‘Çakal’larla dans…

Usta yönetmen Martin Scorsese son filmi ‘Dolunay Katilleri’nde 1920’lerde arazilerinde çıkan petrolle zenginleşen Osage Kızılderililerinin servetlerine çökmek için işlenen cinayetleri ve perde gerisindeki çetenin oluşumunu anlatıyor. Leonardo DiCaprio, Lily Gladstone ve Robert De Niro’nun performansları filmi sürüklüyor.

Haberin Devamı

Başlardaki en büyük motivasyonu ‘altına hücum’ olan bir ulus, zamanla rotasını ‘kara altın’ olarak da adlandırılan bir yeraltı zenginliğine yöneltmiş ve eski sloganı ‘petrole hücum’la revize etmişti. Hedefin tanımı ve malzemesi değişse de refleksler aynıydı; onun sayesinde bir an önce zengin olmak, sınıf atlamak ve bu uğurda ne yazık ki hırsına yenik düşmek… Mekanizmanın işleyişi de aynıydı neredeyse; bu yolda ölen de vardı, öldüren de…

Sinemanın yaşayan efsanelerinden Martin Scorsese, David Grann’in 2017 tarihli çok satmış romanı ‘Killers of the Flower Moon: The Osage Murders and the Birth of the FBI’dan uyarladığı son filmi ‘Dolunay Katilleri’nde (Killers of the Flower Moon), petrol zengini olma isteğiyle ait olduğu ulusun tarihinde açılan kapanmaz yaraları perdeye taşıyor. Senaryosunu Eric Roth’la kaleme aldığı filminde büyük usta kariyer serüveni boyunca çizdiği genel sınırların içinde bir kez daha yol alıyor. Malum, o ünlü lakabıyla ‘Marty’ her daim Amerika’nın şiddet haritasıyla ve bu haritanın tarihsel duraklarıya ilgilenir; mafya, kuruluş aşamasındaki çeteler, bireysel takılanlar, psikopatlar derken onun sineması geniş bir ‘suçlular galerisi’dir. Bu son adımında da geçmişteki halkalara bir yenisini eklerken dönem itibariyle de ‘geç kalmış bir western dünyası’nı seyircisiyle paylaşıyor.

Haberin Devamı

1920’lerde geçen öykünün genel hatlarında atalarının topraklarından uzaklaştırıldıktan sonra yerleştikleri Oklohama’da arazilerinde petrol bulunmasının ardından zenginleşen Osage halkı var. Bu Kızılderili topluluk ellerindeki mali imkânlarla sınıf atlarken beyazlarla yapılan evlilikler sonucu sermayeleri yavaş yavaş el değiştirmeye başlıyor. Yörenin ileri gelenlerinden, yerlilerle köklü ilişkilere sahip Bill ‘King’ Hale, 1. Dünya Savaşı’ndan henüz dönen yeğeni Ernest Burkhart’a konforlu bir hayatın sırlarını fısıldıyor: Taksicilik yaparken tanıştığı, büyük bir servetin sahibi konumundaki Osage yerlisi Mollie’yle evlenmek… Açgözlü, birikimi sınırlı, parayı seven bu genç adam amcasının öğüdüne kulak veriyor ve servetine konmakla birlikte sevdiğini de düşündüğü kadınla evleniyor. Çok geçmeden Ernest, en tepesinde Bill Hale’in oturduğu, abisi
Byron’ın da etkin olduğu bir çetenin önemli bir parçasına dönüşüyor. Bu birlikteliğin temel aktivitesi yöredeki (çoğu kadın) Kızılderilileri öldürmek ve yasal sınırlar içinde servetlerine el koymaktır. Şebekenin kurbanları arasına zamanla Mollie’nin ablaları katılırken Ernest de trafiğin içindedir.

Haberin Devamı

‘Çakal’larla dans…

Büyük usta kariyer serüveni boyuncu çizdiği genel sınırların içinde bir kez daha yol alıyor.

 

 

AÇGÖZLÜLÜĞÜN HİKÂYESİ

Martin Scorsese, kadrajları Rodrigo Prieto’nun kamerasıyla adeta ilmek ilmek dokunmuş, ilk karesinden itibaren Robbie Robertson’ın (Ağustos 2023’te aramızdan ayrılmıştı) gerilim dozajı üst düzeyde tınıla rıyla yüklenmiş filminde destansı bir hava tutturmuş. ‘Dolunay Katilleri’ açgözlülüğün, hırsın yoldan çıkardığı insan profillerini ve onların ellerini kana bulamasıyla işlenen cinayetlerin bir tür dökümünü sunuyor.

Öte yandan filmi izlerken ABD’nin kirli tarihinden kimi dönemeçlere de vâkıf oluyorsunuz; o boş topraklarda at koşturan ‘beyaz adam’ önünde engel olarak gördüğü her şeyi yok etmeye kararlıdır. Kızılderililer ya da siyahlar; onun için fark etmiyor. İş ileride sisteme gelince de ‘McCarthy dönemi’nden hatırladığımız üzere hedefe komünistleri de koyuyorlar… Filme kaynaklık eden David Grann’in kitabı aslında Federal Büro ajanı Tom White’ın bu cinayetleri ortaya çıkarma çabası üzerine kuruluymuş, lakin Scorsese ve Roth’un ortaklaşa yazdıkları senaryo Osage halkının yaşamına yönelmeyi ve yöredeki resmi görevlilerin de üstüne gitmediği vakalarla uğradıkları soykırıma odaklanmayı tercih etmiş.

