Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yeni DP, eski oyun, son perde

ANAP ve DP birleşmiş. Yani birincisi kendini feshetmiş de, ikincisine ilhak etmişmiş.<br><br>Böylelikle de merkez sağın yeni odağı, yeni kutbu, yeni mihrağı ortaya çıkmışmış.

Tabii bunu ben değil gazeteler, televizyonlar, radyolar söylüyor.


Zaten de yöneticilerin ifadesine bakılırsa, ilk seçimde sandığı silip götürecekmiş. 


*  *  *


HAYIRLISI
diyelim ama ben kendi hesabıma, Hüsamettin Cindoruk, İsmet Sezgin ve Mesut Yılmaz gibi “ağır toplar”ı (!) yan yana görünce; artı, fotoğrafta yer almayan fakat sanal siluetiyle kareyi tamamlayan Süleyman Demirel’i hayal edince, içimden gülümsedim.

Çünkü o fotoğrafa şöyle alıcı gözüyle bir bakın! Demek istiyorum ki, bir Türkiye’nin demografik grafiğine, bir de adı geçen şahısların kimliklerindeki tevellüte bakın.


Şüphesiz, başka bir yazıda enine boyuna değineceğim “jönizm” felsefesine; yani gençliği kutsallaştırarak onu bir ideolojiye dönüştüren ve bilhassa totaliter rejimlere musallat olan yaklaşıma itibar eden birisi değilim. Ama yine de ortadaki nesnel gerçek göz çıkartıyor.


O da şu ki, hem nüfus, hem de siyaset dinamikleri açısından gerçekten “genç” sıfatını taşıyan bir ülkede sen kalk, yaş ortalaması yetmişlerdeki partiyi “yeni” (!) diye piyasa sür!


*  *  *


SONRA
, gülümsedim ama aynı zamanda da hüzünlendim. Her türlü etiği çöpe atan ve burada kelimenin tüm olumsuzluğunu içeren “politikacı” muhterisliği beni hüzünlendirdi.


Düşünün ki yukarıdaki Mesut Yılmaz, malûm Demirel başta, 12 Eylül öncesi siyasetçilerinin geri dönmesine karşı kampanya yürütmüş bir Özal ANAP’ının yöneticisiydi.


Oysa bugün hem o Yılmaz, hem de “düşmanlar” aynı çatı altında buluşmaktan ve bunu da “yeni” (!) diye sunmaktan ne beis, ne utanç duyuyorlar. Hiçbirinin yüzü kızarmıyor.


Halbuki söz konusu olguyu bir “politikacı” oportünistliğiyle dahi geçiştiremeyiz. 


Çünkü gerek eski ANAP, gerekse eski AP mensupları açısından, sabık siyasetçilerin yasaklanması veya yasaklanmaması o zaman bir “demokratik ilke”
sorunu oluşturuyordu.


Nitekim bu satırlar yazarı bile, darbe öncesinin şahsiyetlerinden hiç hazetmemesine ve Özal’a sempati beslemesine rağmen yine de, tereddüt etmeden, referandumda evet oyu verdi.


Eh, sıradan bir vatandaş dahi böylesine tutum belirlerken, bizzat “prensipte” ayrışmış aktörler şimdi aynı partide sarmaş dolaş oluyorsa, bu kemiksizlik karşısında ne denilebilir ki?


*  *  *


FAKAT işin özüne gelirsek, “yeni” (!) oluşumun hiçbir sansı yoktur. Teferruattır.


Zira ilkin, yönetici kadronun dinozorluğu bir yana, 1960 öncesindeki DP ve sonraki AP geleneğine uzanıyor olsa bile, şimdiki kurumun sınıfsal temelleri artık mevcut değildir.


Başka bir deyişle, esas itibariyle tarıma dayalı ve muhafazakâr kimlikli bir taşra eşrafı ekseninde oluşan, dolayısıyla da genel anlamıyla “köylü partisi” özelliklerini yansıtan yukarıdaki gelenek, iktisadi ve toplumsal açıdan günümüz Türkiye’sinde devre dışı kalmıştır.


Çünkü hem o Türkiye şehirleşmiştir, hem de o muhafazakârlık dönüşüm geçirmiştir.


Şimdinin DP’si anakroniktir ve ülke modernitesinin fersah fersah gerisindedir.


*  *  *

 

ÖTE yandan, ahı gitmiş, vahı kalmış eski ANAP’ın şehirlilik şırıngalayabileceğini düşünmek hayalciliğin daniskasıdır. Bu parti müşterisini çoktan kaptırmıştır ve devre dışıdır.


O halde tek çare olarak, “Ergenekon”a methiye düzen Cindoruk’un zaten yaptığı gibi, hem “devlet partisi”yle gerdeğe girmeye; hem de CHP’den hoşlanmayan fakat AKP’nin laikliğinden kuşku duyan kitleleri kazanmaya çalışmak belâgati kalmaktadır.


Oysa tıpkı DP yöneticileri gibi, ilkinin de tevellüdü çok eskimiştir. Ahir ömrü sayılıdır.


İkincisinde ise “yeni” (!) parti CHP yandaşlarını bile cezbedecek pırıltıdan yoksundur.


Evet evet, “yeni” (!) DP eski oyunun son sahnesindeki kapanış perdesidir ve de nokta.   

X