"Uğur Meleke" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Meleke" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Meleke

Stoper oyun kuramazsa...

23 Şubat 2017

 Belli ki kastettiği plan, “önde pres”miş. Smolov’un 7’deki golü de, 18’de kaçırdığı yüzde yüzlük fırsat da dahil, ilk yarıda verilen bütün açıklar, çıkarken kaptırılan toplarla geldi. Maalesef çözemedik bu arızayı maç devam ederken.

KORKUNÇ EZBER

Oysa hücum pres yapan rakibe karşı üretilebilecek planlar dünyanın her yerinde aynı: Bekler taç çizgilerine kadar açılır ki çıkış alanı genişlesin. Ön liberolar, stoperlerin içine girer gerekirse, pas trafiğini başlatabilmek için.

Gerçi Türkiye’de yüzyıllık korkunç bir ezber var, “oyunu ön liberolar kurar” diye.

 Hayır, oyunu ön liberolar kurmaz, önce stoperler kurmayı dener. Kuramazsa, dün ilk yarıda yaşanan çaresizliği yaşarsın işte.

Kenardan buna müdahale edilebilirdi.

TRİBÜN

PROTESTOLAR NORMAL

FUTBOLCULARIN mücadelesinde bir eksiklik yok. Advocaat’ın da elindeki malzeme yetersiz. Tribünün tepkisi de doğal olarak yönetim aleyhinde. Protestolar son derece haklı.  

SHALİMOV BAHANE ÜRETMİYOR

IGOR Shalimov, bu takıma 6’ncı haftada geliyor. Ligleri 3 aylık kış tatilinin içinde. Sezon başı transferi yapamadığı gibi devre arasında ideal sol beki Jedrzejczyk’i, yetenekli Ahmedov’u ve Kouassi’yi kaybediyor.

Gitmek isteyen Ari’den de faydalanamıyor. Ama devre arasında İsveç ve Macaristan’dan genç ve ucuz futbolcular almışlar, onları 11’e monte etmişler. Kısacası, Shalimov’un Advocaat’tan çok daha fazla bahanesi olabilirdi, mazeret üretmek isteseydi...

Lâkin genç teknik adam mazeret üretmiyor, çalışıyor. Muhteşem bir Marbella kampı yapıyorlar, 15 günde 7 hazırlık maçıyla Fenerbahçe karşısına iyi bir fiziksel seviyeyle çıkıyorlar.

SÜREKLİ ŞİKAYET

Rakibe göre strateji üretiyor, Kadıköy’de önde baskı kuruyor. Advocaat’ın sürekli şikayetlenen haline bakınca, Shalimov’u daha çok takdir ettim.

MARTIN SKRTEL MESELESİ

Liverpool’dan ayrıldığında Skrtel için yazılanlar fenaydı: “Uçan kafalarına, korner gollerine aldandık; yıllarca savunmamızın belini doğrultamadık. Türkiye’den verilen 5 milyon inanılmaz”. Kritik maçlardaki kritik hatalarına bakınca İngilizler haklı çıkıyorlar galiba.

MAÇIN YILDIZI: KRİTSYUK

ÖZELLİKLE top ona geldiğinde elle hızlı hücum başlatma becerisi, maçın kader detaylarındandı.

 TEKNİK DİREKTÖR KARNESİ

DİCK ADVOCAAT

70’te üçlü savunmaya dönüşü olumlu. Ancak müdahale için yine 70’i beklemesi akıl almaz. Ayrıca birisinin ona futbol kural kitabında “Souza 90 dakika oynar” diye bir madde olmadığını hatırlatması gerek.

IGOR SHALİMOV

Fenerbahçe’nin yarı değerindeki takımıyla 180 dakikayı harika idare etti. Hücum pres stratejisi işledi, Wanderson’u da tam zamanında çıkardı. Kısa sürede Avrupa’nın dikkatini çekecektir Shalimov.  

Yazının devamı...

KASIMPASA’NIN AYNISI

20 Şubat 2017

FENERBAHÇE dün öyle bir on birle başladı ki, sahadaki en yetenekli sarı lacivert formalı Mehmet Topal’dı desek, çok fazla yanılmış olmayız sanırım.

