"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Kapanış konuşması

Hayatımda hiç kimsenin yaşadığı zorluğu küçük görmedim.

Alay etmedim.
Kimine bir sivilce dünyanın sonu gibidir, kimine dibi tutan kek.
Benim de kendime göre zor geçirdiğim çok zaman var. Hep hop hop eller havaya değilim pek tabi. (Gülümsemeyi seven insan olunca, bunu yazmak durumunda mı hissetim ne! Ezik bi açıklama hali, ne saçma)
Birincisi kendi derdimle kimseyi sıkmak istemediğimden, ikincisi dertleri bahane etmeyi sevmediğimden, üçüncüsü çocuklarımı düşündüğümden, dördüncüsü derdimi kendince hor görecek densizlerden haz etmediğimden, beşincisi derdimi kullanacak hadsiz çıkarcılardan, altıncısı ise sırf ben öyle isteyip tercih ettiğimden duygularımı kedime sakladığım, kamuflajlı takıldığım da oldu, ortaya saçtığım da.
Ben birileri susmayı tercih ettiğinde, anlamasam da saygı gösteririm.
Bana ters gelebilir, anlamayabilirim; ama sevdiğin zaman anlamasan da olabilir, olduğu gibi kabul edersin. Sevgi öyle bi şeydir.
Sen zor durumdayken sana birilerinin nasıl davrandığı, senin için nasıl durduğu, nasıl olduğu aslında sana o kişilere dair de bi şeyler öğretiyor.
Hani eğer bu bi sınavsa diyelim, ki ben bu sınav benzetmesini de sevmiyorum, kimisi acayip tökezliyor, kimisi hiç beklenmedik şekilde seni şaşırtıp gönlünde tahta oturuyor.
Sınavda tökezleyenler kimi zaman sonradan toparlıyor kimi zaman da kaybolup gidiyor mazi oluyor.
Hayat işte böyle bir şey zaten.
Hiç aynı kalmıyor. Senin ona ayak uydurma kapasiteni geliştirmeye çalışıyor.
2014’ün son gününde içimi açıp temizlemek istedim.
Çok yoruldum bu sene.
Kalbim yoruldu.
Ömrü hayatımda ağlamadığım kadar çok ağladım.
Hatta bir gün, 6 Haziran’dı sanırım, ya da 7 veya 5 Haziran, öyle çok ağladım ki, yeni doğan bi bebek veya 2 yaş krizine girmiş bi çocuk nasıl umarsızca ağlarken katılır nefessiz kalıp morarır, ben de öyle morardım.
Nasıl iyi geldi... Her şey o gün değişti.
Yeniden doğdum sanki. Ama bunu sonradan, anladım tabi.
Ne çok tutmuşum içimde bi şeyleri. Belki bugün de tutuyorumdur... Bilmiyorum.
Bize ne zaman “tut kendini” dendi ve duygularımızı tutmak öğretildi bilen var mı?
Çocuğum fark etmesin, ailem üzülmesin, elalem görmesin duymasın bilmesin derken duyguları içimize bu kadar tıkmayı ne zaman bu kadar kabullendik te bu zorluğu bile fark edemez hale geldik, bilen var mı?
E peki ben bunları içimde tutarken, sanki yüzümden gözümden okunmuyormuş, sanki çocuklar fark etmiyormuş gibi kendimi kandırırken; çocuklarıma duyguları yaşamanın önemini nasıl anlatacağımı sandım ki?
Yalanım ben yahu!
Ve bunlara da ağladım-dı işte.
Toplumun -kimsin sen ya toplum?- dayatmaları tiksindirdi beni.
Haksızlıklar bezdirdi en çok bu sene.
Yalanlara mecbur kalmalar, ikiyüzlülük, sevgisizlik, yapmacıklık, en çok da kendini kandırmak ve bunun farkında olmamak kısmı isyan ettirdi beni bu yıl.
Soma faciası bi çeşit dönüm noktası oldu.
Yüzümüzü gözümüzü gördüm. Görmez olaydım dedim...
Ben öyle çok güçlü değilim.
Ha ama korkak ta değilim.
Kendimi bastırdığım oluyor. Kılım o halime.
Yargılamalara tahammülüm yok, kalmadı.
Bazen bakıyorum ben de yargılıyorum farkında olmadan ve işte o zaman esas iyice çılgına dönüyorum. Sürüklenmiş olmak kendimi aptal hissettiriyor, ayık ol Yonca diye kendime kızıyorum.
Hatalarım da çok. Biliyorum.
Kime göre neye göre...(de diyesim var...)
Bak mesela aklıma şimdi şu da geldi...
Koşmaya ilk başladığımda çok yalnızdım. Sürekli “koşma” dendi.
En ufak sorunumda hep koşmam suçlu bulundu. Kimse benim kimi zaman kendimden, kimi zaman onlardan kaçmak ve zamanı yakalayıp şimdide kalmak için, hayatta kalmak için koştuğumu görmek istemedi. Görenler de meraklı kedi gibi davrandı. Koşmak iyi geldi, inandıramamak deli etti.
Yahu bi susun ve kabul edin. Sorgulamadan, konuşturmadan, sessizliğe veya çok konuşup bi şey anlatmamaya saygı göstererek yargılamadan durun hele yanımda bi.
Şimdi birilerini koşarken görünce düşünüyorum.
Yalnız olmadıklarını görünce hem seviniyorum hem de yalnız ve uzun koşmalarını ve tek başınayken, ve dır dır edenlere rağmen, azimli olabilme gücünü bulmalarını öğrenmelerini diliyorum.
Ağlamak yıkanmak yüzleşmek konuşmak susmak ve yeniden doğmak için koşmayı seviyorum.
2014 bana, Allah biliyor, ağır geldi. Ama benden büyük ağırlıklar da aldı hafifletti.
Çok şeye şükrettim.
Bütün bu ağırlıklar için de yapabildiklerime inanamadım...
En önce kendime teşekkür ederim.
Hayata geçirmeyi, ele almayı düşündüğüm “zor ve olmaz” denilen arıları kurtarma hayalimi hayata geçirdim bunca şey içinde.
Hedef koyduğum bütün maratonlarda keyifle finişi gördüm.
Birilerinin hayatına faydam oldu.
Yelkenle tanıştım mesela... Bi dolu şey daha var kazandığım bu seneden gelecek yıllara.
İlk başladığım günden bugüne 1163 bağışçıdan toplam 411binTL bağış toplamışım.
Bundan daha büyük bir armağan ve ödül düşünemiyorum kendime verilecek.
Hayatımda beni bu kadar derinden mutlu eden, değiştiren, güç veren başka bir şey olmadı.
İnanamıyorum koşarak böyle bir işe yaramış olduğuma...
Hayat amacımı buldum 2014 yılında.

