‘Aylin’in sırrını hâlâ çözemedim

Türkiye’nin hem en çok satan hem de en üretken yazarlarından biri… İlk hikâye kitabının yayınlandığı 1984 yılından bugüne tam 37 eseri var! İşin başıysa ta çocukluğuna gidiyor, “Harfleri öğrendiğim günden beri yazıyorum. İlkokulda şiir, ortaokulda öykü yazdım, lisede roman denemeleri yaptım” diyor. Ayşe Kulin’le beraberiz! 1984’teki ilk kitap denemesi baskıda talihsiz bir olaya kurban gidince yeniden bu işe girmesi tam 10 yıl sürmüş! Meşhur olduğu Adı Aylin kitabının üstünden ise 25 yıl geçmiş… Onunla hem çocukluğunu ve gençliğini hem de dünya hallerini konuştuk.

Haberin Devamı

1) Okurları onu ‘Veda’, ‘Umut’, ‘Hayat’, ‘Hüzün’, ‘Hayal’ ve ‘Hazan’ isimli otobiyografik kitaplarıyla zaten yakından tanıyorlar… Altı bölümden oluşan hayat hikâyesi tek bir roman olsa türü ne olurdu? Macera, dram, heyecan, korku? Ayşe Kulin, önden ipucunu veriyor: “Saydıklarının hepsi bir arada!” Bugün Türkiye’nin en tanınan, en çok satan yazarlarından Ayşe Kulin 1941 yılında İstanbul’da Muhittin ve Sitare Kulin çiftinin çocuğu olarak dünyaya geliyor. Baba tarafından dedesi Boşnak Beyi Zeki Salih Kulin, ailesiyle birlikte Balkan Savaşları Dönemi’nde İstanbul’a geliyor. Annesi Sitare Hanım ise Osmanlı nazırlarından Ahmet Reşat Paşa’nın torunu…Kulin’in çocukluğu inşaat ve hidrolik makine mühendisi babasının görevi nedeniyle Cumhuriyet’in başkenti Ankara’da geçiyor. Anlatmaya, “Hayatımın en mutlu, en sorunsuz dönemi kesinlikle çocukluğum!” diye başlıyor: “Dedem Reşat Paşa, Beyazıt semtindeki konağını 1941 yazında satmış, Teşvikiye’deki Narmanlı Apartmanı’nda bir daire kiralamış. Ben 7 Eylül’de Amerikan Hastanesi’nde doğmuş, ertesi gün Narmanlı Apartmanı’na götürülmüşüm. Yani Reşat dedemin ailesi yeni evlerindeki ilk günlerine yeni doğan bir bebekle başlamışlar! İki taraftan da tek torun ben olduğumdan hep çok sevgi görerek büyüdüm.”

Haberin Devamı

‘Aylin’in sırrını hâlâ çözemedim
Fotoğraf: Selçuk ŞAMİLOĞLU/Zeynep Bilgehan, Ayşe Kulin

TEMİZ VE NEZİH TEŞVİKİYE ŞIKIR ŞIKIR KAPALIÇARŞI

Kulin, sevgi dolu bir ortamda, şiir ve kitap okunan, müzik dinlenen, piyano, keman ve ut çalınan evlerde büyüyor. Edebiyata düşkünlüğü de küçük yaşta başlıyor… Ayşe Hanım, “Kitapla çok küçük yaşta tanıştım ama bende de varmış ki bir şeyler, okul öncesinde yanımdakilere kendi uydurduğum masalları anlatırdım. Harfleri öğrendiğim günden beri de yazıyorum. İlkokulda şiir, ortaokulda öykü yazdım, lisede roman denemeleri yaptım.” İlkokulu TED Ankara Koleji’nde tamamladıktan sonra ortaokul ve liseyi yatılı olarak Robert Kolej’de okuyor. Genç kızlık döneminin İstanbul’u nasıl bir yerdi acaba? Şöyle anlatıyor: “Doğumumdan itibaren 51 yıl Teşvikiye’deki Narmanlı Apartmanı’nda, yazları on iki yaşıma kadar Burgazada’daki konakta, ortaokul ve lise yıllarımda ise yazları Feneryolu’nda ve Büyükada’da yaşadım. İstanbul kırklı ve ellili yıllarda, aynı semtte yaşayanların birbirini tanıdığı, alışverişe veya çay içmeye Beyoğlu’ndaki Markiz’e, Lebon’a giderken herkesin şık giyindiği, tertemiz, nezih bir şehirdi. Kapalıçarşı’nın bulunduğu taraf ise şıkır şıkır bir başka dünyaydı. Anneannem Teşvikiye’de, babaannem ise Sultanahmet’te oturduğu için şanslıydım, her iki İstanbul’u da bilirdim.”

