"Uğur Meleke" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Meleke" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Meleke

G.Saray’ın forveti Fener’in orta sahası

19 Ekim 2017

Bu güzel sezonun en güzel maçlarından biri bu pazar akşamı oynanacak ve eğer fauller-kartlar engel olmazsa, tarihi bir derbi olmaya aday. Muhtemelen her iki takımın bu maç sonrası hedeflerini de belirleyecek bu 90 dakikanın FÜTZ (yani SWOT, yani üstünlükler-zayıflıklar, fırsatlar-tehditler) analizini yapmaya çalıştım.

GALATASARAY CEPHESİ

MAÇA 12 KİŞİ BAŞLAYACAKLAR!

ÜSTÜNLÜK: Ligin tek namağlup takımı, en fazla gol atanı, en az yiyeni. Yüzde 58 ortalamayla en fazla topla oynayanı, yüzde 84,5’la en yüksek pas isabeti sağlayanı. Hatta yüzde 57 ile en iyi hava topu alanı. Bu derbiye gelirken en önemli avantajları ritm duygusu, kazanma alışkanlığı. Maça muhtemelen moralli seyirciyle birlikte 12 kişi başlayacaklar, kafaya 40 bin kişiyle çıkacak, kaleyi 40 bin kişi savunacaklar.

30 YIL SONRA BİR İLK YAŞANACAK

ZAYIFLIK: Sivas, Karabük ve Konya maçlarının ortak problemi şuydu: G.Saray, önde baskı yapan her rakibine karşı zorlandı. Sivas’ın kalitesi skor yapmaya yetmedi ama Karabük bu yolla 2 gol buldu. Konya önündeki problem de, Selçuk’un girişiyle çözüldü. Muhtemelen yine Selçuk’lu bir 4-3-2-1’le başlayacaklar. Ve hatırladığım kadarıyla son 30 yıldır ilk defa bir derbiye iki dev de 4-3-2-1 ile başlıyorlar.

UZAKTAN ŞUTLARA DİKKAT

FIRSAT:

Yazının devamı...

Bir dünya yıldızı: Cenk Tosun

18 Ekim 2017

Kura çekildiğinde, Şampiyonlar Ligi G grubundaki 4 takım belli olduğunda düşüncem şuydu: Bu grupta her takım, her takımı her yerde yenebilir. Hiçbir yerde hiçbir sonuç sürpriz olmaz. Bolca 2-2’ler, 3-2’ler çıkar ve belki de 12 maç sonunda gruplar gol rekoru kırılır... Çünkü grupta her takım ofansif olarak yaratıcı, yüksek potansiyelli. Ama herkes de savunmada sıkıntılı ve dağınık. Herkes yediğinden fazlasını atma uğraşında; ailece hücuma gidiyorlar, bağlasan durmuyorlar.

Dün Monaco’da oynanan maçın hikayesi de böyle gelişti zaten. Orta sahalar zaman zaman yok oldu, uzun metrajlı paslarla bolca pozisyon buldu iki takım da. Ama Beşiktaş’ın ikinci deplasmanında da kazanıp grubun üstünlüğünü tamamen ele geçirmesinde iki önemli faktör rol oynadı: Beşiktaş çok tecrübeli. Dün siyah-beyazlıların ilk 11’inin toplam Şampiyonlar Ligi maçı sayısı 300’ün üzerindeydi. Sanırım bu Türk futbolu için bir rekor. Ayrıca rakip Monaco’da Beşiktaş 11’inin en genci Cenk’ten küçük tam 7 oyuncu forma giydi. Hatta bunların beşi, Toure, Tielemans, Fabinho, Lemar ve Keita, Atınç’tan da gençler. Evet, Monaco’nun potansiyeli yüksek. Evet belki Lemar’ı, Tielemans’ı, Fabinho’yu bir gün Brcelona’ya, Real Madrid’e satacaklar. Ama bu yıl, onların yılı değil. Henüz bu takım için çok erken. Ve Beşiktaş muhtemelen Monaco’yu İstanbul’da da yenip Türk futbol tarihine yeni bir ilki daha ekleyecek: İlk kez bir Türk takımı 4 maçın sonunda gruplardan terfiyi garantileyecek.

