"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Burnumuzla mı analiz edelim, dilimizle mi

KOKU önemlidir. Varlığıyla da, yokluğuyla da... Ihlamurun kokusu, ağacında dünyayı tutar mesela. Ama saIlama (poşet) ıhlamurun, kokusu da “sallama” olur. Bazen de yokluğu kıymetlidir kokunun; sudaki, tuzdaki gibi... Kokmamalıdır ancak, memleketimizde su da kokar kimi zaman, tuz da...

Türkiye’nin ikinci büyük gölünü, Tuz Gölü’nü kokutup, kurutmayı becerdiysek... “Tuz da kokar” deyimini uzakta, geçmişte aramayalım.
Ama ben suyun kokusuna geleceğim.
Su, kokusuzdur. Öyle olması beklenir.
İster şebekeden olsun, ister damacanadan... Sağlıklı, kaliteliyse analizinde “kokusuz” yazar.
Ne güzel söyler, İsmet Özel:
“Yağmurdan sonra toprağın kokusu olsun diye, yoktu suyun kokusu...”
* * *
Su, kokmaz ama... Ankara’da şebeke suyunun koktuğuna dair şikayetler yağıyor büromuza.
Üst perdeden onayı da, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’ndan geldi geçen hafta:
Koku ve renkte bir sorun var. Kokusu, rengi dışında Ankara suyunda sorun yok.” (Yani, kokuya, renge katlanalım)
Katlanalım da... Açıklamanın devamı, Bakan'ın samimi açıklamasıyla gündeme yerleşti:
“Ben çeşme suyu tüketmiyorum, damacana suyu içiyorum...”
* * *
Bunları masaya koyalım.
Ama hemen heyecanlanmayalım.
Yoksa, Ankara’nın suyunu elektrolizle “yemyeşil” kılan vatandaşımızın orta öğretim düzeyindeki “muhalif” deneyiyle sınırlı kalır ufkumuz.
Başkan Melih Gökçek de dün akşam Beyaz TV’de tıpkısının aynısı “deney”le karşılığını verir, sığ sularda bulanır/bunalırız.
Muhalifler ilkine inanır, yandaşlar ikinci deneye... İki taraf saydırır birbirine...
Muamma, ortada kalır.
* * *
Önce Bakan Müezzinoğlu’nun, bir bardak suda fırtına kopartan damacana suyu içmesi meselesine değinmek istiyorum.
Rahmetli annem, bildim bileli çayı damacana suyuyla demlerdi.
Nur içinde kayınvalidem, tam tersi; bilhassa musluk suyuyla... (Yaşasa, bugünkü koşullarda musluk suyu kullanır mıydı... Hiç sanmam)
Ben, musluk suyuyla demlenen çayı severdim doğrusu...
Ama suyumu da, damacanadan içerdim.
* * *
Büromuzda, bir kaç marka pet şişe su seçeneği var misal...
Denk düşerse, hep aynı markayı seçerim.
Sanki tadı daha güzel gelir (bana)...
Yani... Böylesi bireysel “tercih”ler, tek başına koca Başkentin su muammasını da aydınlatmaz.
Muhalefete, polemik dışında doküman da sunamaz.
Burnumuzla mı analiz edelim, dilimizle mi

Gökçek'in dün akşam ekranda canlı canlı yayınla musluktan su içmesi ise başka bir alem.
Omuz kamerasıyla takip ettiler, önce Bismillahla elini yıkadı.
Ardından hem avucundan, hem bardaktan şebeke suyu içti.
Hani, sanırsın ki... Su sağlıksızsa, içtiği an yere yığılacak.
Şimdi, “Başkan içti, su aklandı” mı diyelim.
“Bak Bakan da içmiyor” deyip, tezvirata mı geçelim.
* * *
Yine heyecanlanmadan...
Emek’te oturuyorum, musluğumuzdan akan suyu kokladım.
Yarin kokusunu içime çeker gibi, iyice kokladım... (Ne hallere düştük)
Ev ahalisine de koklattım.
Kokmuyor. Ama tadı hiç iyi değil.
* * *
Peki... Benim musluğumdan akan suyun kokmaması, “Ankara’nın suyu iyi” mi demektir?
E, yan mahallede kokanı da var.
Suyla ilgili iddiaların bilirkişiliği, suyun bilimsel analizi, burnumuza mı kaldı?
Lakin su tartışması, burnumuza kadar geldi.
Burnumuzdan gelmeden, esaslı, tarafsız belgelerle aydınlatılmalı mesele.
* * *
Bu işler, seçim öncesinde mahalle kahvesindeki amcalarla “Oyunu kime vereceksin” yoklamasına da benzemez.
“Yine çaya karbonat katmışsın Bekir Ağa” nevinden sızlanmalarla da çözülmez.
Yarın devam edeceğim.

X