Haberin Devamı

‘Aylin’in sırrını hâlâ çözemedim
Ayşe 3 yaşında./10 yaşındaki Ayşe Kulin ilk ansiklopedisiyle.

2) İKİNCİ BEBEKTE OKULU BIRAKTIM

O günlerde yazarlığın hayalini kurmuyor çünkü zaten yazıyor… Kulin, “İlkokul dergisinde bir şiirim ve öyküm yayınlanmıştı. Robert Kolej’in ‘İzlerimiz’ adlı dergisine de şiir ve öyküler yazmıştım” diye anlatıyor.  Liseden sonra hem üniversite hem yurtdışı hem aile tecrübesini aynı anda yaşadığı bir dönem başlamış: “Eşimle Londra’ya gittik. Ben LSE’nin sosyoloji bölümüne misafir öğrenci oldum. Eşim bir yüksek okulda işletme okuyordu. İlk oğlum o kış doğdu. Devam mecburiyeti olmadığı için ikinci bebek doğana kadar dersleri takibe çalıştım, ikinci bebekten sonra pes ettim. O yıllarda dünyanın kalbi Londra’da atıyordu. İyi de... Ben kocamın aslında okumadığını fark edince yurda dönüş yaptık ve üç ay içinde boşandık. Çocuklarımla Ankara’ya annemle babamın yanına gittim. Bir resim galerisinde çalışmaya başladım. Ne var ki babaları çocukları özleyince İstanbul’a, anneannemin yanına Narmanlı’ya taşındık.” 

Haberin Devamı

‘Aylin’in sırrını hâlâ çözemedim
Robert Kolej lise yılları.

3) EVLİLİĞİM BİTTİYSE DE YENİ HAYATIM BAŞLADI

Kulin devam ediyor: “O yıllarda iki sene boyunca bir otomobil dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptım. Arabadan da motordan da anlamam! Araba, beni bir yerden başka yere taşıyan dört teker, bir direksiyondur hâlâ ama gördüm ki, mecburiyet karşısında ve istenince her şeyin üstesinden gelmek mümkün! 1966’da ikinci evliliğimi yaptım. Sonra iki çocuk daha, arka arkaya! Yeniköy’de bahçeli, güzel evimizde dört çocuk ve köpeğimizle uzun yıllar mutlu mesut yaşarken bir gün eşimin beni aldattığını öğrendim. Evliliğim o gün bitti. Çok üzülmüştüm ama kader bana çok daha değerli bir hayat hazırlıyormuş meğer!”

Haberin Devamı

‘Aylin’in sırrını hâlâ çözemedim
Sene 1956/Anne Sitare, baba Muhittin Kulin ve anneannesi Leman Hanım ile... Ankara’da Soysal Apartmanı.

4) KOCALARIMDAN ASLA NAFAKA ALMADIM

1977’nin Ekim ayında yeniden tek başınaydı. Kulin, “Parayı veren düdüğü çalmasın diye ben prensip olarak kocalarımdan asla nafaka almadığım için artık öyle evde çeviri yaparak filan değil, ciddi bir işte çalışmam gerekiyordu” diye anlatıyor: “İş aramama gerek kalmadı çünkü bir tesadüf beni uzun yıllar sürecek bir meslek sahibi yaptı! Reklam dünyasından bir arkadaşım, bir sofra örtüsü reklamı için ona iki ayrı sofra kurmamı rica etti. Ben de evimden çay takımlarımı alıp verdiği adrese gittim ve hayatımda ilk kez kamera arkasındaki dünyayı gördüm. Setten çıkarken bana ‘Sanat Yönetmeni’ adı altında pek cömert bir ödeme yaptılar. Utancımdan ölecektim. Bir süre sonra beni zamanın ünlü reklam yönetmeni Tunca Yönder arayıp iş teklif etti. Sonra yıllarca Tunca Yönder’in sahne yapımcısı oldum. Ali Tara ve Üstün Barışta ile de çalıştım ve Tunca ile Türkiye’nin ilk renkli ve dublajsız mini dizisi Ayaşlı ve Kiracıları’nı çektik birlikte. Son uzun metrajlı film çalışmamı Danimarkalı bir ekiple Kapadokya’da, son yerli çalışmamı da 1987’de sevgili Onat Kutlar’ın yapımcısı olduğu bir gençlik dizisinde yaptım.”

