"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Anadolu Lisesi öğrencisinden isyan

Pazartesi günü “Bence okul” diye bir yazı yazdım.

Linki burada: http://sosyal.hurriyet.com.tr/Yazar/89/Yonca-Tokbas-4-Yaprakli-Yonca/52372/Bence-okul

Yazım üzerine “büyük”lerden bir dolu yorum geldi. Hepimize gına gelmiş durumda.
İsyanlardayız. Elimiz kolumuz bağlı vesaire diye...
Ana babalar hep aynı şeyleri yazıp söylüyor.
Ama ben;
Bu saçmalıklardan en büyük tahribatı gören çocukları/gençleri merak ediyorum.
Dün gece posta kutuma “Bir öğrenciden okul iç dökmesi” konulu mail gelince heyecanla açtım.
İ.G.K Anadolu Lisesi’nde öğrenci.
Bana yazdığı maili olduğu gibi buraya kopyaladım.
Bi okuyalım:

“Yonca Abla Merhaba.
Bu yazıyı gecenin bir yarısı yazıyorum; çünkü yazını daha yeni okudum. İyi yazmayı beceremem o yüzden kusuruma bakma. İlk defa bir köşe yazarına yazıyorum bu arada. 1 Eylül de yazdığın yazıdan bahsediyorum. Okul ile ilgili olan.
Yazını okurken “evet ben de böyle düşünüyorum!” diye bağırmaktan kendimi alamadım.
Ben 11. sınıfa geçtim.
Yaz tatilinde 3 ay boyunca anneannemin yazlığında kalıyorum, biraz rahatlarım diye düşünüyordum.
Yazın başında kafamda çok şey vardı. Orada biraz bahçecilik öğrenirim diye hayal etmiştim. Yani işte kışın yapamadığım şeyler. Yeni tarifler falan denemek istiyordum. Ama yazın başından başlayan günlük 4 saatlik bir program verdiler bana.
Uydun mu programa dersen uymadım. Çünkü artık bıktım!
Tatilde ne telefonu elime aldım, ne de bilgisayarı. Ama bana eşlik edecek kimse de bulamadım. Herkes yaz tatilini sürekli internet ve televizyon olarak görüyor. Ama onlar da haklı. Kışın o kadar kısıtlanıyoruz ki!
Hani klasik bir laf vardır okulda öğrendiğimiz ne işimize yarayacak diye; ne kadar klişe olsa da o kadar doğru ki!
Yani ne verdikleri ödevler ne anlattıkları dersler bir işimize yarayacak cinsten. O kadar aptalca geliyor ki her şey. Zaten okulda öğrendiğim çoğu şeyi de anlamıyorum. Düşünsenize bir öğretmenimin torunu üniversite gidiyor. Yıllardır aynı okulda. Beni yolda görse “Sen kimsin?” der.
Tek o da değil hepsi böyle.
Ne derdimden anlıyor ne başka şeyden.
Kimya hocamıza “Bazı şeyleri deneyle gösterseniz aklımızda daha kalıcı olur” dedik, bize bağırmaya başladı “Sizinle mi uğraşıcam!” diye.
Başka bir anım ise ilkokuldan kalma...
Resim yapıyorduk.
Çok iyi hatırlıyorum Bandırma Vapuru’nu çiziyordum. Suluboya yaparken arkadaşım yanlışlıkla koluma çarptı ve resim boydan boya çizildi.
Ağlayarak resim öğretmenine götürmüştüm, o da “Zaten güzel olmamıştı..” demişti...
Anlayacağınız bu ülkenin eğitim sisteminden bir şey olmaz.
Ülkede sınav sonuçları karışıyor. SBS sınavında olmuştu ve kimse sesini çıkarmadı. Ben bu durumdan bıktım. Hani yabancı filmlerde gösterirler ya okulları, o kadar üzülüyorum ki onları görünce. Bu kadar zamanım boşa geçti diye düşünüyorum. Oralarda da doğabilirdim, her şey daha farklı olabilirdi. Okuldan sonra sosyal faaliyet derslerimiz olsaydı keşke... Ama üniversiteye geçtiğimde ilk işim yurtdışı sınavlarına hazırlanmak olacak.
Kendimce bir şeyler keşfetmek, uygulamak istiyorum.
Biliyorum yazdıklarım karman çorman; ama sizinle konuşuyor gibi yazdım.
Yonca Abla, sana çok teşekkür ederim.
Sonunda beni anlayan bir yetişkin var diye düşündüm...
Umarım okursunuz ve küçük de olsa bir geri dönüş yaparsınız.
İyi geceler :)
İ.G.K.

***

Bilmem daha net olabilir miydi İ.G.
Yazık bu çocuklara...
Geçen sene bir başka öğrenci de bana bilgisayar dersindeki öğretmenlerine kendilerinin ders vermek zorunda kaldığını, öğretmenin zamanında öğrendiği bilgilerle günceli yakalamasını imkansız olduğunu, öğretmenin sorularına cevap vererek ders geçirdiklerini anlatmıştı.
Öğrenciler öğretmenleri için üzülüyorlardı.
Bakın çocuklar öyle ileri seviyede ve eğitim sistemleri öyle hızlı geride kalmaktaki, neyi nasıl yakalayacağını herkes şaşırmış durumda.
Aynı konular inanın İngilizler, Fransızlar, Amerikalıların da tartışma konusu.
Ve geleyim son noktaya.
Dün bizim Ekonomi sayfasında Şebnem Turhan’ın yaptığı haberin aşağıda alıntıladığım özetinde her şeyin özü saklı:
“Ülkelerin ekonomik büyümelerini toplumsal ve sosyal gelişmeye ne kadar aktardıklarını ortaya koyan UNDP İnsani Gelişme Endeksi’ne göre Türkiye 2 yıldır 187 ülke arasında 69’uncu sırada yer alıyor. Yani ekonomi 1 yılda yüzde 4 büyürken bu insani gelişmeye pek yaramamış gözüküyor.”
Tablolara şöyle bir bakın. 2000’den bu yana “insani gelişmemiz” emekliyor.
Ne emeklemesi, tek adımı zar zor atıyor...
İnsani gelişme…
Ne güzel bir tanım… ne anlamlı bir ölçüm birimi…
Yazdıkça içim sıkıldı of!
Ben en iyisi bu iç sıkıntısını kesip,
İnsani gelişmemize katkı sağlamak için usanmadan çalışan TOG’lu gençlerime döneyim…
Size onlardan aldığım iyi haberleri yazıp moralleri düzelteyim.
Çünkü, iyi haberlerim var.
Umudunuzu asla kesmeyin.
Her şeyin farkında olan bunca çocuğa ve gence değer.
Onlardan vazgeçmeyin...
Yonca
“sabır”

X