Yeni başlayanlar için Bülent Arınç

BÜLENT Arınç, eskiden "Manisalı içli bir avukat" idi.

O kadar içliydi ki...

Ancak "Girdiği bütün davaları kaybederek sakinleşecek" bir hali vardı.

Bu özelliği devam ediyor.

Görmüyor musunuz?

Türkiye Cumhuriyeti protokolünün "iki numarası"nda bulunmasına karşın...

Bir türlü huzur bulamıyor!

Çünkü o bir "zafer adamı" değil.

İstikrar dönemlerinde canının sıkılması bundandır.

Uzlaşmanın ön plana çıktığı anlarda bunalması bundandır.

O, hayatta en çok mazlum konumuna düşmeyi sever.

Yaptığı tüm çıkışların en derindeki amacı şudur:

"Aman! Yetişin komşular, zulme uğradım" diye feryat etme imkánını elde edebilmek.

Çıkışını yapar, olağan tepkiyi alır, mazlum konumuna düşer ve bir parça rahatlar.

Ta ki yeni bir "Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah’ı var" duygusunu yaşamasına zemin hazırlayacak çıkışa kadar.

O Türk siyasetinin Sami Hazinses’idir.

* * *

Aşırı tevazusuyla terör estiren adamlardandır.

Gözyaşlarını silah olarak kullanmaktan kaçınmaz.

Şahane hitabetinin tek kusuru, tekdüzelik ve durgunluktur.

Tekin değildir: O müthiş nezaket ve kibarlığı, her an hiç olmayacak bir kabalığa dönüşme potansiyeli taşır.

Dişil duygusallıktan delikanlı bir erkeksiliğe savrulur durur.

Güllerin içinden gelirken gözyaşlarını tutamaz; ama hoşuna gitmeyen soru karşısında da "şeyini şey ettiğimin şeyi" yorumunu patlatıverir.

Bir strateji adamı değil de bir gelgitler adamıdır Bülent Arınç.

Bütün istediği, şöyle dört başı mamur bir zulümdür.

Mississippi Eyaleti’nin o bezgin ve sıkıcı çölünde hoyrat beyazların elinde sıkışıp kalmış bir "zenci" olmak ister.

Ya da...

Güney Afrika’da İngiliz İmparatorluğu’na kafa tutan genç Gandi!

Fakat... Ne yazık ki...

Meclis Başkanlığı’na kadar yükselebileceği bir ülkede yaşamaktadır.

* * *

Tamam, "Dünyayı boş vermiş bir derviş" edası taşımaktadır.

Tamam, "Bu dünyadan çok öteki dünyayı hesaba katıyormuş" gibi bir imaj vermektedir.

Ancak...

Kendisine yönelik en küçük bir eleştiri karşısında, o eleştiriyi kaleme alan adamın isminin üstünü hışımla çizecek kadar da dünyevidir...

Zaten "toplumun vicdanı" gibi görünme arzusunun ya da "zulme uğramış bir mazlum" gibi görünmekten hoşlanmasının altında da bir parça bu dünyeviliğin etkisi vardır.

Bu dünyadan vazgeçmiş havası atan bir dünyevidir Bülent Arınç...

Ama hesapsız filan da değildir.

Gücün kimin elinde bulunduğunu bilir.

Nereye kadar ilerleyebileceğinin farkındadır.

Ne yüzde 10’luk bir kitlenin kahramanı olacak çıkışlarla Çankaya’ya çıkabileceğini düşünür...

Ne de Tayyip Erdoğan ile bilek güreşine girişmeyi göze alacak kadar saftır.

Onun tek bir amacı vardır: Huzursuz ruhunu bir parça rahatlatacak bir huzursuzluk!

"Yar bana biraz zulüm" diye haykırışı bu yüzdendir.

Haftanın nefretlik 5’i

BİR: Bazı bölümlerinin plastik çimle kaplanması nedeniyle "Parkorman".

İKİ: Adındaki banallik ve dolaylı anlatıma fazlasıyla kapalılık nedeniyle "Aşşk Cafe".

ÜÇ: Kapısında bekleyen paparazziler ve gerekçesiz kasıntılığı nedeniyle "Beymen Brasserie".

DÖRT:
Şaka gibi olmasına karşın bizde gülme hissi yaratmaması nedeniyle Reha Muhtar’ın kadına dair yazıları.

BEŞ: Pedagoglar tarafından onaylanmasına rağmen uzaktan "bir çocukluk kábusu" gibi görünmesi nedeniyle Yonca Evcimik’in resimli çocuk kitabı.
Yazarın Tüm Yazıları