Beşiktaş’ın bu harika gecesinde rol oynayan ikinci faktör de, birkaç harika performans elbette: Tolgay, harika bir akşam geçirdi yine. Ofansif olarak bu kadar yetenekli bir adamın defansif olarak bu kadar katkı yapması takdirlerin en büyüğüne değer. Cenk, her gün büyüyor, her maç büyülüyor. Avrupa’nın en formda stoperlerinden birini, Glik’i mahvetti dün. Eğer Mazic, Babel’in nizami golünü iptal etmese, iki golüne bir de asist eklemişti aslında.

Beşiktaş kalan maçlarda da bu iştahlı oyununu sürdürmeli. Bu grupta hedefi her maçta bol gol, hatta mümkünse 6’da 6 olmalı. Çünkü bu Beşiktaş, bu ritmiyle Leipzig’i de deplasmanda yenebilecek kuvvete sahip.

Yazının devamı...

Okan Buruk geliyor

16 Ekim 2017

Bu 5 ismin en genci 55 yaşında! On beş yıldır alttan yeni bir teknik adam çıkaramıyoruz, bunun da en önemli sebebi, sabırsız, cahil, zengin holigan yöneticiler. Bir genç teknik adam azıcık baş gösterse bir cahil başkanın hışmına uğruyor, sonra da düzeltemiyor o yıpranan itibarını. Okan Buruk da bu sınavları yaşadı ama şanslıydı, kalitesini gösterdi. Elazığ’da da iyi top oynatmıştı, Antep’te de. Akhisar’da da eldeki malzemeye göre harika iş çıkarıyor. Bir takımın ofansif gücünü savunmanın hücum katkısı belirler, Akhisar’da bekler Ömer-Lopes’in belirlediği gibi. Bir takımın defansif gücünü hücumcularının savunma katkısı belirler, Akhisar’da Larsson’un belirlediği gibi. Buruk bu çizgisini sürdürür, bir cahil başkanın hışmına uğramazsa, milli takım hocalığı için ciddi aday olma yolunda.

Meslektaşı Yanal’sa ne yapsa olmadı, Trabzon’da bir ana plan oturtamadı. Geçen sezon Castillo’yu kestiğinde düşüş başlamıştı, bu yıl da geç kaldı Kolombiyalı’yı kullanmakta. Savunma göbeğinde ideali bulamadı, dün de Uğur kulübedeyken oynayan Durica’nın ilk 3 golde ihanet gibi hataları var. İşler her kötü gittiğinde Yusuf’u ya oyundan çıkarıyor, ya mevkiini değiştiriyor; dün de ikinci devrede onu geriye çekmesi gereksizdi. Castillo girerken çıkması gereken zaten Olcay’dı. Antrenör değişikliğini hep son çare olarak düşünürüm ama Yanal’la olmayacak galiba. Maya tutmayacak.

MAÇIN ADAMI: MİGUEL LOPESSezonun en büyük yıldızlarından. Oyunu adeta sağ bekten yönetiyor. Akhisar onun bonservisini alarak akıllılık etmiş, eski Sporting Lizbon’lu her büyük maçta büyük oynuyor.

Yazının devamı...

Cenk Tosun Liverpool’da fark yaratır

15 Ekim 2017

Zaman değişti, tabii Mourinho da değişti. 13 yıl sonra bugün, park edilen otobüslerin şoför koltuğunda genelde Mourinho oturuyor. Bu da böyle bir maçtı doğrusu. Sevgili Mourinho, hayat değerli; lütfen kaybettiğimiz şu iki saati bize geri verir misin?  

YAKIŞTI MI?

İngiltere’nin en büyük kapışması, ardından binlerce soru işareti bıraktı sadece: Manchester, “top 6” dışındaki takımları yeniyor ama büyüklere karşı hep böyle mi oynayacak? 90+2’de Young’ı çıkarıp oyuna stoper Lindelöf’ü sokmak Mourinho’nun klasına yakıştı mı?

Klopp’un takımı yüzde 70 topa sahip olmayı beceriyor da, Matip’in kaçırdığı dışında çok net bir pozisyonu yok...

Liverpool’da Mane oynamazsa, Salah da şapkadan tavşan çıkarmazsa, golü kim atacak? Cenk Tosun eğer Premier Lig’e gidecekse, fark yaratacağı takım Liverpool olabilir bence.