Alper Potuk, Van Persie ve Lens yok. Sow, Afrika Kupası’ndan çok gerilemiş döndü. Zaten az sayıda kaliteli oyuncusu olan Fenerbahçe bir de bu klas ayaklardan yoksun olunca, Kasımpaşa’nın bir boy büyüğü gibiydi esasen. Ya da, Kasımpaşa, küçük Fenerbahçe gibi. İki tane savaşçı takım, mücadeleleri başarılı. Sahaya iyi yerleşiyor, hemen hemen hiç boşluk vermiyorlar. Ama o kadar. Sanki 90 değil 900 dakika oynasalar, kimse kimseye gol atamayacak gibi... 

Tabii ki Fenerbahçe’nin bu sorunları dün başlamadı, devre arasında yetenekli orta saha transferi yapılmadığında şampiyonluk şansı azalmıştı zaten. Ama dünyada yetersiz kadroyla mücadele veren ilk hoca Advocaat değil, sonuncusu da Advocaat olmayacak. Kadronuz yetersiz olabilir, ancak siz bazen ufak detaylar yakalayıp kazanırsınız bazı maçları. Kapanan takımlara karşı, yani küçük Fenerbahçelere karşı henüz öyle bir sihir göremedik Advocaat’tan.

MANASIZ ŞUTLAR

Dün akşam mesela Fernandao girerken Sow sahada kalamaz mıydı? Tüm hatlarıyla kapanan Kasımpaşa’ya karşı Mehmet-Souza-Ozan’ı 75 dakika bir arada sahada tutmanın anlamı neydi ki? Fenerbahçe’nin Antalya, Alanya, Kayseri, Gençlerbirliği gibi benzer maçlardan farklı yaptığı tek şey, hedefsiz, zamansız uzaktan şutlardı. Stoch, Souza, Ozan, Mehmet birbirinden manasız 6 şut çektiler uzaktan. Hepsi bu! Geçen hafta Başakşehir’e karşı da bire bir aynı topu oynayan Kasımpaşa’yı izleyip bunu mu bulabildiniz çözüm olarak? Sadece Advocaat değil, ekibinin de genel olarak başarısız olduğunu düşünüyorum şu 4 günlük süreçte.

KARAVAİEV’DENSAĞ BEK OLMAZ MI?

KARAVAİEV’in harika bir alternatif olmadığının farkındayım. “Ya tutarsa” düşüncesiyle yapılmış düşük maliyetli bir transfer. Lâkin Şener bir süredir felaket. Krasnodarlı Claesson’un golünde de seyretti. Van der Wiel 3 aydır topa vurmamış. Eldeki seçeneklere bakıldığında sağ bek oynayabilen bir de Karavaiev var. Zaten takımın toplam kalitesi düşük. Acaba hücumcu bir bek denenemez miydi? Hikmet Karaman’ın Mehmet Akyüz’ü sağ bekte deneme cesaretini göstermek gerek bazen.

SİNEMAYI TERCİH ETTİLER

KADIKÖY’de hava harikaydı, tribünlerse boştu dün. Sebebi basit: Bir pazar öğleden sonra, eşinizi, sevgilinizi, ailenizi sinemalar-konserler-alışveriş merkezleri varken, şu Fenerbahçe’yi izlemeye ikna edebilir misiniz ki? Bir pazar öğleden sonrası için hiç çekici bir etkinlik değildi bence Ülker Stadı’ndaki.

MAÇIN HAKEMİ: FIRAT AYDINUS

FIRAT Aydınus’a maçta çok fazla iş düşmedi. O da az düdük çalarak oynatmaya çalıştı. Maçın tek kusuru 32 faul sayısı.

TEKNİK DİREKTÖR KARNESİ

DICK ADVOCAAT:  YÜZÜNDE sürekli bir şikayet ifadesi. Sürekli “istediğim transferler yapılmadı” somurtması. Volkan’ın yerine Hasan’ı sokup, “oyuncum yok” mesajı verme çabası. Bunlar Advocaat’a hiç yakışmıyor.

KEMAL ÖZDEŞ: BİR Kasımpaşa taraftarıysanız ve Medipol Başakşehir maçını izleyip dünkü Fenerbahçe  müsabakasını kaçırdıysanız, çok üzülmeyin. Aynı futbolu oynattı Kemal Hoca. Sadece gol yoktu. 

Yazının devamı...

Barış ve Alpaslan’ın oyunu

19 Şubat 2017

Yeni stoper Wallace ve ön liberolar Kislyak’la Fatau, güçlü bir blok oluşturdular Başakşehir orta sahası önünde. Ligin ilk yarısındaki Doğanay’lı Abdülkadir’li orta sahaya göre belki daha az yetenekliler ama daha sertler. Eğer yeni transferlerden Marcinho da beklenen yetenek katkısını yapsaydı, dünkü orta saha direnci daha fazla anlam kazanacaktı belki de.

Başakşehir’in de son iki sınavı benzerdi aslında: Kasımpaşa da 10 dakikada iki gol bulduktan sonra 70 dakika kalesinin önüne otobüs çekmişti. Antep’in de ana planı savunmaydı doğal olarak. Cengiz’in yerine İrfan, Eren’in yerine Alpaslan değişiklikleri hücumda rengi artırdı ama Mossoro’nun gününde olmaması birçok pozisyonun heba edilmesi anlamına geldi.

YENİ PLANLAR ÜRETİLMELİ

Skorun ve pozisyon zenginliğinin olmadığı maçın kazanımlarıysa bekler Barış ve Alpaslan’dı. Barış, Antep’in oyununun yeni merkezi. Alpaslan da sol beke sığmayan top tekniğiyle dikkat çekiyor ama geride verdiği boşluklar da düşündürücü. Bülent Uygun’un gelişiyle Antep’in paslaşarak kullandığı organize kornerler de etkileyici. Başakşehir’in şampiyonluk yarışı içinde kalabilmesi içinse kapanan takımlara karşı yeni planlar üretmesi gerek. Hepsi geniş alan oyuncusu olan forvetlerle benzer kayıplar daha fazla olacak gibi.

 

Yazının devamı...

Advocaat’ı anlayamıyorum

17 Şubat 2017

Martynovich topu rakip ceza alanına kadar taşıyıp golü attırırken Emenike elleri belinde izliyor. İlk yarıda 4 hücum Emenike’de ölüyor. 17’de Mehmet’in kazandığı top, ilk yarının Fenerbahçe adına en kritik anı. O topu da Emenike kaybediyor. Advocaat’ı anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu. İş disiplini olmayan, arkadaşına saygı duymayan, hatta spor ahlakı tartışmalı Emenike’nin 3 ay sonra sahaya çıkmasındaki sır ne?

Rus medyasından okudum, Krasnodar’ın Suwon hazırlık maçını Advocaat da izlemiş. Hem Suwon hem de Marbella önünde hemen hemen aynı 11’le, aynı dizilişle, dün geceki futbolu oynamışlar. 70 milyon euroluk yetenekleri kısıtlı bir takımı iki kez izleyip bu kadar tanımıyor gözükmek de enteresan doğrusu. Advocaat çok formsuz.

RÖVANŞTA TUR MÜMKÜN

BERBAT oynanan ilk maçın 1-0 bitmesi büyük şans. 140 milyonluk Fenerbahçe rövanşta ciddi olursa, yarı değerindeki Krasnodar’ı pekala iki farkla yenebilir.

JOSEF DE SOUZA HİÇBİR ŞEY YAPMIYOR

HER iki ekip için de sezonun en kritik maçı. Gruplarda kötü bir sonucun telafisi vardı, burada yok. Her oyuncunun, özellikle de tecrübelilerin kendilerini göstermeleri, sorumluluk almaları gereken gün. Ama Souza ortalıkta yok. İlk 30 dakikada sadece 10 kez topla buluşuyor, devreyi 19’la tamamlıyor. Mevkidaşı Kabore 42, partneri Mehmet 34’ken üstelik. İkinci yarıda biraz kıpırdadı ama ilk yarıda hayaletti adeta. Souza hata yapmıyor, çünkü hiçbir şey yapmıyor!

ŞENER NEREYE GİDİYOR?

ŞENER, 4’teki golde sol açık Claesson’u takip etmiyor. 47’de Kaleshin’in şutuyla biten yüzde yüzlük pozisyonda neredeyse 20 metre uzakta. Sanırım gözden kaçıyor ama Şener uzun süredir formsuz. Alternatifinin olmaması feci.