Haberin Devamı

‘Aylin’in sırrını hâlâ çözemedim
Sene 1965/Ankara Doğuş Galerisi’nde yöneticilik.

5) KURŞUN HARFLER YERE SAÇILINCA

Tüm bu film işlerini yaparken, yazıdan uzak kalmamaya da çalışıyordu; Cumhuriyet, Güneş, Yeni Yüzyıl ve Dünya gazeteleriyle çeşitli dergilere kendi deyimiyle ‘gönül eğlendirmek için’ sanat haberleri, ilginç insanlarla röportajlar yapıyor, yazılar yazıyordu. Kulin, “Çünkü yazmak hayatta en sevdiğim işti” diyor. Yazarlığın tam-zamanlı bir işe dönüşmesi 1984 senesinde, ilk kitabı ‘Güneşe Dön Yüzünü’nün yayınlanmasıyla olmuş. Kulin anlatıyor: “Hiçbir yayıncıdan kabul görmeyince batmakta olan Yazko’yu denedim çünkü başında bir arkadaşım vardı. Kâğıt parasını ödemem şartıyla Güneşe Dön Yüzünü’yü yayınlamayı kabul etti. Kâğıt ücretini zar zor denkleştirip götürdüm ve başladım heyecan içinde beklemeye… Haber geldi, basılmış! Sevincim kursağıma kaldı; ilk sayfadan başlayan ve her sayfada devam eden hatalar, öyküler iç içe geçmiş... Açıklama şuydu: Zamanın tekniğiyle hazırlanan dizgiyi basıma götürürken, dizgiyi taşıyan çocuk yolda düşmüş, kurşun harfler yerlere saçılmış, çocuk harfleri toplayıp rastgele yerleştirmiş! Sonuç; 10 sene boyunca kitap yayınlatma hayalime kesin veda! Günlerden bir gün tiyatroda Betül Mardin’e rastladım. Ara sırasındaki kısa sohbetimizin sonucunda kendimi Betül Mardin’in yanında çalışırken buldum. Artık büyük bir holdingin Mardin’in tornasından çıkmış halkla ilişkiler sorumlusuydum.”

‘Aylin’in sırrını hâlâ çözemedim
Sene 1970/ Yeniköy’deki evin bahçesinde oğulları Selim, Mete, Kerim ve Ali ile...

6) ARA VERİRSEM UNUTULURUM KORKUSU

 Betül Mardin’in yanında üç yılın sonunda günlerden bir gün… Arkadaşı Prof. Selçuk Erez aracılığıyla Sel Yayınları’ndan bir teklif geldi; Münir Nurettin’in yaşam öyküsünü yazar mıydı? Kulin; “Yazmak mı? Elbette evet!’ diyor. Bu biyografik çalışma 1996 yılında yayınlandı. Onu ‘Bir Tatlı Huzur’ adlı kitabı takip etti. Aynı yıl ‘Foto Sabah Resimleri’ adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü ve Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. Geniş kitlelerse onu 1997’de yayınlanan ‘Adı: Aylin’ kitabıyla tanıdı… Bu kitaptaki tılsım neydi? Kulin, “Gerçekten bilmiyorum!” diyerek cevaplıyor: “Aylin’in hayata karşı cesareti ilham verici, yaşamı çok renkli… Bana kalırsa edebiyat açısından ondan daha başarılı işlerim var ama Aylin’in arkasında onu uçuran esrarlı bir rüzgâr esmiş olmalı! Benim arkamdaysa ‘Ara verirsem unutulurum’ korkusu vardı; bir daha kalem elimden düşmedi. Aylin’in basımına kadar, yayıncı kapılarından yıllarca elim boş döndüğümü de itiraf etmeliyim.”  