Yazının devamı...

Talisca, çizgide olmuyor

14 Ekim 2017

Beşiktaş kırmızı karttan sonra maçı kaybetmişti zaten. Oyunun kader anı, yani Babel’in kırmızı kartı gerçekten şanssız. Eylül’deki City-Liverpool maçında Mane’nin Ederson’un yüzüne gelen tekmesiyle atılmasına benzettim bu pozisyonu. Mane de istememişti, Babel de. Mane de çok üzüldü, Babel de. Ama iki kırmızı kart da doğruydu. Çünkü kural kitabının deyimiyle, “rakibin sağlığını tehlikeye atan ciddi faullü hareket” var pozisyonların içinde. Evet kasıt yok, ama dikkatsizlik var. Aynı şekilde, aynı maddeden hareketle son dakikada Zeki Yavru’nun da atılması gerektiği gibi.

İlk 45’te Beşiktaş’ın durumu enteresan. İsteksizler, hırssızlar, boş viteste gibi bir oyun. Yüzde 70 topla oynadılar ama geveleme şeklinde. İlk şutu 23’te, ilk korneri 35’te attılar. Gençlerbirliği ilk devreyi 7 şut, 3 kornerle tamamlarken üstelik. Güneş’in maça Lens ve Negredo’yla başlamasını yanlış bulmuyorum; her müsabakaya aynı 11’le kazanamazsınız, muhakkak ki başka türlü maçları başka türlü planlarla kazanma yolunu bulmalısınız. Bu da, geniş kadrodan faydalanmanız gereken bir gündü. Ama ilk yarıda kötü görüntüyü görünce hemen faturayı Lens-Negredo’ya kesmesi, iki oyuncuyu bir paketmişçesine değerlendirmesini yadırgadım. Evet, devrede Quaresma-Babel’den biri girmeliydi, ama çıkan adamlardan birinin Negredo olması enteresan. Orada esas sıkıntı bence Talisca’nın kenar oynamayı sevmemesi.

KÖTÜLER...
Talisca, enteresan bir oyuncu. Bir santrafor kadar gol bölgelerine giriyor, çok geniş gol repertuarı var, ama en uçta oynatamıyorsunuz, çünkü cılız. Orta mesafe harika şutları var, geriden gelip kafa golleri atmak da onun işi, zira boyu 1,90... Ama onu klasik on numara gibi de düşünemiyorsunuz, çünkü oyunu öyle maestro gibi organize eden bir adam değil. Onun kullanılabileceği tek rol, ikinci santrafor rolü. O rolde muhteşem bir silah. Ama başka rol olmuyor, hele kenar rolü, hiç olmuyor.

Dün Güneş, Talisca’yı 90 dakika sahada tuttu; bunun 75 dakikası kenardaydı. Sadece ilk 13 dakika ve 45-47 arası kendi pozisyonundaydı. Onun dışında çizgi rolündeydi ve takımı genelde eksik oynattı. 46’da pekala tek bir Quaresma-Talisca değişikliğiyle yetinebilirdi bence Şenol Güneş...

Maçın bir başka kötüsü de Oğuzhan’dı doğrusu. Maçın daha 13’üncü dakikasında kaptırdığı topta Uğur Çiftçi’yle beraber geriye koşarken hali içler acısıydı. Fiziksel olarak çok gerilemiş Oğuzhan. Kaptanın 13’teki o halini gördükten sonra, Monaco deplasmanında Tolgay 11’de başlarsa şaşırmam doğrusu.

 

 

Yazının devamı...

Başarısız deneyime ihtiyacımız yok

12 Ekim 2017

‘TAZE’ BİR TAKIM LAZIM

1- MİLLİ Takım’a neşter gerekli mi?
Kesinlikle evet. 2010’a, 2012’ye, 2014’e gidememişiz. Euro 2016’ya mucize eseri katılıp, turnuvanın en kötü takımı olarak veda etmişiz. 2018’e gidememişiz. Yani 10 yıldır Avrupa’nın son 16’sına giremiyoruz. Bizim seviyemizde bir futbol ülkesinin hedefi her daim ilk 16 arasında kalmaktır, ortalama iki turnuvanın en az birine katılabilmektir. Bu nesil kaybetmeye, kaybettikten sonra da bahane üretmeye alıştı. Artık bize yenilmeye alışmış değil; az kaybetmiş, taze bir takım lazım. Neşter için tam da doğru zaman bence bu.

