"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Çok komiğiz

DÜNYANIN en mutlu ülkeleri sıralamasında 78. sırada somurtmamız bir yana... Turistik çehremiz hariç, fazla tebessüm eden (gülümser) bir millet sayılmayız.

Gülmenin, hele ki kahkahanın, kadınlar için günah, “hafifmeşreplik” evrelerinden, erkekler için “Karı gibi gülme, kıkırdama lan” uyarılarından geçtiği bir ülke için normal.

Fakat sıralamayı, sıcağı-soğuğuna bakmadan “Sosyal medyada en çok münasebetsiz espri yapan ülkeler” arasında yapsalar...

Üst sıralara hoplaya-zıplaya tırmanacağımızdan umutluyum.

* * *

Sosyal medyanın “çevre ve/veya sevgili yapma” ihtimalinden, yarattığı medyatik olma hevesinden midir...

“Kadınlar komik erkeklerden hoşlanır” rivayetlerinden mi, bilmem.

En dramatik başlıkları bile makara kukaraya (eski haliyle kakara kikiri) sarmak, makaraya almak şart oldu sanki.

“Biraz ciddiyet hanımlar-beyler” anonsu yapmayacağım elbet. Hiç haz etmem, takınılan ciddiyetten...

Üstelik espri, cidden sanattır. Sosyal medyadaki okkalı esprileri kitap yapsan, ömrünü mizaha adayan bazı insanların -fena halde- yüzü asılır.

Lâkin mütemadi esprileriyle, buzluk sazanı gibi müşteri (tıklanma) kollayan, insan hayatına mal olan olaylarda bile bir “şaka fırsatı” arayanlar...

Başka.

* * *

Depreme, teröre, tecavüze, kadın cinayetlerine, trafik kazalarına ironiyle, kendince espriyle-gırgırla yaklaşan -ünlü isimler dahil- çok örnek gördük.

Twitterda böylesi dramlarda 140 karakterle sınırlı cümlelerini kurup, alaylı komedyenliğe soyunan.... Sonra karakterini yine 140 karakterle aklamak için çırpınanları da...

Mülteci dramında küçücük bedeni kıyıya vuran Aylan bebeğin fotoğrafının altına, “Hafta sonu erken kalkınca ben: DDD” yazarak gülücükler savuran insanlık müsvettelerini bile gördük.

* * *

Boşboğazlığın, patavatsızlığın sosyal medyayla birlikte iyice afişe olduğu malum.

Artık münasebetsizlik saklı kalmıyor.

İki kelime cıvıldıyor twitterda, bir fotoğrafın altına yorum yapıyor, bakıyor ki uluslararası fenomen, persona non grata (istenmeyen adam) olmuş.

Eh, müstahak.

* * *

Buralara, Boğaziçi Köprüsü’nde intihar eden Erol Çetin’le ilgili haberler vesilesiyle geldim.

Çetin köprüye, intiharın kıyısına gitmiş.

Haberlere göre, polisler 45 dakika süren müzakerenin sonucunda ikna etmiş, 45 yaşındaki adamı.

O sırada köprüden arabasıyla geçen iki kadın, ölümle hayat arasında gidip-gelen Çetin’e, “Atlasana ulan” diye seslenmişler,

O da, “Atla ha, atla...” diyerek bırakmış kendini...

Savcı da iki kadın hakkında, intihara yönlendirme (teşvik) suçundan 4-10 yıl hapis istemiş.

* * *

Şimdi... O sözleri belki aralarında makara kukara babından söylediler, belki trafik tıkandı diye sinirlendiler. Bilemem.

O insan, onlar öyle dediği için mi atladı, yoksa zaten atlayacak mıydı? Bilemem.

Olay tümüyle böyle mi cereyan etti. Onu da bilemem.

Ama ceza alsın ya da almasınlar, o kadınların aklında bu vahim soru ömür boyu kalırsa... (Kalmalıdır)

Şayet vicdan diye birşeyler varsa derinlerde... İnsanın en yaman, en kanayan/kabuk tutmayan sorusu olur hayatında.

Yine haberlere göre, iki kadın ifadelerinde “Boşboğazlık ettik” demişler.

Ne kolay değil mi, boşboğazlık etmek.

“Dilim, kalemim, klavyem sürçtü” demek.

* * *

Patavatsızlıktan ayrımcılığa-ırkçılığa, kibirden aşağılamaya, espriden okkalı hakarete koşuşturan cümle komik adamlar...

Tamam, buz gibi komiksiniz de... Boşboğazlığın, patavatsızlığın, yersiz espri sağnağının kitlesel açılımı olabilir, değil mi?

Neyse ki onun ülkelere göre sıralaması yok.

 

X