Haberin Devamı

Performanslara gelince… Bir türlü kendisi olamayan, amcasının direktifleriyle hareket eden hayat şaşkını ama ucunda para gözüken kirli işlerde yerini almakta beis görmeyen Burkhart’ta (Scorsese’yle altıncı kez çalışan) Leonardo DiCaprio elbette çok iyi. Keza Osage’lerin hamisi görünümündeki sinsi William Hale’de de Robert De Niro (o, yönetmenle 10’uncu kez buluşuyor) her zamanki klasında. Lakin filmin uzun süresinin (3 saat 26 dakika) onların sanatlarını ortaya koymalarına ve istedikleri türden oyunculuk şovuna soyunmalarına yardımcı olduğunu belirtmeliyim. Filmde Burkhart’taki kötülük cevherini keşfedip ona ‘Çakal’ diye seslenen ama kalbinin sesine kulak vererek hareket eden Mollie’de Lily Gladstone’u beğendim.

Haberin Devamı

‘Çakal’larla dans…

Cinayetlerin ardındaki örtülü yapısı itibariyle Scorsese’nin eski yapıtlarından ‘Goodfellas’ı andıran ve Paul Thomas Anderson’ın ‘Kan Dökülecek’ine de selam gönderen ‘Dolunay Katilleri’, seyircisine ‘katarsis’ yaşatıyor. Şu notu da düşelim; öykünün iyi adamları konumundaki ‘Federal Büro’ 1920’ler itibariyle emekleme aşamasındaydı ve başındaki J. Edgar Hoover’la birlikte büyüyüp palazlandıkça bazı kirli işlerin bizatihi parçası, uygulayıcısı, taktisyeni olarak birçok kişinin hayatını karartacaktı.

 

AH ŞU YARATICILIK SORUNLARI!

Filmine yapımcılarından destek göremeyen Marc, teyzesi Denise’in kır evine gider. Asistanı ve kurgucusuyla çılgın fikirlerini hayata geçirmenin yollarını arar. Michel Gondry’nin, ana karakteri üzerinden bir anlamda uzun süren suskunluk döneminin hesaplaşmasını aktardığı filmi ‘Çözümler Kitabı’ (Le livre des Solutions) parlak anları olan ama geneli itibariyle yoran ve kibir kokan bir çalışma. Marc gibi bir türlü büyümeyen ve sürekli şımarıklıklarıyla ilgi toplamaya çalışan bir karaktere ne sinemacıların ne de gündelik sıradan insanların tahammülü olacağını sanmıyorum. Kimi yönetmenlerin esprili dille örtbas ettiği öyküler eşliğinde o büyük yaratıcılık sorunlarını bize yedirmeye çalışmalarını yutmadığımızı bilmelerini istiyorum! Hoş, Gondry eski filmleri itibariyle sevdiğim bir yönetmendir. Yönetmenin gerçek teyzesi Suzette’in filmdeki yansıması Denise’i, Gaspar Noé’nin ‘Vortex’inden hatırladığımız Françoise Lebrun canlandırıyor.

 

Haberin Devamı

ÇÖZÜMLER KİTABI

‘Çakal’larla dans…

◊ Yönetmen: Michel Gondry

◊ Oyuncular: Pierre Niney, Blanche Gardin, Françoise Lebrun, Frankie Wallach, Camille Rutherford, Mourad Boudaoud, Vincent Elbaz, Sting, Sacha Bourdo, Christian Prat, Jacques Mazeran / Fransa yapımı

DİĞER SEÇENEKLER...

‘Çakal’larla dans…

Ortadoğu’da kan gövdeyi götürüp onca masumun canına kıyılırken ve gerçek vahşet görüntüleri bir süredir sürekli önümüze düşerken ‘şiddet pornosu’ tavrında başından beri ısrar eden ‘Testere’ serisinin bu son halkasına ne kadar ihtiyacımız var, bilemedim. Filme ilişkin kamera arkası bilgilerine gelince; ‘Testere X’i (Saw X) Kevin Greutert yönetmiş; kadroda Tobin Bell, Shawnee Smith, Synnove Macody Lund, Steven Marka, Renata Vaca ve Joshua Okamoto gibi isimler var. Aysun Akyüz Mehdiabbas’ın yönettiği ‘Serçenin Gözyaşı’ 1970’li yıllarda Anadolu’da geçen öyküsünde kadına şiddeti anlatırken dedikodu ve önyargıların parçaladığı ezilmiş hayatlardan da kesitler sunuyor. Filmin başrollerinde Ezgi Şenler, Uğur Güneş, Yeşim Salkım ve Tamer Karadağlı gibi isimler yer alıyor. Trabzon-Çaykara’ya atanan Fenerbahçeli bir öğretmenin yaşadıklarını anlatan komedi filmi ‘Öğretmen’i Bilal Kalyoncu yönetmiş. Ahmet Kapucu imzalı ‘Her Şey Aşk İçin’in başrollerini Safa Sarı, Zafer Algöz ve Gizem Sevim paylaşıyor. Yerli animasyon ‘İbi: Doğu Ekspresi’nin Gizemi’ni ise Sinan Ölmez yönetmiş…

 

Yazarın Tüm Yazıları