‘Aylin’in sırrını hâlâ çözemedim
Sene 2019/Bir ödül töreninde

AHLAK, EĞİTİM, ADALET, LİYAKAT

Türkiye’nin en çok satan yazarı olmakla beraber aynı zamanda en üretken isimlerinden birisi Ayşe Kulin... Bunu, “Üretkenim çünkü yayıncı bulamadan geçen otuz beş yılın acısını çıkartıyorum!” diye açıklıyor: “Güncelim çünkü dünyanın hallerine 80 yıllık şahitliğime karşın, inatla günü ve günceli yaşıyorum. Yarınlar için endişe ediyor, yazdıklarımla farkındalık yaratmaya çalışıyorum.” Kulin’e göre Türkiye’nin en önemli, en acil çözüm gerektiren konuları; ahlak, eğitim, adalet ve liyakat. Diyor ki, “Biz yanmış, yıkılmış ve yüze 90’ı cahil bırakılmış bir ülkeyi önce eğiterek, sonra kadın erkek ayırmaksızın hukuk önünde eşit kılarak ve işleri ehil ellere bırakarak mucizeler yaratmış bir milletiz. Ama her şeyden önce işe iyi ve dürüst insanlar olarak başlamamız gerek. İyi insan vicdan sahibidir, merhametlidir, adildir. Düğmeyi baştan doğru iliklersek, işe iyi insan olarak başlarsak, eğitim, adalet ve liyakat ile her şeyin üstesinden gelinir, tıpkı Cumhuriyet’imizin ilk yıllarında yapmış olduğumuz gibi!”

‘Aylin’in sırrını hâlâ çözemedim

ROBOTLAR DA KİTAP OKUYACAK

Edebiyat dünyasındaki yeni gelişmelerden biri kitap dinlemek. Peki ‘kitap dinlemek’, kitap okumak sayılır mı? Cevabı: “Sesli kitaba çok olumlu bakıyorum. Zaten ülkemizdeki ilk sesli kitabı da ‘Dönüş’ adlı romanımla ben okudum. Edebiyatın dijitalleşmesine razıyım, yeter ki yok olmasın. Hatta ben robotların dahi edebiyata ihtiyacı olacağına inanıyorum!  Nasıl ki edebiyat okuyan insan, okumayandan çok daha duyarlı ve hoşgörü sahibi oluyorsa, ilerde hayatı paylaşacağımız robotlar da daha değerli olmak için edebiyata ihtiyaç duyacaklar.”

NÂZIM ŞİİRLERİNİ TENCEREDE SAKLADIM

Okur Ayşe Kulin neleri okur? Yanıtı: “10 yaşındayken ‘Young Bess’ adlı filme gitmiştim. Sekizinci Henry’nin o sırada ben yaşlarındaki kızı Birinci Elizabeth, kral babasına kafa tutuyordu. Babası ölünce İngiltere Kraliçesi oldu. Ben o gün bu gündür tarih içeren kitapları büyük bir ilgiyle okurum. Şiir okumayı da çok severim. Nâzım Hikmet ile 13 yaşında tanıştım.  Almanya’da okuyan kuzenim Üstün Ete merakımı görünce gizlice Nâzım okuttu bana. Gecelerce Nâzım’ın tüm şiirlerini kuzenimin defterinden kendi defterime aktardım ve yemin ettim kimseye göstermemeye. Bir gün anneannem bulmuş şiirleri. Kıyametler koptu. 1950’li yıllar, komünizmi çağrıştıran K harfini dahi telaffuz etmenin başa bela olduğu dönem... Ben defteri mutfakta az kullanılan bir tencerenin içine saklayarak kurtardım.”

ÇIRPINMA KENDİNİ SUYA BIRAK

Geriye dönüp baktığında…. Hayatla ilgili öğrendiği en önemli ders nedir? Hayat nasıl yaşanmalıdır? Diyor ki: “Hayat akan bir sudur. Çırpınma, kendini suya bırak eğer iyi bir insansan o seni en güzel sahillere taşır.”  

Yazarın Tüm Yazıları