"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Bizi çocuklarımızdan kim korkutmuştu sahi?

Edinilmiş endişelerden çocuğumuzu sürekli o doktor senin bu doktor benim gezdirerek, gribi bile çaresiz hastalıkmış gibi yaşayarak, çocuğa açlıktan ölüyormuşçasına zorla yedirerek daha iyi ana-baba oluyor muyuzdur?

Çocuk sevgisi dediğin; çocuğun attığı her adımda “onu koruyorum” diyerek kendini kandırıp ruhunu kontrol altına almak, nefes aldırtmayacak kadar tepesinde durmak, sorulara onun adına cevap vermek, onun adına ödevini yapmak, onun adına hiç yapmak istemediği bir işi yapmasına karar vermek ve zorla yaptırmak, “çocuk yetiştirme stresiyle” kafayı yemek olamaz değil mi?
Anne babalara ayrı, çocuklara ayrı üzülüyorum.
Çocuk “köh” dese sanırsın boğmacadan ölüyor, ana-baba öylesine çaresiz hissediyor, kendini suçluyor.
Doktor “önemli bir şey değil” dese, neredeyse doktora da kızıyor bazıları. İlla kötü desin doktor, ilaçları listelesin, tahliller istesin her seferinde, bak o zaman herkes mutlu.
“Ya sen kafayı mı yedin?” diyorum dayanamayıp, bu sefer de ben kötü oluyorum.
Bence çocuğun değil, ebeveynlerin ilgiye, ihtimama, anlayışa, dinlenmeye, beslenmeye, uyumaya ihtiyacı var.
Ana baba olmak eşittir kafayı yemek değil.
Kendinize acilen “sevdiğiniz bir hobi bulun/edinin” demek geliyor içimden.
Düşün çocuklarınızın yakasından ki onlar da nefes alsın, siz de.
İşten güçten, yoğunluktan vicdan azabı çektiğin için, içinden gelmediği an o suniliği bariz ilgiyle çocuğunun ihtiyacını karşıladığını sanmak, kendini daha beter kandırmak. Bu işin işle güçle, çalışmakla veya ev hanımı anne olmakla alakası da yok ayrıca.
Aslında istisnasız hepimizin ilgiye, dinlenmeye veya çalışmaya ve/veya kaçmaya ihtiyacı var.
Endişeli ve yorgun halin en güzel çocuklar tarafından anlaşılıyor.
5 dakikan mı var çocuğunla, Allah aşkına hastalıktan, ödevden, üstünden başından bahsetme, daraltma, daralma.
TAKIL.
5 dakika takıl.
Bir şeycik olmaz yemin ederim.
Havadan sudan sohbet et. İnan bana çocuk o laklak yüzünden ne başarısız olur, ne kötü, ne saygısız, ne disiplinsiz ne de yüzgöz veya ne bileyim o 5 dakika yüzünden hiçbir şeyi eksik veya yetişememiş olmaz.
O gün senin canın neye yandı, seni ne güldürdü anlat hele çocuğuna.
SEN ANLAT diyorum bak.
“Hadi bana anlat” demeden ve “Anlatmıyor bana bir şey” diye cinnet geçirmeden önce yani.
Başta tepki vermeyebilir, “Bu da kafayı yedi” gibi bakabilir. Bırak baksın.
Sen bunca zamandır çocuğunla “boş sohbet etme hak ve özgürlüğünü”, sorumluluklar ve “aman yapma travma olur” endişe dayatmaları yüzünden içinden geldiği gibi kullanamadın ki çocuğun yapabilsin.
Annelik, nedeni her neyse vicdan azabıyla “durumu kurtarmak için kölen olayım” haline dönüşmesin.
Bu ikiyüzlülüğün adı sevgi değil.
“Çocuğum geberiyorum yorgunluktan. Seninle bir şey yapamadım, şu an içimden de bir şey yapmak gelmiyor, arada herkese olur ve geçer, özür dilerim” deyip hüngür hüngür ağlasan, çocuğuna “Bana sarılmana ihtiyacım var şu an, iyi gelir” desen; yemin ederim hiçbir şey olmaz, hatta çok iyi bir şey olur.
Denedim oldu, oradan biliyorum.
Deşarj olma hakkını, ihtiyaç duyduğun sevgi gösterme şeklini sen dile getirirsen, çocuğun da sana açabilir kalbinin sesini.
Duygular tutulmaktan bitik. Salıverin iyileşsin her biri.
Nefes alın. Uyanın. Açılın. Rahatlayın.
Ettiğiniz etmediğiniz sohbet, yaşadığınız yaşamadığınız hayat neyse, çocuğunuz aynısının tıpkısı işte.
“Çocuk düşe kalka, hastalanarak büyür” enfes bir cümledir.
Bırakın çocuklar yaşasın.
Çocukla gülün, çocukla ağlayın.
Eşzamanlı eşduyguda kalmanın tadına varın.
Bazen çocuğunla hiç konuşmadan öylesine oturup bakışmak, sessiz kalmak, hatta konuşmamak bile şahane geliyor. Bilmem nerede bilmem neye kuş kondurmuşlar diye, trafikte sinirden gebererek gitmek için yırtma kendini.
Ben yırtınmadığımdan beri, herkes rahat etti yani...
Nefret ederek yaptığını o çocuk anında anlamıyor mu sanki?
İkiyüzlü olmak zorunda kalmayalım ki, onlar da olmasınlar.
Yabancı değil ki o, içinden çıkan çocuğun.
Çocuğunuza dürüst olun duygularınız konusunda.
Duygularınızı, kalbinizi sonsuzca, korkusuzca açın ona
diye pankartlar asmak istiyorum şehir duvarlarına.
Ne hakla ve kim, ne ara bizi çocuklarımızdan korkuttu bilen var mı?
İçimizden olduğu gibi ve olduğumuz gibi olamaz hale geldiğimizden beri endişeler boğdu, sunileştirdi bizi ve bu daha mı az travmatik çocuk için yani?
Gerçek sevgi;
önyargısız ve varsayımsızca, cesurca, açıkça paylaştığın duygularında.
Çocuğunuzun kalbi çok büyük, hatırlatmak isterim.
Sizi en çok ve en iyi o saf yürek anlar.
Yargılamaz da!
Müthiş kucaklar.
Hele bir açılışı siz yapın da...
Yonca “şeffaf”

X