***

2014’ün son günü bugün.
Çocuklarıma bir konuşma yaptım Capetown’da, otele yürürken.
Onlara benden ne miras bırakabilmiş olmayı isterdim hepsini tek tek tek söyledim.
Çocuklarıma dediklerimi buraya da yazacağım.
Evrene salmak, ve kayda geçirmek için.

***

Benim güzel, anlamlı, duyarlı; gözümün nuru, kalbimin atışı, kanı, canı, nefesi çocuklarım,
Bi tanecik Destinam ve Aslan Cemim...
Eski ve kötü tecrübeye bakıp asla yeni bir tecrübeden kendinizi sakınmayın. Endişeler yüzünden atacağınız hiçbir adımdan vazgeçmeyin, korkmayın. Size endişe ekerek engel olunmasına izin vermeyin.
Başkası ne der diye düşünerek içinizden geleni yapmamazlık etmeyin.
Beyin oyun oynar, kalp oynamaz.
Kalbinizin/Gönlünüzün sesini dinleyin, duyun. Sonucu ne olursa olsun, alın dersi, kabul edin. Devam edin yolunuza.
En berbat dedikleri duygu bile duygudur.
Yok saymayın duygularınızı. Yaşayın.
Her adımı merhamet ve sevgiyle atın.
Aşkla nefes alın. Aşkla nefes verin.
Aşka ve arkadaşlığa emek verin.
İhtimam gösterin.
Bi şeyleri öyle çok sevin ki, o şeyler için her şeyi göze alın ve yapın.
Bi daha bi daha deneyin. Aktivist olun.
Azim kararlılık umut taşıyın.
Her daim hareket edin. Doğaya ve hayvanlara bakın. Bi şey anlatıyorlar. Duyun onları.
Koşun ve dinlenin. Dinlenmek de önemli.
Acıkınca, ihtiyacınız kadar yiyin.
Duyarlı kalın. Masum kalın. Çocuk kalbinizi koruyun.
Size çok kötü gelen bi şey için öfkeyle değil, iyi niyetle karşılık almasını isteyin.
Mesela 6000 zeytin öldüren şirket için bir gün hayatlarını ve kazançlarını zeytinlere borçlu olmalarını diledim. Başkası için dilediğiniz; gün gelir evrenden size döner. Ne ekerseniz onu biçersiniz bilin.
Şu hayatta elbet 1 şeyin iyiye gitmesine, iyi olmasına iyi hissetmesine yardımcı olabilecek bir şey yapabilirsiniz. O 1 şeyi küçük görmeyin. O küçük dediğiniz 1 şey, bir başkası için Dünyalar demek olabilir. Ona Dünyaları verin.
Hayal kurun. Hayal kurdurun.
Hikayeler güzeldir. İnanın hikayelere, yazın, başrolünü oynayın, çocuklara anlatın.
Ağlamak mı geldi içinizden, ağlayın.
Uzun mu yazacaksınız, yazın! Kimseye bakmayın.
İnsan yapımı işlenmiş şeylerdense doğadan gelenle beslenin.
Her nasılsanız öyle olun. Kimseye benzemeyin.
Kendiniz gibi kalın ki sağlıklı olun.
Kendinize gülün. Dalga geçin...
Düşünce kalkın.
Acıdı mı can, sarılın...
Aşık olun. Yüz bin kere aşık olun.
Yaşı başı yok aşkın.
Aşkın ta gözünün içine bakın. Öyle bir dokunun ki sevdiğiniz tene, bütün hücreleri ayağa kalksın ve teni hafızaya alsın o teması, bi daha asla unutmasın.
Eşsiz olsun aşkınızın tadı. Damakta eşsiz bir tat bıraksın.
Sesi sağır etsin icabında kulağınızı.
Müziğe ve sanata tapın. Saygı duyun.
Müzikle kalın, müzikle yaşayın.
Çalışın.
Doğayı herkesten çok siz sevin. Doğaya gidin. Doğada kalın. Doğal kalın.
Keyif ve zaman kadar değerli bi şey yok hayatta.
Keyif ve zamanı buldunuz mu dalın içine, kalın orada.
Kahkaha atın herkes duysun.
Herkes kahkahanızı duysun ki, canı kahkaha atmak istesin.
Davranış şekliniz ve tutum da önemli...
Öyle bir iyi davranın ki hayata, hayat ta size öyle davransın.
Ne kimseyi önünüzde diz çöktürün, ne de siz boyun eğin.
Bi de bilin ki şu hayatı müthiş ve abartı derecede nefis duygularla yaşıyorum.
Mucizeler var. İnanın. Mucizeler yaşayın.
Mucize yaşamanın en sihirli kuralı şu: minicik bir şeye de kocaman şükredin...
Her zaman özgürsünüz.
Her zaman özgürsünüz.
Özgürsünüz!
Umutlu ve mutlu olun.
Gülümseyin...
Yonca
"Çok şükür"

X