Yeşil sahaların ‘Atom Karıncası’ Rıza Çalımbay... Çırakken de zirvede de hep koştum hâlâ koşuyorum

Sene 1970’ler… Sivas’tan İstanbul’a henüz taşınmış 11 yaşında bir çocuk Harbiye’de bir bakkalda çalışarak evin geçimine yardımcı oluyor. En büyük hayali futbolcu olmak… Civar evlere siparişleri götürürken gözü hep biraz aşağıdaki İnönü Stadı’na kayıyor; acaba bir gün orada oynamak nasip olur muydu? Çalışkandı, idealinin peşini hiç bırakmadı. Günlerce kapısında beklediği Beşiktaş Kulübü’nde tam 20 yıl oyunculuk yaptı. Efsane Kaptan, Atom Karınca lakaplarını aldı. Bugün, 47 yıl önce kapısından girdiği Beşiktaş’ın Teknik Direktörü olarak karşımızda; Rıza Çalımbay.

Haberin Devamı

1) Hikâyesi 1963 senesinde Sivas‘ın Yıldızeli ilçesine bağlı Topulyurt Köyü’nde başlıyor. Rıza Çalımbay, emekçi bir baba Bektaş Bey ile ev hanımı anne Fatma Hanım’ın dört çocuğundan en büyüğü olarak dünyaya geliyor. Çocukluğu hem Sivas’ın merkezinde hem köyde geçiyor. 11 yaşındayken İstanbul’a taşınıyor. Çalımbay, “Babam önce inşaat işlerinde sonra bir taş ocağında çalıştı. Koşullar zordu. Taş ocağında patlama olunca sakat kaldı. O zamanlar iş güç yoktu” diye başlıyor anlatmaya: “Nasıl ki Türkiye Almanya’ya gidiyorduysa, bütün Sivaslılar da İstanbul’a geliyordu. Biz de o yolu çizdik; her Sivaslı’nın yaptığı gibi İstanbul’a göç ettik. Önce babam gitti. Sonra kardeşlerimi yanına aldırdı. En son ben, ilkokulu bitirdikten sonra İstanbul’a taşındım. Denizi hayatımda ilk defa İzmit’te gördüm. İstanbul’a gelene kadar bakakaldım. İstanbul’da da vapurda, sahilde yürürken hep denize bakarım.”

Haberin Devamı

Yeşil sahaların ‘Atom Karıncası’ Rıza Çalımbay... Çırakken de zirvede de hep koştum hâlâ koşuyorumRıza Çalımbay, Zeynep Bilgehan/Sene 1990-Rıza Çalımbay, ‘Şifo’ Mehmet Özdilek ve Recep Çetin...

SON 15 DAKİKAYI BEDAVA İZLERDİK

Yollar İstanbul’a çıkmıştı ama zor koşullar devam ediyordu. Çalımbay, ilkokuldan sonra okuyamadı. Babası, meşhur Toto Karaca’nın da çalıştığı İstanbul Tiyatrosu’nda iş bulmuştu. Kendi de evin geçimine yardım için Harbiye’de bir bakkalda çırak olarak çalışmaya başladı. Evlere siparişleri götürürken gözü hep biraz aşağıdaki İnönü Stadı’na kayıyordu. Çocukluğundan itibaren futbola meraklıydı; acaba günün birinde orada oynamak nasip olur muydu? Çalımbay, “Sivas’ta her gün, bazı günler okuldan kaçarak top oynardım” diye anlatıyor: “Sivasspor’un maçlarına giderdik; son 15 dakikada kapılar açılınca girer bedava maç seyrederdik. İstanbul’a geldiğimde de tek gayem futbolcu olmaktı. Hisarüstü’nde gecekondularda oturuyorduk. Şu an ikinci köprünün ayağının olduğu yerde sahamız vardı. Orada sürekli maç yapardık. Eline biraz ekmek biraz üzüm aldın mı karnın doyuyordu zaten. Futboldan başka şey düşünmüyordum.”

Haberin Devamı

GÜNLERCE KULÜBÜN KAPISINDA BEKLEDİM

Aile bir zaman sonra Bebek’e taşındı. Çalımbay devam ediyor: “Babam apartman görevlisiydi. Kardeşlerim de ilkokuldan sonra çalışmaya başladı. Ben yine bakkalda çalışıyordum. Bebek sahilde bir sahamız vardı. Neresi olduğu fark etmiyordu, küçücük bir arsa bile yetiyordu. Sonra bir gün karar verdim. Beşiktaş’ın genç takımında oynayan arkadaşım Murat’a ‘Ben de geleyim’ dedim. Günlerce kulübün kapısında altyapı takımının başındaki antrenör Serpil Hamdi Tüzün ile konuşmak için bekledim. Sonunda yakaladım ve ‘Ben futbolcu olmak istiyorum’ dedim. Yaşımı filan sordu. Sonra beni çağırdı. İlk hafta antrenmanların sonunda maç vardı. Sabah 07.00’de yağmurlu bir gündü. Çırağan Oteli o zamanlar Şeref Stadı’ydı. Takım 10 kişiydi. 11’inciyi beklediler, beklediler… Gelmeyince ben 11’inci adam olarak maça çıktım; 1-0 kazandık, golü de ben attım. Ondan sonra beni devamlı oynatmaya başladılar.”

