"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Herkes birbirini “beğenmek” zorunda mı?

Kocam sosyal medyayla ilişkisi olmayan bir insan. Arada bir girer, bakınır çıkar.

Kırk yılda bir bir şey belki paylaşır filan.
Bense bayılıyorum.
Hele Instagram’ın hastasıyım.
Geçenlerde bir baktım, ekranım kocamın “beğeni”leriyle dolu.
Gülme tuttu görünce. Ben de “kocam beni beğeniyo” diye yazdım paylaştım.
Ama sonra içime kurt düştü. Gittim yanına, “Hayrola? Yoksa beni beğeniyor musun?” dedim. “Ne o öyle beğenmek mecburiymiş gibi şak şak her resmi beğeniyorsun?” “Ne alakası var yaaa” dedi, güldük.
40 yılın bir başında girip baktığı için o akşam denk gelmiş. Beğendikleri arka arkaya çıkınca öyle oluvermiş. Falan filan.
Bana da malzeme oldu işte nitekim.
İlişkilerimiz sosyal medyaya emanet.
Acaba çiftler, arkadaşlar birbirlerinin paylaşımlarını beğenmek zorunda hissediyor mudur? Yani böyle bir sosyal medyatik baskı var mıdır kimilerinin üzerinde?
Kesin vardır değil mi?
“Aşkitom neden beni beğenmiyosooon, aşk olsooon?” gibi bir şey söz konusudur değil mi artık günümüz ilişkilerinde?
Nitekim Facebook arkadaşlık isteğini kabul edenler etmeyenler, arkadaşlıktan çıkaranlar yüzünden kıyametlerin koptuğunu biliyoruz.
Hatta bizim ailede kardeşimin bizlerle “arkadaş” olmayışı büyük olaydır. Ben bayağı sinir hırs yapmıştım, “Beni kabul et, kabul et beni” diye; o da bana “Sen benim ablamsın, ne işin var arkadaşlarımla aramda” demişti de kalakalmıştım.
Haksız da değil. Bazen hiç alakan olmayan şeylere maydanoz olabiliyorsun hadsizce. Saçma sapan bir şeyi üstüne alınabiliyorsun.
Çocuklar da sinir oluyor aslında her paylaştıklarını görüyor olmamıza.
Hatta bana “Paylaştığım şeyin altına illa bir yorum yazmak zorunda mısın?” şeklinde laf çaktılar. E ama güzelse evet yani, değilse hayatta paylaşmam da beğenmem de.
Çocuğumuzu uzaktan izliyoruz, beğenmeye ödümüz patlıyor, yorumu ise korka korka yapıyoruz, yaptık mı kızılıyor. Onu bırak, bir fotoğrafını paylaşman için ayrıca önceden kendilerinden izin alman gerekiyor filan.
Bayılıyorum bu kişilik haklarını talep etmelerine o ayrı. Ama ne çok içimde kalan şey var anlatamam.
Bir de şöyle şeyler oluyor bazen; biri bir şey paylaşıyor, bir bakıyorum bir süre sonra silinmiş. Soruyorum “Hayrola, çok komikti n’oldu?” diye, karşıda cinnet halleri. Belli, kavga filan çıkmış evde.
Sevgilisi, anası, babası osu busu laf etmiş mesela, mecbur silmek zorunda kalmış.
Yahu kime ne, bir anlasam...
Ana babaların “Sen beni elaleme rezil ettin” feryadı hele, beni acayip güldürüyor.
Ama beni en çok sinir eden, “İlla beni veya sayfamı veya bilmem nemi beğen, takip et, bak Allah’ının aşkına takibe al, beğen, en çok beni beğen, beni günde 10 kere beğen, gözünün yağını içeyim sev beni” filan diye herrrr yerden taciz edengiller.
Oradan engelliyorsun, buradan geliyor, onu kapatıyorsun yeni hesap açıyor. Pes, bu ne azim kardeşim!
Ayol insan en sevdiği arkadaşının bir şeyini bile beğenmeyebiliyorken, bu neyin baskısı?
Herkes canının istediğini yapsın diye yok mu bu sosyal medya dünyası?
Eee bu ne perhiz bu ne lahana turşusu o zaman?
Bırakın kim neyi isterse beğensin, istemeyen beğenmesin.
Yeterince baskı var hayatımızda!
“Beğendi/beğenmedi” olmayıversin gari.
Yonca
“imam bayıldı”

Katliam

Türkiye’de doğa, insan, hayvan, tarih her bir şeyin katliamı var. Kafanı nereye çevirsen yıkım var. Ama nereye çevirsen!
Ormanlar yok ediliyor.
Tarihi binalar yerle bir.
Hayvanlara duyulan nefret ürkütücü. Resmen zavallılar ölsün diye çalışan bir garip cins insan topluluğu var gibi. Kimseye zararı olmayan her türlü canlının hayatına bilinçli bilinçsiz kasıt var.
Ne biçim bir yıkıcılık ve yok edicilik ve tüketicilik ruhuyla yetişmişse bazı insanlar, iletişim kurup bir şey anlatmak da mümkün değil onlara.
İnsan bu tür bir “yaratıkla” nasıl baş edeceğini bilemiyor. Aynı dili konuşmuyoruz ki!
Dahası bu sadece bizde değil, ne acıdır ki bu coğrafyanın, Orta Doğu’nun çoğunluğunda böyle.
Tarihe saygı sıfır.
Yık yap. Boz yap. Para konuşuyor.
Değer bilmezlik ne üzücü bir şey.
Ne yeniye, ne eskiye, ne canlıya, ne ölüye saygı var.
Yık, yenisini yap geç.
Hayata değer vermeyen paradan da güçten de tiksiniyorum.
Gittikçe daha çok tarihi bir yerde, doğanın içinde, hayvanların yanında yaşamak istiyorum. Çünkü içinde olursam, sahip çıkmam da korumam da kolay ve mümkün. Uzaktan gazel okumakla olmuyor bu iş.
Ve bu hisse kapılan, bunun hayalini kuran bir ben değilim.
Bunu aklına koyup yapanları gördükçe giderek cesaretim ve umudum artıyor.
Net.
Yonca
“özedönüşüm”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI