"Uğur Meleke" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Meleke" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Meleke

Bir puana 23 bin euro ödüyoruz

23 Mart 2017

Türk futbolunun her daim kanayan yarası, son 10 yılda 8 farklı format denenen yabancı kuralının bir kez daha değişmesi gündemde... İstanbul’da düzenlenen 2. Futbol Zirvesi sonrası yüksek sesle dile getirilmeye başlanan bu gelişmenin çok hoşuma gittiğini söyleyemem doğrusu. Lâkin konuşmak güzel, tartışmak güzel, herkesin özgürce görüşlerini dile getirebilmesi gereken demokratik bir ülke burası.

SINIRLAMA NEYE YARAR?

Benim de bu sıcak gelişmeye kendi çapımda itirazlarım var, en öncelikli itirazım da şu: Bir uygulamanın fayda/zarar analizini yapmak için ona birkaç yıl şans tanımak gerekmez mi sahi? Yabancı yasağı kalkalı henüz yalnızca bir yıl oldu, birçok futbolcunun kontratları sürüyordu zaten bu sırada. Daha kulüpler, yeni yabancı uygulaması çerçevesinde bir takım planlaması yapacak vakti bile bulamadı ki!

Galatasaray, Selçuk’un-Burak’ın sözleşmelerini sonsuza kadar uzattığında, Fenerbahçe Alper’i 7 milyona alıp 5 sene kontrat yaptığında yabancı sınırlaması vardı bu memlekette. Şu yabancı sınırı belasından ancak kurtulduk ve sanıyorum ki bir daha bu ülkede 8 milyona Mehmet Topuzlar alınmayacak, Selçuklara 3-4 milyon maaş bağlanmayacak.

UEFA Finansal Fair-Play Direktörü Andrea Traverso’nun yüzümüze vurduğu çıplak gerçeği unutmamak gerek: Süper Lig, Avrupa’da maaş/gelir paritesi en yüksek turnuva. Bizim kulüpler kazandıkları her yüz liranın 89’unu futbolcularına maaş veya bonservis olarak ödüyor. Oysa aynı parite Portekiz’de 27, Almanya bile yüzde 55 olarak gerçekleşmiş. Bu ülkede kasaya giren her 10 liranın 9’unun futbolculara ödeniyor olmasının sebebi basit: Yabancı sınırı nedeniyle yerlilere ve gurbetçilere inanılmaz paralar ödedi Türk kulüpleri. Ve bu astronomik ücretler henüz kalkıyor tedavülden. Birkaç yıl fırsat verilirse de tamamen kalkacak muhtemelen...

YASAKLADIK DA NE OLDU?

Eğer Futbol Zirvesi’nde ben de bir sunum yapmış olsaydım, Avrupa’da kazanılan puan başına en yüksek bedeli ödeyen liglerden biri olduğumuzu hatırlatırdım sanırım: Mart 2017 itibariyle UEFA kupalarında Türkiye’nin topladığı puan, 38 bin 800... Ligimizin 888 milyon Euro’luk bir futbolcu havuzu olduğu düşünülürse, Avrupa’da her 1 puan için cebimizden yaklaşık 23 bin Euro çıkıyor demektir.

Oysa Çekler aynı puan için 4 bin 900, Ukrayna 6 bin 500, İsviçre 6 bin 700, Belçika 12 bin 400, Rusya 13 bin 800 Euro ödüyorlar. Ve biz hâlâ bir şeyleri kısıtlamaktan, yasaklamaktan bahsediyoruz öyle mi? Akıl alır gibi değil.

YABANCI YÖNETİCİ DE GELSİN

Ülkede bir şeylerin gelişmesini istiyorsak, iyi yabancı mühendise, doktora, otomobile, buzdolabına, antrenöre, futbolcuya kapımız açık olmalı. Sadece yabancı futbolcu değil, yabancı yönetici, spor yazarı, başkan da lazım bu memlekete. Sevilla’nın dâhi sportif direktörü Monchi’yi almak için kendini paralayan kulübün adı Manchester United... Dünyanın en zengin kulübü bu. Kim başarılıysa onu katmak istiyor saflarına. Bize de daha fazla Alex lazım, Lucescu lazım, Terraneo lazım. Futbolu kendi içimize kapatıp “sporun Kuzey Koresi” olmanın hiçbir faydası yok bu ülkeye...

TÜRK GENCİ NASIL SPOR YAPACAK?

Yabancıyı sınırlamak isteyenlerin iki güçlü argümanı var: Birincisi, ulusal takıma oyuncu bulamayız endişesi... Oysa senin yerli futbolcun, burada yabancı meslektaşını alt edip formayı alamıyorsa, onu uluslararası maçta da yenmesini bekleyemezsin. Gökhan, Caner, Oğuzhan, Cenk yeterince iyi oldukları için Beşiktaş’la yabancı rakiplerini yenebiliyorlar. Kulüplerinde de milli takımda da çatır çatır oynuyorlar. Tolga, Necip ya da Atınç, yeterince iyi olmadıkları için yabancı meslektaşlarını alt edemediler, formayı alamadılar. O yüzden de ulusal takımda yoklar. Onlar da Emre Çolak gibi düzenli oynayabilecekleri bir kulübe gitsinler ve başarılı olup milli takıma dönsünler öyleyse... İkinci ve bence daha önemli olan anti-tez ise şu: Peki ligde hep yabancılar oynarsa, Türk gençleri nasıl spor yapacak? Bu, benim de çok hayıflandığım bir konu. Çözümü basit, Fatih Terim’e de bu öneriyi iki yıl önce yapmıştım: Kulüplere ilk 18’lerinde “22 yaş altı Türkiye’de yetişmiş 3 futbolcu” mecburiyeti konsun.

Yazının devamı...

Ozan’ın yaptığını Neymar yapmıyor

19 Mart 2017

Olan biteni anlamak için sadece Kocaman ve Advocaat’ın maç önü demeçlerini izlemeniz yeterli. Kocaman filmin sonunu en baştan söyledi zaten: Konya’nın duran toplarda zafiyeti var. Başakşehir’den iki golü böyle yediler. O yüzden geçen hafta yaptıkları gereksiz faulleri bu kez yapmadılar. Fenerbahçe orta sahada kazandığı toplarla süratli çıkıyor.

Konya rakibine bu fırsatı vermemek için önde bastı, yarım saatte iki gol ve direkte biten bir hücum da bu kazanılan toplarla geldi. İki teknik adamın maça hazırlığı konusundaki fark açık.

SADECE İZLİYOR

Maçın kaderini etkileyen bir başka detay da, ilk yarıda sahada dolaşan kilolu bir gençti. 17’nci dakikada Fenerbahçe hücumdayken bir top kaptırıyor, Konyaspor 2 kişiyle, Bajiç ve Miloseviç’le kontra atağa çıkıyor. Bajiç driplingle hızlı hücumu başlatırken onunla aynı hizada bir Fenerbahçe formalı var.

Bajiç topu alıyor, sürüyor, Miloseviç’le paslaşıyor, golü atıyor. Atak başlarken yanında olan Ozan’sa, bu golü saha içinden izliyor sadece. Jogging temposunda...

Durarak ve düşünerek... Ozan’ın yaptığını Messi’nin ya da Neymar’ın yaptığını görmüyorum ben. Barcelona top kaybettiyse ve Neymar yakındaysa takip ediyor rakibini. Sanırım Fenerbahçe’nin sezonunun özeti de, Ozan’la Neymar arasındaki farkta gizli.

Yazının devamı...

İNGİLİZ HAKEM MICHAEL OLIVER’DAN TÜRK FUTBOLUNA REÇETE

16 Mart 2017

Saha kenarında Conte ile Mourinho kapıştı. Ama maçta hepsinden çok daha önemli bir detay vardı bence: Bugün Beşiktaş-Olympiakos maçını yönetecek genç hakem Michael Oliver’ın, Herrera’ya gösterdiği ikinci sarı kart...

Maçın 90 dakikasını kaçırıp sadece özetleri gördüyseniz muhtemelen şaşırmışsınızdır Herrera’nın kartına. Zira Herrera’nın Hazard’a hareketi tek başına izlendiğinde sıradan bir faul görüntüsünde. Ama o sarı kartın altyapısı enteresan: Manchester United’lı oyuncular maçın 1’inci dakikasından o kartın verildiği 34’e kadar sistematik bir şekilde faullü oynadılar Hazard’a karşı. Belçikalı yıldız, 34’e kadar Darmian, Jones, Rojo ve Pogba’dan da birer faullü hareket görmüştü.

KARTI GÖSTERDİ ÇÜNKÜ

O dakikaya kadar Chelsea, pas isabetinde yüzde 88’e 68, şutlarda 7-2 üstündü. Üstelik Londra ekibi toplam yalnızca 1 faul yapmıştı, Manchester’ın sistemli sert oyununa karşılık. Oyunu Chelsea oynamaya, Manchester bozmaya çalışıyordu. Hakem Oliver da belli ki bunun farkındaydı ve Herrera’nın faulünden bir dakika önce Phil Jones’u uyardı, bu oyunu sürdürmemeleri için. Hatta bir iddiaya göre 33’üncü dakikada bu uyarıyı kaptan Smalling’e de iletti. Durum değişmedi, yalnızca 60 saniye sonra top Hazard’ın ayağındayken Herrera gereksiz bir faul yapınca Oliver, İspanyol oyuncuya ikinci sarı kartını gösterdi. Herrera şaşkındı, Mourinho şaşkındı. Portekizli teknik adam maç sırasındaki yoğun hayal kırıklığına rağmen, müsabaka sonrası Oliver’ın büyük bir potansiyeli olduğunu söyledi yine de İngiliz medyasına.

* * *

Benim de çok beğendiğim bir hakem olan Michael Oliver, bu akşam Beşiktaş-Olympiakos maçında nasıl bir yönetim gösterir bilemiyorum. Ancak şundan eminim: Oliver, oynayan taraftan yana olacaktır. Futboldan yana. Esasında, Süper Lig’in de en büyük problemi bu değil mi zaten? Hafta sonu ayıla bayıla izlediğimiz, sezonun belki de en güzel maçında, Vodafone Arena’da kaç faul düdüğü çaldı biliyor musunuz? Tam 35... Premier Lig’de maç başına ortalama yalnızca 23 faul olurken, hakemler hâlâ oyunu koruma derdinde. Buradaysa nefesimiz kesilerek izlediğimiz Beşiktaş-Kayseri maçı bile 35 kez faul düdüğüyle durmuş, yalnızca 5 sarı kart çıkmış.

Değerli MHK Başkanı’ndan ricam, tüm hakemlerimize Michael Oliver’ın Herrera’ya gösterdiği kartı ve nedenini anlatması:

Bir sarı kartın çıkması için illa ki o faulün tek başına kartlık olması gerekmiyor. 

Sistematik faul nedeniyle sarı kart çıkarmak için, illa aynı oyuncunun 3 faul peş peşe yapması, hakemin eliyle sayarak göstermesi gerekmiyor.

Eğer bir takım sistematik faullü oynuyorsa, hakem bunu sezdiği andan itibaren her sıradan faule sarı kart gösterebilir, güzel oyunu kurtarma adına...

Sayın Namoğlu, siz muhakkak farkındasınızdır, ama bir kez daha hatırlatmak isterim: Türk futbolunun kurtuluşu o kartta...

MARÇAL’I HATIRLAR MISINIZ?

TÜRKİYE’den sessiz sedasız ayrıldı Fernando Marçal... Oysa 2015-16 sezonunun belki de en iyi oyuncusuydu, Antep’in ligde kalmasında büyük pay sahibiydi. 28 yaşındaki sol bekin bonservisine sahip olan Benfica, onu bu yıl da Guingamp’a kiraladı.

NAKOULMA DA COŞTU

 Orada da hiç vites düşürmeden devam ediyor sağlam oyununa: 26 maça ilk 11’de çıktı, 7 asist yaptı. Fransa Ligue 1’de ilk yarının 11’ine seçildi Brezilyalı. Dengeli, sert, güvenilir ama hücuma çıkmayı da ihmal etmiyor. Sol bek pozisyonunda sıkıntılı olan Fenerbahçe, Galatasaray, Başakşehir gibi takımlarımız Marçal’ı takip etmeliler bence.

* * * 

Süper Lig’den sessiz sedasız ayrılıp Ligue 1’in yolunu tutan bir başka oyuncu da, şu sıralarda Fransa’da manşetlerde. Devre arasında Kayseri’den Nantes’a transfer olan Nakoulma, gider gitmez ilk 11’e yerleşti. Cumartesi akşamı da Montpellier deplasmanında 2 gol kaydedip, takımına galibiyeti kazandıran adam oldu Burkina Fasolu.

Doğrusu hem Mersin’de hem de Kayseri’de süratiyle baş döndüren Nakoulma’nın Süper Lig’de kalamamasının nedeni anlayamadım. İş disipliniyle ilgili bir sorun varsa, Sergen Yalçın eminim empati kurabilir ve çözerdi o konuyu...

 

 

Yazının devamı...

BiR DURAN TOP MASALI

13 Mart 2017

Moneyball filmini anımsatan bir transfer planlaması. Ama hepsinden önemlisi, özel olarak duran toplara odaklanan bir organizasyon. Kulüpte özel bir “duran top salonu” var. Özel duran top hocaları, istatistikçiler, frikiklere özgü onlarca plan. Gollerin yarısından fazlasını duran toptan atıp şampiyon olan bir takım. Bir frikik masalı adeta.

SONUNA KADAR DEVAM EDERLER

Başakşehir’in öyküsü de oraya evriliyor. Aralık’tan beri iyi futbol oynamıyorlar. Son 12 maçın 5’ini kazanmışlardı, onlar da berbat günler yaşayan Trabzon ve Kayseri’yle, çok şanslı oldukları Bursa, Osmanlı ve Alanya maçlarıydı. Dün de iyi değillerdi, ama Konyalılar’ın iki gereksiz faulü ile iki frikikten iki gol çıkardılar yine.

15’te Visca o faulü alıp frikiği kazanana kadar sahanın hakimi Konya’ydı. İki net pozisyon kaçırmışlardı. Ama Yalçın’ın kafasıyla el Başakşehir’e geçti. 55’te bu kez faulü Emre aldı, Visca da Adebayor’un kafasına topu çarptırarak çekti fişi. Başakşehir belki iyi oynamıyor ama tabelaya da iyi oyun yazılmıyor zaten. Sadece gol yazılıyor. Özellikle duran toplardaki başarılarıyla belli ki Başakşehir, sonuna kadar bu yarışın içinde olacak.

AYKUT KOCAMAN’A TEŞEKKÜR BORÇLULAR...

Yönetimin manasız açıklamasıyla ritim kaybeden Konya için ligde hedef tükendi gibi. Kocaman artık Konya’ya 1-2 oyuncu armağan edip F.Bahçe’ye gidecek sanırım. Bosna ve Danimarka Milli Takım koçlarının Aykut Hoca’ya teşekkür etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü 97’li Hadziahmetovic’in ve 93’lü Jonsson’un gelişimleri muazzam.

 

Yazının devamı...

İKİ BÜYÜK İSYANKÂR

11 Mart 2017

LENS BAŞROLDE

Sonra iki isyankâr çıktı sahneye Alanya’da: Jeremain Lens başroldeydi, 15’le 40 arasında savunmada iki kritik hamle yaptı, iki de asistle dengeye getirdi tabelayı.Ruhani lider Mehmet Topal da, birinci ve üçüncü sayıdaki katkılarıyla eşlik etti ona. Fenerbahçe bu sezonun sonunda Şampiyonlar Ligi ya da UEFA Avrupa Ligi’ne katılma hakkı kazanırsa, biletin yarısını bu iki büyük isyankâra borçlu olacak kesinlikle.

FUTBOL BURADA İZLENİR

STAT ya da zemin değildir sadece oyunu güzelleştiren. Türk ya da yabancı, Alanya’da yaşayan herkes, bu futbolperest teknik adam ve talebelerinin güzel oyun çabasını 15 günde bir izlemeli.

OZAN’A 10 METREDE 20 METRE FARK!

FENERBAHÇE’de futbolcuların fiziksel seviyeleri arasında olağanüstü farklar var. Lens, Mehmet, Souza, Alper istikrarlı biçimde çok koşuyor, mücadele ediyor ve ayakta kalıyorlar. Şener, İsmail, Ozan, Sow, Van Persie gibi birçok isimdeyse ligin ikinci yarısında ciddi fiziksel düşüşler var.

Bunların içinde en genci ve en anlaşılmazı Ozan... 27’de hücumdayken Emre’ye bir top kaptırdı, Emre rakip kaleye ulaştığında Ozan daha yarı sahayı geçememişti neredeyse! 22 yaşında bir futbolcu, iki yıl boyunca nasıl olur da kilo veremez, nasıl olur da fizik kalitesini yükseltemez? Aklım almıyor doğrusu.

EFECAN GELİYOR

KLASİK bir alt lig emekçisi. 8 yıldır TFF 1. Lig ve 2. Lig arasında dolaşıyor. İlk Süper Lig şansında bu kadar soğukkanlı oynaması takdire şâyân. Geçen hafta Başakşehir’de harikaydı, Fenerbahçe’ye karşı da iki golün üreticisi o.

MAÇIN YALDIZI: LENS

15’te ikinci golü yediklerinde arkadaşlarını sarsarak geri dönüş fişeğini ateşledi.

TEKNİK DİREKTÖR KARNESİ

SAFFET SUSiÇ: BU ülkede çalıştığı için mutlu olduğumuz bir futbol dilencisi. Oyunculuğunu da iyi futbola adadı, antrenörlüğünü de. Dün tek hatası, değişiklikler için üçüncü golü beklemesi idi. 

DiCK ADVOCAAT: MAÇTAN önce 4 kritik eksik sorulduğunda, kadrosunun geniş ve çok yönlü olduğunu söyledi Advocaat. Eğer 3 aydır bu üslubu benimseseydi, takımı çok daha yukarılarda olabilirdi. 

Yazının devamı...

Selçuk ve Sneijder’a 2018’de yer yok

9 Mart 2017

IGOR Tudor’un Galatasaray serüveninin başlangıcında yaşadığı ikilem, Conte’nin ikilemine çok benziyor: 38’lik Tudor, bir büyük takımın başında çıktığı ilk maçta Galatasaray’ın oturmuş ayarlarıyla hemen oynamak istemedi.

Ama Beşiktaş ve Antalya karşısında 3-4-2-1’le, 2017-18 sezonunun test sürüşlerine başladı. Conte de Chelsea’nin başına geçtiğinde takımın geleneksel ayarlarıyla radikal bir şekilde oynama cesaretini hemen gösterememişti.

Chelsea sezona klasik dörtlü savunmayla başladı ama ilk 6 karşılaşmada iki ağır yenilgi birden gelince, Conte takımın ezberlerini bir kenara bıraktı, kendi ezberlerini hayata geçirdi. Eylül’de dörtlü savunmayla hiç lig maçı kazanamayan Chelsea, üçlüyle Ekim, Kasım ve Aralık’taki tüm müsabakaları galip bitirip fişi çekti.

NEDEN ÜÇLÜ SAVUNMA?

 PEKİ neden dünyada böyle güçlü bir üçlü savunma rüzgârı esmeye başladı sahi? Zira üçlü modası, Chelsea, Tottenham, Dortmund, Juventus’la filan sınırlı kalmadı, Barcelona’ya ve Real Madrid’e kadar sıçradı zaman zaman. Sanırım Conte, Pochettino ya da Sampaoli gibi zeki adamları üçlü savunmaya sevk eden duygu, 6 değil 7 kişiyle futbol oynama hayali.

Daha önce 4 kişinin yaptığı savunma işini 3 kişiye bırakınca, önceleri 6 adamla yaptığın hücumda bir fazlalaşma ihtimali.

DAHA OFANSİF BİR SİSTEM Mİ?

 PEKİ üçlü savunma daha ofansif bir sistem mi? Her zaman değil... Zaten siz üçlü savunma oynama iddiasıyla kenarlara Sabri’yle Carole’ü, ya da Şener’le Hasan Ali’yi yerleştirirseniz, onun adı beşli savunma olur! Oyunda bir kişi fazlalaşayım derken bir kişi eksilirsiniz gerçekte.

Ama Tottenham’ın bekleri Davies’le Walker gibi, ya da Chelseali Moses’la Marcos Alonso gibi kenarlara gerçekten orta sahacıları yerleştirirseniz, oyunu 7 kişiyle oynama hayalini gerçekleştirmiş olursunuz. Yani Tudor gerçekten üçlü savunmadan ofansif bir verim almak istiyorsa, gelecek yıl sol kenara da iki yönlü bir oyuncu bulmak zorunda.

 3-4-3’TE ON NUMARAYA YER VAR MI?

EĞER Chelsea 3-4-3’ü oynuyorsanız, bu sistemde on numaraya yer yok. Merkezde iki oyuncuyla oynuyorsunuz, bunlar zaman zaman üçlü orta sahalarla kapışmak zorunda. O yüzden çok güçlü olmalılar. Ama G.Saray’ın iki maçtır oynadığı düzen net bir 3-4-3 değil, daha çok Tottenham’ın 3-4-2-1’ine benziyor.

G.Saray, iki kenarda çok atletik ve sorumlu iki adam bulursa, 3-4-2-1 oynanabilir, Sneijder’a da bu takımda yer olur. Bulamazsa, Sneijder’ın klasik 3-4-3’te merkezde oynama şansı sıfıra yakın.

FUTBOLU SİSTEMLER DEĞİL, OYUNCULAR OYNUYOR

YUKARIDAKİ kafa karıştırıcı analizin basit bir anti-tezi var. Futbolu sistemler değil, oyuncular oynuyor. G.Saray da gelecek yıl “veteranlar kulübü” görüntüsünden çıkmalı. Sabri, Selçuk, De Jong, Sneijder gibilerin, Podolski’nin yolunu izlemeleri G.Saray için kazanç olabilir gibi. Zira Tudor, gelecek yıl da bu “bol generalli, az askerli” kadroyla takım kurarsa, ne üçlü, ne yedili, ne dokuzlu, hiçbir sistem kurtaramaz onu.

HER TAKIM ÜÇLÜ OYNAYABİLİR Mİ?

ÜÇLÜ defansta geride kullanacağınız 3 kişiyi bulmak, ustalık işi. Merkezdeki adam zeki olmalı, savunmanın yerini belirlemeli. Conte, D. Luiz’le bunu başardı, Terry ile olmadı. Tudor’un savunma liderliğini verdiği Chedjou’nun da bu özelliklere sahip olduğu şüpheli. Ujfalusi bu role uygundu. Hakan, fiziksel olarak 3 yıl önceki seviyesinde olsa o da olabilirdi. Ama Chedjou bu role uygun değil. Son dönemde birçok antrenör, defansın merkezine ön libero devşirdi, Hoffenheim’ın genç koçu Nagelsmann üçlü defansın merkezine Vogt’u devşirdi. G.Saray, bir Vogt bulabilir mi? De Jong çok sert ve kontrolsüz olduğu için onu kaleye yaklaştırmak tehlikeli. Tolga bu role uygun. Hatta Selçuk bile olabilir, zaten bu fizik kaliteyle 2017-18 G.Sarayı’nda oynamasının tek yolu da bu belki de. 

Yazının devamı...

Einstein’lık olmaya 20 kala...

6 Mart 2017

Antep’te göbekte Ozan-Mehmet-Alper başlıyor. İlk değişiklik için 70’nci dakika bekleniyor. Son değişiklik de ön libero Souza. Sonuç 1-1...

Dün gece Kadıköy’de rakip bu kez Osmanlı... Göbekte Ozan-Mehmet-Souza başlıyor. Einstein’ın basit bir özeti var bu durumla ilgili: “Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yaparak, farklı sonuçlar beklemektir.”

Advocaat dün gece 70’te Sow-Van Persie’yi sokarken farklı bir şey yapıp Kjaer’i çıkarmasa, tam da Einstein’lık olmaya gidiyordu hikâye. Bence dün Fenerbahçe’nin esas kazanımı şans eseri alınan 3 puan değil, Advocaat’ın nihayet farklı bir şey denemesi...

HEPSİNE PLAKET GEREK

90 dakikada 35 faul, 8 kart var. Belki o kadar daha kart olması gerekirdi. Şu güneşli pazar gününde stada gelip bu kadar çok duran bir maçı izleyen herkese plaket vermek gerek. 

SARI KARTLAR NEDEN ÇIKMIYOR?

4’üncü dakikada Lens’i önce Pinto sonra Prochazka çekiyor. 23’te de Vrsajevic, Lens’i tutarak durduruyor. Hepsi umut veren atağı kesiyor, hepsi sarı kart olmalı. Ligin en fazla faul çalan ve kart çıkaran hakemi Alper Ulusoy, bu pozisyonları kartsız geçiyor.

Ama belli ki aklı geçmişte kaldığı için 27’de Pinto’nun Lens’e yaptığı sıradan bir faulde Pinto’ya sarı kart çıkarıyor. Kart uygulamalarının yanlışlığına mı yanarsın, sistemli faullü oyuna müsaade edilmesine mi, yoksa bir hatayı başka bir hatayla telafi etmeye kalkışmasına mı? Ulusoy, çok kötüydü dün gece.

AFRİKA KUPASI’NDAN DÖNEMEDİLER

N’DİAYE düşük viteste. Traore yeni yeni dönüyor. Aboubakar, ilk devrenin gerisinde. Moussa Sow gitti, yerine sanki ikizi döndü. Afrika Kupası’na 16 oyuncu gönderen bir ülke olmak, bize pek yaramadı galiba. 

MAÇIN YILDIZI: M.TOPAL

LENS’i dışarıda bırakırsak Fenerbahçe takımının en yeteneklisi. Kötü sezonun ayakta kalanı.

TEKNİK DİREKTÖR KARNESİ

DİCK ADVOCAAT: 15 gün önce bir açıklamasında 3 forvet, 2 ofansif orta saha kullandığını söylemişti. Onun ofansif orta saha dediği Souza ve Ozan, ne ofansifler, ne de orta saha! Advocaat çok formsuz.  

M.REŞİT AKÇAY: KENARDA ligin en yüzdeli golcülerinden Webo beklerken, Bifouma’nın saç baş yolduran son vuruşlarını seyretmesini, o güzel felsefi anlatımlarından biriyle açıklamasını bekliyorum doğrusu.

MAÇIN HAKEMİ: ALPER ULUSOY

GOLDE Mehmet’in kolu da var, Skrtel’in rakibini kucaklayıp durdurması da. Gol iptal edilmeliydi.

Yazının devamı...

ŞAMPİYONLUK PERFORMANSI BU

5 Mart 2017

Adriano ortaladı ve Gökhan tamamladı. 4 oyuncunun evinde şöyle bir tur yapma şansınız olsa, bir Avrupa, bir Copa America şampiyonluk madalyası, 2 Devler Ligi, 2 Avrupa Ligi, 3 Avrupa Süper Kupası, 3 de kıtalar arası kupa görme şansınız var! 6 kez Portekiz, 5 kez İspanya, 3 kez Türkiye, bir de İtalya şampiyonluğu var bu dörtlünün. Beşiktaş transferde takıma tecrübe enjekte etmenin ödülünü alıyor şu an. Bir takım, alışılmış yollarla çözemediği iki Rize maçının birini sol bek, birini sağ bekinin golüyle kazanabiliyorsa, o takım şampiyonluk performansı gösteriyor demektir zaten.

Beşiktaş doludizgin şampiyonluğa giderken kadrosu da genişledi, Gökhan İnler, Tolgay, Aboubakar gibi uluslararası oyuncuları kulübede oturtabiliyor Şenol Hoca. Bence Quaresma da tepkilerini abartmamalı, o Beşiktaş için bir şanssa, Beşiktaş’ın da onun için bir şans olduğunu unutmamalı.  

Ayrıca Quaresma çıktıktan sonra bile frikiklerde Talisca’nın ikinci tercih olarak kalması akıl almaz. Quaresma oyundayken zaten her topa vurmak istiyor, sıra bir türlü Talisca’ya gelmiyor. 83’üncü dakikada kazanılan tehlikeli frikiği Aboubakar’ın kullanmasıysa tek kelimeyle gayrıciddi. Eğer Quaresma oyunda değilse, sağdan ya da soldan, Beşiktaş’ta tehlikeli frikikleri kullanması gereken kişi Talisca kesinlikle.

ATINÇ, MiLLi TAKIMA

Rize takımıysa, Adana ve Akhisar’la birlikte ligin en zayıf üç kadrosundan biri bence. Tamamen Kweuke’ye bağımlılar. Dünkü Atınç gibi Kweuke’yi kilitleyebilen biri çıkarsa, son derece sıradanlaşıyorlar. Atınç’a nazar değmesin, özellikle ilk devrede Kweuke’ye tek bir hava topu vermedi. Finlandiya-Moldova randevuları için milli takıma da göz kırpıyor bu formuyla.

88’deki pozisyonda da top ilk Atınç’ın kalçasıyla temas ettiği için penaltı yok bence.

Yazının devamı...