Haberin Devamı

Yeşil sahaların ‘Atom Karıncası’ Rıza Çalımbay... Çırakken de zirvede de hep koştum hâlâ koşuyorum
Sene 1960'lar-Sivas’ta çocukluk/Sene 1980'ler-“En büyük hayalim futbolcu olmaktı. Sonra da ne hayal ettiysem hepsi oldu; Genç Takım’da, A Takım’da, Milli Takım’da oynadım, Dünya Karması’na gittim…”

2) BEŞİKTAŞLI İLK GÜNÜ

Çalımbay, ‘Beşiktaşlı’ olduğu günü dün gibi hatırlıyor: “Kulüplerde büyük isimler vardı; Beşiktaş’ta Sanlı (Sarıalioğlu) Ağabey, Fenerbahçe’de Cemil Turan gibi, ama biz İstanbul’dan uzak olunca Sivas’ta fazla bir şey göremiyorduk. Beşiktaş’ı, Sivasspor gibi bir şehir zannediyordum. Akaretler’de, şu an plazaların olduğu yerde Ellialtı diye bir saha vardı. Seçmelere orada girdim ve bir anda Beşiktaşlı oldum. Beşiktaş’ın bir halk takımı olmasını, herkese hitap etmesini sevdim. Antrenmanlara giderken kullanmamız için üstünde Beşiktaş logosu olan bir çanta vermişlerdi. Onu amblem görünecek şekilde taşırdım ki herkes Beşiktaş’ta oynadığımı görsün. Sonra İkinci Genç Takım’a geçtim, orada çok daha iyi oldum. Oradan Birinci Genç Takım’a, oradan da Genç Milli Takım’a gittim.”

Haberin Devamı

3) GECE MUTLULUKTAN UYUYAMADIM

Genç Milli Takım’da oynarken onu A Takım antrenörü Dorde Miliç keşfetmiş: “Beni İskenderun’daki kampa götürdü. En büyük özelliğim çok koşmaktı. Herkesten daha fazla koşuyordum. Kampta kendimi iyi gösterince beni A Takım’a aldı. Sene 1980… 17 yaşındaydım. İlk lig maçımı Ali Sami Yen Stadı’nda Gaziantepspor’a karşı oynadık; 1-0 galip geldik. Hayatımın en mutlu günüydü. Hiç durmadan, 90 dakika koştuğumu hatırlıyorum. Gece mutluluktan uyuyamadım.” Çocukluğunun İnönü Stadı’nda oynama hayali de bundan kısa bir süre sonra gerçekleşmiş. Çalımbay, “Bambaşka bir duyguydu” diye anlatıyor.

4) HAYALİMDEN HİÇ VAZGEÇMEDİM

Çalımbay, bütün futbol kariyerini Beşiktaş’ta geçirdi. Altyapı dönemiyle 20 yıl! Ona, “Beşiktaş da sizi benimsemiş” deyince beni gülümseyerek düzeltiyor: “Futbolun benimsemeyle alakası yok. İstikrarlı başarı gerekiyor. Ben çok çalıştım, çok çalışıyorum. Bakkalda çalışırken az para alırdım. Doğru düzgün ayakkabım, kıyafetim yoktu ama hayalimi hiçbir zaman bırakmadım. Futbolcu olacağıma, iyi şeyler yapacağıma inandım. Tatil yapmaz, sahil boyu koşardım. Antrenörüm üç isterse ben 10 yapardım.”

Haberin Devamı

5) YANAĞIM SALLANA SALLANA OYNAMIŞLIĞIM VAR

Milli Takım’a 38 kez giren ve uzun süre kaptan olan Çalımbay ‘futbolcu’ hayatına 1996 yılında 33 yaşında veda etti. Koyu Beşiktaşlı fotomuhabirimiz Levent Kulu sakatlık sebebiyle bile hiç sahalardan ayrı kalmadığını hatırlatınca şu anekdotu anlatıyor: “Bir sefer, ufak bir diş operasyonundan sonra başarılar dilemek için takımın yanına gittim. Beni gören Gordon Milne ‘Hadi sahaya’ deyince maça çıktım. Bir devreyi yanağım sallana sallana oynadım!”

Yeşil sahaların ‘Atom Karıncası’ Rıza Çalımbay... Çırakken de zirvede de hep koştum hâlâ koşuyorum
Sene 1980'ler-Milli Takım’a ilk kez 1981’de girdi.

6) BİR GÜN BAKKALDAN ÇIKIP MAÇA GİTTİM GİDİŞ O GİDİŞ...

