"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Tanrıçaya cürmümeşhut

AŞKIN tezahürü (oluşması, belirtileri) ve hayata yansıtma biçimi, bir kuşak geçtiğinde bile gözle görülür ölçüde değişiyor.

Belki bir çok şey öyle... Ama aşk varlığı hatta yokluğuyla bile öyle destanlara teşne ki, arada akan sular pek durulmuyor.

Misal, mitolojideki iki üç bin yıllık Yunan, Olympos efsaneleri.

* * *

Rivayet odur ki, tanrıların kralı Zeus ile Hera’nın oğlu Hephaistos, Olympos figürlerinin “mermerden yontulmuş” güzelliğinin tersine, çirkindir, topaldır. Tanrısal zanaatının etkisiyle kamburdur da hafiften.

Aslında Zeus ile Hera’nın “aşk mahsulü” çocuğu olduğu için muhtemelen güzel doğmuştur da... Mitolojiye göre ya babası ya da anası onu Olympos’tan aşağı attığı için öyle olmuştur.

Çirkindir ama bronz, demir ve değerli madenleri işlemeyi sadece o bildiği için, tanrılar katındaki yerini kısa sürede zirveye yükseltir.

 

Çirkinim ama bilezik bende

 

Bir yanardağın ağzına kurduğu atölyesinde ateşin gücünü, bazen gücün en keskin apoleti, bazen de ölümcül güçsüzlüğün mezartaşı olan silahları ve o silahlardan korunmak için gereken zırhları yapmakta kullanır.

Büyük bir güce, ardından da saygınlığa ulaşır topal adımları. “Sanayi” tanrısıdır artık, her anlamda...

Sadece silah yapmaz. Bir çirkinliği eritip, o kargacık-burgacık madenleri güzellikler üretmek/yaratmak için de kullanır yeteneğini...

Yüzükler, nadide bilezikler, takılar da yapar ve bu ona çirkinliği ile ötelendiği “estetik” dünyasında da “koldaki bileziğe” dayalı saygınlık kazandırır.

 

Bitirim Ares ile Aphrodithe

 

Silahların şakırtısının ürküten, bileziklerin şıkırtısının çıplak kolları gezinen cazibesi, en çirkin tanrı olan Hephaistos’u sonunda düşleyemeyeceği bir güzelliğe ulaştırır.

Aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite ile evlenir. Ama tanrısal açıdan “dengi dengi”ne bu durum, aradaki bedensel/tensel uçurumu aşamaz.

Hephaistos’un gün boyu, geç saatlere kadar atölyede çalışması, Aphrodite’in susuz tenine tuz serper, onu savaş tanrısı bitirim Ares’in kollarına sürükler.

Ve mitolojide bir tanrıça, bir tanrıyı başka bir tanrı ile aldatır!

 

A. ile A. demir ağla kıskıvrak

 

Hephaistos bir başka tanrının, dedikoducu Apollon’un “ihbarı” ile A. A. (Aphrodithe-Ares) arasındaki gümbür gümbür ilişkiyi öğrenir. (A. A. kodlamasını iki-üç bin yıllık mesele de olsa, -neme lazım- günümüz basın ahlak yasasına uyarlamak için kullandım)

Hephaistos sanayi tanrısıdır ya; A. ile A.’yı aşk yataklarına kurduğu demir ağ düzeneği ile kıskıvrak yakalayarak “cürmümeşhut” yapar.

O an, kıyası kabil olmayan bir “aşk acısı”nın çığlığı, Olympos’un eteklerinden zirvelerine kadar yankılanır.

Evet, kıyası kabil değildir.

Onun kadar çirkin olmasın Quasimodo’yu o hazin sona sürükleyen aşk acısı bile hiç kalır Hephaistos’un çektiğinin yanında.

Zira Aphrodite’e aşkı “tek taraflı, uzaktan” bir özlem olarak kalmamış, aşkına karşılık alsın ya da almasın, onu almıştır bir kez koynuna...

Sadece özlenen platonik/cintonik bir aşkın insana yaşattığı elem, temas edildikten, ulaşıldıktan sonra kaybedilen aşka duyulan “bildik” özlemin yaratacağı acıdan daha katlanılabilirdir.

İlkinin deliliğe gidebildiği ya da “delice bir his”ten kaynaklandığı vakidir.

Ama ikincisinin yarattığı “çılgınlık”, ya da pek bir sevilen gasteci diliyle cinnet, daha popüler, daha cinaidir.

 

Suç mahalinde hayal kırıklığı

 

Sanayi tanrısı Hephaistos, bedenini saran o tunç gibi aşk acısıyla haykırarak çağırır Olympos’un tanrılarını ihanet, “suç mahali”ne.

“Buyrun” der, “Zevcem Aphrodite ile Ares’i yatağımda yakaladım”.

İçindeki “kor”a, çeliğe su serpmek için... Tanrılardan güçlü bir kınama, sert bir ceza beklemektedir yaralı, acılı yüreği.

Ancak mitoloji, yatağın yanına gelen ve iki dünya güzelini, Aphrodite ile Ares’i birlikte gören tanrıların, ceza yerine -o koca ağızlarını dev elleriyle kapatarak- kaçamak gülümsemelerle, umursamazlıkla yetindiklerini yazar.

* * *

Neyse, -Nietzsche’nin kulakları çınlasın- bir gün, tanrıları öldü Olympos’un.

Oysa aşkıyla, acısıyla, sonsuza kadar sanıyorlardı ömürlerini...

Bakmayın bugün müzelerde tek kollu, aşka meşke “taş” kaldıklarına… Değme aşklara taş çıkartır, hikayeleri.

Zira... Meşk ve şarap tanrısı Dionysos da vardı, yanlarında.

Şarabın olduğu her yerde aşk da, acısı da kuvvetli bir ihtimal olarak mevcuttur.

Tanrıçaya cürmümeşhut
 

NOT: Son yazılarım aşka dair değinmeler babından olunca... Psikeart Dergisi’nde yayınlanan bu yazımı, biraz rötuşla yinelemekte mahsur görmedim.

 

 

X