MAÇIN YILDIZI: MARTİNOVİCH

60 pas, 5 kritik hücum kesme, bir de golü getiren dripling. Martynovich’in günüydü dün.

TEKNİK DİREKTÖR KARNESİ

IGOR SHALİMOV: 9 Şubat’ta Rubin Kazan hazırlık maçı yapmayı reddedince aynı gün Marbella’yı buluyorlar, bu maçın provasını aynı 11’le yapıyorlar. Tebrik etmek gerek, 15 günde 7 maçla takımını iyi hazırlamış. 

DiCK ADVOCAAT: LİGİ iki aydır tatilde olan Krasnodar’ın fizik kalitesinin Fenerbahçe’nin üstünde olması enteresan. Marbella’ya sağdan ortalarla 2 gol atan bir takımın aynı golü bir de F.Bahçe’ye atması daha da enteresan.

Content Video - Krasnodar 1-0 Fenerbahçe
Spor Videoları için tıklayınız

 

Yazının devamı...

Galatasaray yönetimi İstanbul’u terk etmeli

16 Şubat 2017

Lâkin Tudor’un kentten ayrılış şeklinin de çok yakışıklı olmadığını eklemek gerek. Keşke Tankut, televizyonlara bağlanıp “biz de anlaşmayı medyadan öğreniyoruz” demeseydi. Keşke Tudor, G.Saray’la görüşmeden önce Tankut’a bir telefon açıp bilgi verseydi. Bu yöntem daha şık olmaz mıydı Sayın Tudor?

Tabii bugün herkesin yanıtını aradığı esas soru şu: Tudor, G.Saray’da başarılı olur mu? Aranan kan o mu?

YENİ NESLE UYGUN

39’luk Tudor’un umut veren bir hoca olduğu kesin. Şu sıralar hemen hemen tüm Avrupa devleri, 40’larında antrenör arıyor, sebebi de yeni nesil çocuklardaki olağanüstü değişim. Bu dijital çağ gençleri daha bireyci. Daha benmerkezci. O yüzden de kariyerlerini otorite üstüne kurgulamış 60’lık hocalar bu nesille uyuşmakta güçlük çekiyor, kulüpler de onlarla aynı dili konuşacak hocalar arıyor. Conte’yi, Tuchel’i, Luis Enrique’yi, Zidane’ı erkenden sisteme sokan sebeplerden biri de bu.

120 KM. KOŞU İSTİKRARI

Sezon başı ligin en çok koşan takımı Karabük’tü. Bu durumu, geçirdikleri iyi yaz kampına bağlayabiliriz. Ama aynı tempoyu sezonun geneline yaydılar. Karabüklü bir oyuncu kardeşimle konuştum, hafta içi 2 gün ekstra fizik yükleme yapıyorlarmış. Enteresan olan bu koşu kalitesinin yaşlı bir takımla yakalanması: Ana arterleri Skulason 34, Kerim, Seleznov ve Hakan 32, Dany, Yatabare ve Latovlevici 31, Tanase ve Ceyhun 30, Traore 29 yaşında. G.Saray da Karabük’ten genç değil malum.

ÜÇLÜ OYNAMA BECERİSİ

Karabük’le ilgili bir başka önemli detay da, 27 puanı ligin en zayıf ekiplerinden biriyle toplamaları. Transfermarkt verilerine göre, oyuncu değerleri toplamında 18 takım içinde 16’ncılar. Yaz transfer döneminde bonservis harcamaları sıfır. Kışın da 300 bin Euro harcamışlar. Ve Tudor bu zayıf takımı taktik disiplinle bir noktaya getirdi. Beşiktaş önünde ilk yarıda Juventus 3-5-2’sini, 2. devrede Tanase sakatlandığı için Chelsea 3-4-3’ünü uygulamaları etkileyici. Karabüklülerden aldığım bilgilere göre, sezon başı kampında üçlü savunmayı denemişler, ama bunu bir B planı olarak cepte tutmayı uygun görmüş Tudor. G.Saray malzemesiyle de zaman zaman çok uygun görünüyordu oysa 3-5-2 ya da 3-4-3 seçeneği...