ARTIK VEDA VAKTİ GELDİ

2- DENEYİMLİLERİN tecrübelerine ihtiyaç var mı?
Bir deneyimlinin deneyine ihtiyaç duymak için, o deneyin başarılı olmuş olması gerek. Başarısız deney konusunda ustalaşmış insanların deneyimi genelde sizi ileriye götürmez, hatta geriye bile götürebilir. Bu nesil başarısızdır, 21’inci yüzyılda bizi ilk kez üçüncü torbaya düşüren oyuncular bunlar. Başarısızlıkta ve bahane üretmekte ustalaşmış “adam gibi adamlar takımı”nın artık veda vakti geldi bence.

HAVUZ TABİİ Kİ DAR GELİR!

3- FUTBOLCU havuzumuz, Lucescu’nun iddia ettiği gibi dar mı?

Yazının devamı...

Burak’ın primi, engelli bütçesinden fazla

10 Ekim 2017

Turku’daki maça çıkarken iki büyük beklentimiz vardı doğrusu: Birincisi, bu maçtan puan çıkarıp Nations League ve Euro 2020 elemelerinde ikinci torbadaki yerimizi korumak. İkincisi ve daha önemlisiyse, Euro 2020’de bel bağlayacağımız takım ruhunu, isteği, arzuyu sahada görmek. “Türk Milli Adamlar Dönemi”ne artık bir son vermek, dün akşamüstünün ampute kahramanlarından ders almak ve yeni tertemiz bir sayfa açmak...

İlk 11’imiz sahaya çıkarken kaptanlık bandını Selçuk’ta görünce bir hayal kırıklığı yaşadığımı itiraf etmeliyim. Selçuk, katılabileceğiz en yakın turnuva olan Euro 2020’de 35 yaşında olacak, zaten Galatasaray’daki form grafiği de onu artık milli takıma taşımaya yeterli gözükmüyor. Ve dahi 2010’a katılamamış, 2012’ye katılamamış, 2014’e katılamamış, katılmayanı dövdükleri 24 takımlı Euro 2016’ya katılmış ama turnuvanın en kötü takımı olmuş ve nihayet 2018’e de gidememiş bu neslin kredisini artık tamamladığını düşünüyorum ben. Mehmet Topal, Gökhan, Arda, Burak, Selçuk gibi miadını dolduranlara teşekkür edeceğimiz bu süreçte kaptanlık bandını da Cenk’in kolunda görmek istiyor(d)um. Bir süredir kaptanlık bandını saha içinden çok saha dışında çalışanlar, delikanlılık kitabı yazanlar takıyor ulusal takımda. Biraz da “yazın Amerika’da özel hocayla çalıştım” diyenler taksın isterim doğrusu. Milli takımı bantla temsil eden oyuncunun yabancı sınırı isteyen değil, yabancıyla rekabet edip formayı alan olmasını isterim mesela. Çok arzulardım doğrusu şu maça Cenk’in kolunda bantla çıkmasını.

Neyse ki birkaç eski alışkanlık dışında yeni bir takım vardı Turku’da sahada. Az yıpranmış, az yenilmiş, az yenildiği için az bahane üretmiş, az prim almış ve milli görev için prim talep etmeye utanacak genç bir takım... Belki 90 dakika boyunca organizasyon olarak harika değildik, bütüncül bir görüntü sergilemedik ama isteğimiz, arzumuz, çabamız gayet yerindeydi doğrusu. Rakibin iki katı pas yaptık, zaten bizim oyuncu grubumuzun da yapabileceği en iyi şey bu. Çağlar’ın, Ömer’in, Okay’ın, Yusuf’un, Cenk’in isteğini görünce insan gelecek için umutlanıyor ister istemez. Mesele maçı kazanmak ya da kaybetmek değil zaten, Türk halkının esas arzusu, ampute sporcularımızın gözündeki ışığı A milli takım futbolcularında da görmek.

