"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Zamanlaması çok manidar bir yazı!

HAKKINDA ciddi işkence ve gözaltında tecavüz suçlamaları bulunan, doğru dürüst yargılanmadığı için Türkiye’nin AİHM’de mahkûm edilmesine neden olan Sedat Selim Ay’ın İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı’na atanması AKP’nin Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantısında da gündeme gelmiş.

AKP Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı ve parti kurucularından Ayşe Böhürler, İçişleri Bakanı’ndan açıklama isteyince toplantıda gerilim yaşanmış.
Bunun üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan araya girmiş. Gazetelerin yazdığına göre Başbakan, “konunun şimdi gündeme getirilmesinin manidar olduğunu” söylemiş. Ay’ın daha önce de Diyarbakır’da görev yaptığını hatırlatarak söz konusu polis müdürünün terörle mücadeleyi yöneteceği için tartışıldığını söylemiş.
Konunun şimdi gündeme gelmesinde şaşılacak bir durum yok aslında. Türk basınının genel bir sorunu bu. Bir mesele İstanbul’a yansıyana kadar, çoğu zaman farkına bile varamıyoruz.
Başbakan’ın yaptığı bu türden bir medya eleştirisi değil. Böyle olsaydı, son derece haklı olurdu.
Başbakan belli ki ciddi bir “kuşkuculuk” içinde, kuşku onu yanlış yönlendiriyor, meselenin özünü kaçırmasına neden oluyor.
Meselenin özü şu: Hükümet, işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans gösterileceğini söylüyor ama söylediği ile yaptığı birbirini tutmuyor.
İşkence ile mücadelede sıfır toleransın söz konusu olduğu bir memlekette, işkence sabıkası bulunan polislerin bırakın terfi etmeyi, meslekte dahi tutulmamaları gerekir.
Başbakan madem terörle mücadeleye atanan müdürün tartışılmasının bu işe zarar vereceğini düşünüyor, o zaman atamayı yaparken daha dikkatli olmalı, kimsenin tartışamayacağı birilerini bulup o makama getirmeliydi.
Koskoca emniyet teşkilatında bu işi hakkıyla yapacak ve geçmişi nedeniyle tartışılamayacak bir tek kişi bile yok muydu?

Basın özgürlüğü nereye gitti?

FENERBAHÇE’nin Romen takımı Vaslui ile oynadığı Şampiyonlar Ligi ön eleme maçında Şükrü Saracoğlu Stadyumu’na Habertürk gazetesi ve televizyonunun yorumcu, muhabir, yazar, kameraman ve foto muhabirleri alınmamışlar.
Gerekçenin ne olduğunu tahmin edebilmek zor değil. Fenerbahçe yönetimi ya bir haberden hoşlanmamıştır ya da bir yorumdan.
Ve bu nedenle de bir gazete ve televizyonun muhabir ve yazarlarının görevlerini gerektiği gibi yerine getirmesine engel oluyorlar.
Bunu devletin kurumları yaptığı zaman adına sansür girişimi diyoruz. Geçmişte de askerlerin bazı gazete ve gazetecilere böyle “cezalar” verdiklerini biliyoruz. Akredite etmemek ya da akreditasyonunu iptal etmek şeklinde ortaya çıkardı.
Medeni bir ülkede kabul edilebilecek bir durum değil.
Bu basın özgürlüğünü sınırlandırmak, kısıtlamak, özgür basın faaliyetini cezalandırmak anlamına gelir, hiçbir gerekçe de bunu mazur gösteremez.
Doğru olmayan haberlerin yayınlanmasından rahatsız oluyorsanız, bununla mücadele etmenin yolu bu değildir. Doğru olanı açıklamaktır.
Fenerbahçe yönetiminin tutumunun yanlışlığı kadar tuhaf olan durum ise, ambargoya uğrayan gazete de dahil olmak üzere spor sayfalarının buna anlamlı bir tepkiyi neredeyse hiç göstermemiş olmaları.
Böyle konularda ortak ve güçlü bir tepki gösterilmezse, işin nereye varacağını tahmin etmek zor değil oysa. Unutmayın “Bugün bana, yarın sana” sözü, neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir!

Ulakların mesajlarına tercüman olayım

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan ile Serpil Çevikcan’ın yaptığı söyleşiyi Milliyet’te okudum.
Akdoğan özetle diyor ki “Bu konunun iki yıl önceden gündeme getirilmesi doğru değil. Başbakan ile Cumhurbaşkanı zaten her konuyu baş başa konuşabilirler. Birbirlerine ulaklar ile mesaj göndermezler.”
Akdoğan’ın “ulaklar ile mesaj göndermek”ten kastettiği ise Cumhurbaşkanlığı Basın Danışmanı Ahmet Sever’in Ruşen Çakır’a, Vatan’da yayımlanan demeci vermiş olması.
Sever o söyleşide “Cumhurbaşkanı’nın yeniden aday olmasının engellenmek istenmesine kırıldığını” söylüyordu.
Sever’in konuşmasının yayımlanmasının üzerinden beş gün geçmiş olacak.
Cumhurbaşkanlığı’ndan “Bu sözler Sever’in kendi fikridir” gibi bir açıklama da gelmiş değil. Suskunluk Cumhurbaşkanı’nın da bu söyleşide belirtilen hususa katıldığını gösteriyor.
Zaten “Cumhurbaşkanı’nın kırıldığı konu” Akdoğan’ın söylediği gibi iki yıl sonra gündeme gelecek bir şey değil.
Bu zaten geçmişte yaşandı, AKP’liler Cumhurbaşkanı’nın ikinci kez seçilmesinin önüne yasal engel koymaya çalıştılar, Anayasa Mahkemesi bu durumu değiştiren bir karar verdi.
Şimdi genel kanaat Recep Tayyip Erdoğan aday olacağını açıkça belirtirse Cumhurbaşkanı Gül’ün aday olmayıp partinin başına geçeceği şeklinde.
Siyasette bu kadar uzun zaman varken böyle hesaplar yapmak doğru değildir, daha çok şey değişebilir ama şu andaki tablo bu.
Bu tabloda böyle bir kırgınlığın belirtilmiş olması, Erdoğan’a değil, AKP içindeki bazı kişilere verilmiş bir mesajdır.
“Yakında oraya geleceğim, konuştuklarınıza dikkat edin” anlamına gelir!

X