmuşluğu mu? Çaresizlik mi? Algılama noksanlığı mı?

Ortadaki fotograf çok net; düğmeye mi yoksa gaza mı basılıyor, belli değil. Ancak görülüyor ki bu ülke, kendi momentumuyla bir yerlere salınıp duruyor. Ve salınırken yangınlar çıkıyor.

Israrla başını kuma gömmenin bedeli yükselen alevleri çaresizlik içinde seyretmektir!

X