Dün akşam saatlerinde internette gördüm, A millilerin Dünya Kupası katılım priminin ampute takımına dağıtılması için kampanya başlatmış sözlükçüler. Prensip olarak kampanyayı destekliyorum ama teknik olarak gözden kaçırdıkları bir detay var: TFF’nin milli futbolculara vereceği Dünya Kupası katılım primi, zaten FIFA’dan alacağı ödüldü. Dolayısıyla öyle bir bütçe yok şu an TFF’de. Ancak gençler bu vicdanlı kampanyalarından vazgeçmesinler zira TFF’nin yıllık bütçesi 600 milyon liranın üzerinde. Ve bu bütçenin 32 milyonu personel gideri, 24 milyonu büro gideriyken, engellilere ayrılan bütçe yalnızca 1 milyon 400 bin lira! 2 ay önce sesi görenler Olimpiyat şampiyonu oldu, dün de ampute takımımız Dünya şampiyonu. Ve tüm bir engelli futbolunun bir senelik bütçesi yalnızca 1 milyon 400 bin lira. Demirören TRT’de açıklamıştı hatırlarsınız, Burak’ın Euro 2016 elemelerinde aldığı prim, engellilerin 1 yıllık bütçesinden fazla. Kampanyayı şu şekilde değiştirebilirsiniz arkadaşlar: TFF, büro masrafından yüzde 20 kısıp, engelli sporuna ayırsın. O rakam bile, o kahraman sporcularımızın hayatını değiştirebilecek bir bütçe zira...

Yazının devamı...

Birileri ihanet ediyor

7 Ekim 2017

Evet, rakibin 1,90’lık sol bekinin karşısına çabuk bir kenar hücumcusu koymayı akıl edemedik. Evet, 1 puan işimize yaramıyorken 46’da oyuna Ozan’ı soktuk. Evet, 150 yıllık futbol tarihinin bir kornerde en boş bırakılan adamına asist yaptırdık.

Ama milli takımın sorunu bence sadece sahanın içinde değil kesinlikle...

Dün akşam 18 sularında dünyanın en kısa fıkrasını izledim haberlerde: “Cengiz, takımında süre almadığı için 23 kişilik maç kadrosunda yok.

Bu fıkradan daha da komik bir detay da, aynı pozisyonun 5 farklı oyuncusu Okay-Ozan-Selçuk-Yunus-Yusuf’un hepsinin kulübede olup Cengiz’in bulunmaması... Lucescu-Havutçu’ya soruyorum: Dünyada hangi maçta, hangi durumda, Ozan-Okay-Selçuk’un üçünün birden oyuna girme ihtimali oluşabilir? Kulübeye 5 merkez oyuncuyu koyup, bir kenar hücumcusu (Emre Mor) ve bir stoperi (Ömer’i) almanın mantık çerçevesinde nasıl bir açıklaması olabilir? 23 kişilik kadro demek, sahadaki 11 oyuncunun pozisyon pozisyon karşılığının kulübede olması demek. Sahada iki stoper varsa, kulübede de iki tane olmalı. İki açık hücumcusu varsa kulübede de iki... Orada nasıl bir hesap, nasıl bir güç var ki, Serdar ve Cengiz’i matematikle dalga geçercesine tribünde oturtup, kulübeyi keyfine göre dolduruyor?

ŞEBEKE Mİ VAR?

Zaten Lucescu göreve geldiğinden beri kararların akıl-mantık çerçevesinde alınmadığı ortada. Bu kararlar Lucescu’ya ait olamaz, birileri belli ki Rumen Hoca’ya sufle veriyor ve bu sufleyi kim veriyorsa ülkeye ihanet ediyor. Yoksa gazeteci döven Arda’yı 1 maçlık aranın ardından ayağına gidip davet etmek de, Trabzon’da 30 dakika oynayıp Alanya maçının kaybedilmesinin baş sorumlusu olan Volkan’ı kadroya çağırmak da, Cengiz’i-Serdar’ı tribünde oturtmak da iyi niyetle açıklanamaz bence. Milli takım 2020’yi de kaybetmek istemiyorsa, bu ihanet şebekesini tespit edip çökertmeli.

MAÇIN ADAMI: BÖDVARSSON

Championship

Yazının devamı...