Rıza Hoca, “İkinci bir hayat” dediği antrenörlüğe 2000 yılında yine yuvası Beşiktaş’ta, Christoph Daum’un yanında başlamış. Bugüne kadar Sivasspor dahil pek çok takımı çalıştırdıktan sonra bu ay Beşiktaş’a teknik direktör oldu. Çalımbay, üstünde emeği olan hocaları “Serpil Hamdi Tüzün, Adnan Dinçer, Ayhan Erman” diye sayıyor: “Antrenmanlara katılamadığımda Adnan Hoca gelir bakkal Hasan Bey ile konuşurdu. Bir gün bakkaldan çıkıp maça gittim. Babam kızdı tabii ama kararımı vermiştim. Hasan Bey de takıma girmeme sevindi.”

7) FUTBOLDA GAMSIZ İNSANI SEVMEM

Futbol gerilimli de bir alan… Rıza Hoca, “Bizde bir maç oynadıktan hemen sonra unutmak ve yeni maça odaklanmak gerek” diyor: “Bir hafta galip gelirsin huzurla yaşarsın. Ertesi hafta kazanamazsan sıkıntı yaşarsın. Bu işi yapıyorsan iyi günü, kötü günü, beraberliği hepsini normal karşılayacaksın. Futbolun içinden geldiğimiz için çoğu şeyi gördük ve artık alıştık. Şimdi devre arasında soyunma odasında takıma ne diyeceğimi biliyorum; çünkü aynısını hocamız bize anlatıyordu… Yapım sakindir. Elbette maçlarda sinirlendiğim olur. Hırsını kaybettin mi geçmiş olsun, o zaman başka iş yapman lazım. Futbolda gamsız insanı hiç sevmem.”

İŞİNİ SEV KENDİNİ SÜREKLİ GELİŞTİR

Gençlere önerileri neler? Rıza Hoca: “Hangi iş olursa olsun, çalıştığınız yeri sevmezsiniz oradan istediğiniz randımanı alamazsınız. Kendinizi sürekli geliştirmeniz gerekiyor. Beşiktaş’taki tüm arkadaşlarım üniversiteliydi. Ben ilkokuldan sonra okuyamadım ama takım kaptanı bendim çünkü hem liderlik vasfım vardı hem kendimi çok geliştirdim; insanları izledim, filmler seyrettim, büyüklerimizi dinledim. Sırf atasözleriyle yaşa hem iyi insan olursun hem de çok şey bilirsin.”

FUTBOL BİR NİMETTİR

Futbol sadece bir oyun mudur? Rıza Çalımbay, “Elbette değildir. Futbol nankör de değildir, milyonlarca kişiye istihdam sağlayan bir nimettir” diyor: “Şimdi aileler ellerinden tutup futbol okullarına götürüyorlar. Babam başta futbolcu olacağıma inanmadı. Sonra işin ciddiyetini anladı ve bana ilk kramponumu aldı.”

Yeşil sahaların ‘Atom Karıncası’ Rıza Çalımbay... Çırakken de zirvede de hep koştum hâlâ koşuyorum
Sene 1990/Beşiktaş’taki 20 yılda en çok sahaya çıkan, en çok şampiyonluk gören oyuncu oldu, 10 yıl takım kaptanlığı yaptı.

YOKLUK VARKEN DAYANIŞMA DAHA ÇOKTU

Peki kendi gençliğinden bugüne futbol nasıl değişti? Yanıtı: “O zamanlar amatör ruh vardı. Para-puldan ziyade amaç hep beraber kazanmanın sevincini yaşamaktı. Beşiktaşlı, inanılmaz bir taraftardır. Duyarlıdır. Sahaya çıkarken tüylerim diken diken olurdu. Onların desteğiyle çok güzel rekorlar kırdık; namağlup olarak üç sene üst üste şampiyon olduk. Eskiden böyle sahalar yoktu. Üç büyük takımın birbiriyle dayanışması da daha kuvvetliydi. Galatasaray, Fenerbahçe bize sahalarını açardı. Beni Dünya Karması’na Fenerbahçe Başkanı Ali Şen götürmüştü. Pekâlâ kendi takımından birini de götürebilirdi…”

ÖNCE İNSAN...

Hürriyet yazarı İsmail Er onu, “Önce insan sonra teknik adam. Futbolculuk ve teknik adamlık döneminde çizgisinden asla taviz vermedi. Beşiktaş duruşunda örnek insan” diye anlatıyor. Rıza Hoca da, “Hayat geçip gidiyor. En önemlisi iyi insan olmak. Sevilen sayılan birisi olmak. Üzüntülü hadiseler de oluyor ama bu hayat… Aşık Veysel’in dediği gibi ‘uzun ince bir yol’a çıkıyoruz, onu mutlu, huzurlu geçirmek lazım. Düşün ben, ilkokul mezunuyum. Futbolcu olmasam ne olacağım meçhul ama sevdiğim işin fırsatını bulduğumda elime aldım ve hiç bırakmadım” diyor.

TARAFTAR TAKIMIN BİRİNCİ ADAMIDIR

“Taraftar takımdaki 12’nci değil, birinci adamdır. Tabii ki takımın hep yenmesini ister. Futbolcu da sahaya kötü oynamak için çıkmaz ama bazen her şey ters gidebilir. Esas taraftarlık takıma kötü durumundayken de sahip çıkmaktır. Başarı taraftarla bütünleşirsen geliyor.”

Yazarın Tüm Yazıları