TAKTİK LİGİ ÜRÜNÜ

Tudor’un en önemli avantajı da dezavantajı da, tedrisatını Serie A’dan alması... Dünyanın bir numaralı taktik liginde oynadığı için, taktik disiplinler konusunda usta. Ama bugün İtalyan hocalar genel olarak taktik disiplini fetişisti oldukları için de bir türlü genç oyunculara forma şansı veremiyorlar. Tudor acaba gençleşme mecburiyeti olan G.Saray’da 20’likleri zihnindeki taktik plana adapte edebilecek mi? Yoksa o da Serie A’daki hocaların kolaycılığına başvurup yaşlı oyuncu grubuyla mı devam edecek?

ÖZBEK YÖNETİMİ, İSTANBUL’U TERK ETMELİ!

Tudor’un bir diğer handikabı da, G.Saray yönetiminin eş teknik direktörlük modeline alışmış olması. Her maçtan sonra iki zengin fanatiğin çıkıp Riekerink’ten fazla teknik analiz yapması. İlk 11’e karışabilmeleri. G.Saray yönetimi eğer Tudor’dan başarı bekliyorsa, onun çalışma alanına müdahale etmemeli. Tudor’un önüne bu sezonu “hazırlık yılı”, gelecek sezonu “hedef yılı” olarak benimseyecek planı koyabilmeli. Özbek yönetimi bu baharda kulübe faydalı olmak istiyorsa, hepsi İstanbul’u terk edip Çin’e, Katar’a, Hindistan’a, Japonya’ya dağılsınlar ve G.Saray’ın bu veteranlar listesini pazarlayacak kulüpleri arasınlar. Çünkü bu G.Saray’ın, bu veteran listesi ve bu fahiş maaş yüküyle neşter zamanı geldi de geçiyor bile.

Yazının devamı...

Kasımpaşa'da iki kayıp saat

13 Şubat 2017

Zira, çok bilindik bir hikâyenin on bininci tekrarıydı sahnelenen: Bir Anadolulu, Anadoluluların pirine karşıydı dün... Anadolulu tabirini coğrafi açıdan değil, bir zihniyet tanımı olarak kullanıyorum. Zira her iki Avrupalı kulübün de zihniyeti aynı aslında. İlk çeyrek saatte 2 şans golü bulan küçük Anadolulu, 70 dakika boyunca kapandı. 80’e kadar, yani Başakşehir oyun disiplininden kopup dağılana kadar neredeyse bir daha hiç hücum düşünmedi, topu kazandığında bile rakip kaleye gitmeyi değil, vakit öldürmeyi seçti. Ortaya da zevksiz, pozisyonsuz, korkunç bir 70 dakika çıktı zaten.

BiR B PLANINIZ OLMALI

Aslında ‘Büyük Anadolulu’nun yani Başakşehir’in düşüş sinyalleri geliyordu uzun zamandır: Son 9 maçın sadece 3’ünü kazandılar; büyük krizdeki Trabzon’u, o gün 10 oyuncusuna lisans çıkaramamış Kayseri’yi ve hocasız Bursa’yı yendiler sadece. Çünkü bu ‘uzun vur, hantal santraforun indirsin, çabuk kenar adamların kontraya çıksın’ mantalitesi, her maçta size sonuç getirmez, getiremez. Muhakkak bir B planınız olmalı, ki bu alternatif strateji üretilemedi Başakşehir’de.Dünkü kötü Başakşehir’in iyisi yine Emre’ydi. İki güzel şutu vardı, sessizliği bozan. Cengiz’in dikey düşüşü sürüyor, Doka’nın ve Mahmut’un da öyle. Adem 2 dakikaya bir gol-bir asist sığdırıp, fişi çeken adam oldu. İki kayıp saatten geriye kalan da bu iki dakikaydı aslında zaten.

Yazının devamı...

Daha çok kart gösterilmeli

12 Şubat 2017

Durağanlaşan takımına 80’e kadar müdahale etmemesi, sonra da herkesin ezberlediği iki değişikliği yapması, Advocaat kalitesinin altında hamleler.

Lâkin dün temposu yüksek bir maç izlediysek bunun için Umut Meler’e teşekkür etmemiz gerek. İki penaltı kararı da bence yanlış. Sivok’un kolu doğal pozisyonda, Kjaer’inki de vücuduna bitişik. Ancak inandığını çalan, güven telkin eden bir hakem bence Meler. Muhtemelen kartlar hususunda eleştirilecek, ancak benim son yıllarda gördüğüm en doğru kart uygulamasıydı belki de dünkü maç. Dün sadece ilk devrede 20 faul var, itiş-kakış var, kavga var. Kavga değil futbol istiyorsanız daha fazla kart gösterilmeli bu ligde. Premier Lig’de 4,5 faul başına bir kart çıkarken, Türkiye’de bir kart için 7 faul gerekiyorsa bu işte bir yanlışlık vardır zaten.

TRİBÜN

BİZ STADA PARA SOKAMAYIZ!

Yıllardır gerek medya tribünlerinde, gerek yayın amaçlı localarda maç izliyoruz. Biz stada girerken çakmak-madeni para sokamayız! Bu gökten yağanlar nereden geliyor, merak ediyorum doğrusu.

HASAN ALİ DEĞİL ŞENER KESİLMELİYDİ

FENERBAHÇE’nin bu yıl en önemli eksiği yetenek. Sahada Van Persie, Sow, Aatif gibi oyuncuların sayısı arttıkça kalite de nispeten yükseliyor ama Fenerbahçe’nin gelecek yıl daha yarışmacı bir takım yapması için beklere de daha kaliteli alternatifler gerek. Fenerbahçe, Gökhan ve Caner’i kaybederek sadece iki bek değil, pas kalitesi yüksek iki oyun kurucu da kaybetti.

Ne Şener ne Hasan bu tarz oyuncular. Dün Hasan kesildi ama bence ilk neşter vurulması gereken bölge sağ bekti. Kadroda sağ bek alternatifi olmadığı için oynuyor halen Şener.

MAÇIN HAKEMİ: HALİL UMUT MELER

 

Penaltı kararları yanlış, verdiği kartlar doğruydu. Bence yetenekli ve güvenilir bir hakem.  

DENİZ YILMAZ KONUSU

TÜRK Milli Takımı’nda oynayamayacak bir futbolcuya Azerbaycan izni verilmesini desteklerim. Ancak Deniz nasıl bırakılır anlamıyorum! Ülkede Deniz kalitesinde kaç santrfor var? Şu anda Cenk ve Burak’tan sonra en iyi adam bu.

MAÇIN YILDIZI: JOVİC

Fenerbahçe’nin yıldızıydı Jovic! 20 dakika gecikmeli atıldı. Bursa’da ne işi var, anlamak güç. 

TEKNİK DİREKTÖR KARNESİ

MUTLU TOPÇU

Merter-Faty gibi yetenek kısıtlısı bir orta ikiliyle başlayıp, sonra Jorquera varken Şamil’i sokmasını anlamadım. Ama sahada yürüyen Del Valle yerine Kubilay’ın sokulması doğruydu.

DICK ADVOCAAT

Takımın ihtiyacı olan yetenekli merkez oyuncu takviyesi yapılmadı, tamam ama o da eldekinden maksimum verimi alamıyor sanki. Dün azalan futbolu izledi 80’e kadar.

 

Yazının devamı...

Küçük rakam, büyük aşk

9 Şubat 2017

Hawking, sırra seyahatini formüllerle-rakamlarla yapmaya çalışırken, Hemingway yol almak için harfleri kullandı. Kâinat, dev bir algoritma. Bu algoritmanın tamamını görebilsek, depremleri de, hastalıkları da, savaşları da açıklayabileceğiz belki. Paul Erdös, bu algoritmayı 2+2=4 bilimselliğinden faydalanarak okumaya gayret ederken, Tolstoy toprakla kanı çarpıp insana ulaşma çabasında. Oysa bir gün birisi, “1 bölü toprak eşittir insan” ya da “729 artı sevgi eşittir aşk” derse yanlışlığını nasıl ispatlayabilirsiniz ki böyle eşitliklerin? Belki de sözlerle rakamlar toplanabiliyor, nesneler duygulara bölünebiliyor başka bir evrende.

7’NİN SIRRI

İnsan küçük bir kâinat demosu. Kâinatı çözmenin yolu da bireyin kendisini çözmesinden geçiyor galiba. 37 yıldır kendi küçük dünyamda harflerle rakamları toplamaya çalışmamın bir nedeni de bu. 1.1.1979’da doğmamın bir sebebi olmalıydı bana göre... Doğum tarihimin rakamları toplamının 28 (7 çarpı 4) olduğunu fark ettim çocukluğumda önce. Soyadımın harflerinin alfabedeki sıralarını toplarsanız da 63 (7 çarpı 9) yapıyordu. TC kimlik numaramın rakamları toplamının da 42 (7 çarpı 6) olduğunu görünce şaşırmamaya başladım artık. ÖYS’de 7’nci tercihime girmem ya da uzun süredir oturduğum evimin kapı numarasının 7 olması sıradandı artık.

Belki deli olduğumu düşünebilirsiniz, ama 2004’ün yazında Milliyet’ten aradıklarında da kendimi gazetenin isminin harflerinin alfabedeki karşılıklarını toplarken yakalamıştım. 128 çıkmıştı bu defa. Yedinin katı değildi, pek enteresan gözükmemişti bir an. Ta ki yarım saniye sonra 128’in 2 üzeri 7 olduğunu fark edene kadar!

HAZİRANIN 13’Ü...

Deliliğim sadece rakamlarla ilgili değil tabii ki. Bir Seinfeld hayranı olarak Costanza’nın çeşitli işler denedikten sonra Yankees ekibine girmesinin tesadüfi olmadığına inanırım kendi küçük dünyamda. ‘Everybody Loves  Raymond’ın başrol oyuncusu Ray Romano’nun bir spor yazarını canlandırması. ‘Mighty Aphrodite’ta Allen’ın bir spor yazarını oynaması. Her biri, küçük kişisel delilik evrenimi oluşturan yapı taşlarıdır bana göre. Okuduklarınız tamamen benim deliliğimi inkâr çabalarım muhtemelen. Lâkin, 13 Haziran’da Socrates Dergi’nden Caner Eler arayıp, “Ağabey, 7’nci ay için aşk temasını işleyeceğiz” dediğinde zihnimin beni bir başka 13 Haziran’a ve bir başka kişisel delilik hikayeme götürmesine de engel olamamıştım, affedin.

RUMEN MİLLİ TAKIMI VE 13

TARİH, 13 Haziran 2008’di. 13’üncü Avrupa Şampiyonası, İsviçre ve Avusturya ortaklığıyla düzenleniyordu.

13’üncü Avrupa Şampiyonası’nın 13’üncü maçı, Zürih’te İtalya ile Romanya arasında oynanıyordu. Maçın canlı yayın yorumcusuydum o gün. İçten içe bir mutluluk yaşıyordum ister istemez; çünkü muhtemelen dünya üzerinde bu satırların deli yazarından başka hiç kimse Haziran’ın 13’ünde, 13’üncü şampiyonanın 13’üncü maçının oynandığından haberdar değildi.

Masamın bitişiğinde aynı maçı Canal Plus için yorumlayan kişi, Arsene Wenger’di. Hem turnuvayı Fransız televizyonuna yorumluyor, hem de Arsenal’deki 13’üncü sezonu için oyuncu bakıyordu dâhi iktisatçı. Bir saate yakın sohbet etme şansı buldum Wenger’le. Günün anlam ve önemiyle ilgili saçmalıklarımı ona da sayıkladım hatta, o da bana bu konuda hassas İtalyanlar’la çalıştığını ama Rumenlerin 13’ün uğursuzluğuna inanmadığını söyledi maç öncesi.

WENGER’İN AŞKI...

Skor 1-1’ken Rumenler penaltı kaçırırken ben de sağıma, Arsenal menajeri Wenger’e doğru dönmüştüm gayriihtiyari. Bana bakarak gülümsüyordu. Futbol dünyasında belki de en fazla âşığı olan adamın, futbola ne kadar âşık olduğunu gördüm o anda gözlerinde. Aceleyle çıkardı kulaklığını ve “Maybe they should” dedi fısıldayarak (Yani Rumenler belki de 13’ün uğursuzluğuna inanmalılardı). İnanmalılardı belki de. Bilemiyorum. Ben başka şeylere inanıyordum doğrusu... Siz de her neye inanıyorsanız, 7’ye, 13’e ya da 99’a... Küçük rakamlar uğruna inandıklarınızdan vazgeçmediğiniz bir yıl olur umarım bu.

 

 

Yazının devamı...