"Uğur Meleke" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Meleke" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Meleke

Süper Lig Gomis Sezonu

20 Mayıs 2018

İtalya Serie A 2002 sezon finali hâlâ aklımızda. Juventus, Roma ve Inter son haftaya iki puanlık marjda girmişler, kendi maçını kazanan Juventuslular, diğer müsabakalardan gelecek sonuçları sahada beklemişler ve sonuçta gözyaşı dökmüşlerdi. Biz de 3 puanlı sisteme geçtiğimizden beri ilk kez son haftaya 3 şampiyonluk adayıyla girdik. Kalitemiz tartışılır, bence Avrupa’nın top 10 liginin kıyısında dolaşıyoruz. Ama rekabetçiliğimiz harikaydı bu sezon.

4 şampiyonluk adayının performanslarının birbirine bu denli yakın olduğu bu süper sezonda, bence dengeyi bozan tek bir adamdı aslında... Kral olması ya da rekor kırması değil mesele. İlk maçın ilk dakikasından son müsabakanın son anına kadar ortaya koyduğu istek, profesyonellik ve karakterdi Gomis’i farklı kılan. En uçta oynadı ama Galatasaray’ın hücum organizasyonunu kuran da, bitiren de oydu hep. Onun öndeki pres isteği takımı ateşledi, ilerlemiş yaşına rağmen ortaya koyduğu arzu, Belhanda, Feghouli, Sinan gibi arzusu eksik olanları da teşvik etti. Fatih Terim takımı harika yönetti, Muslera kritik anlarda devleşti. Rodrigues kariyer sezonunu oynadı. Ama Galatasaray’ı bu sezon iki kelimeyle özetle deseniz, “Gomis’in takımı” derim sarı-kırmızılara. Hatta bu sezonu da yıllar sonra “Süper Lig Gomis Sezonu” olarak hatırlayacağız sanki.

TERİM’İN HAKKI...

Gomis’in hakkını büyük bir saygıyla teslim ettikten sonra sıradaki takdiri, sadece takımın değil camianın lideri Fatih Terim’e teslim etmek gerek. Eğer bu sezon Galatasaray’ı diğer 3 rakibinden ayıran bir numaralı faktör neydi diye sorarsanız, benim cevabım “2-0 farkı” olur. Galatasaray bu yıl rakiplerine karşı 1-0 öne geçtiği 21 maçın 18’inde golü yemedi, skoru 2-0’a getirmeyi başardı. Daha da önemlisi, özellikle Fatih Terim döneminde 1-0’dan sonra hiç vites küçültmediler, hep fazlasını aradılar.

Dün İzmir’de oynanan maçın özeti de bu detayda gizliydi aslında. Galatasaray maça 1-0 galip gibi başlıyordu, ellerindeki skor onlara yetiyordu. Ama yine yetinmediler. Bu sezonun kazananı, elindekiyle yetinmeyen Terim oldu kesinlikle.

MAÇIN ADAMI: FATİH TERİM

Üç penaltı kaçırmış olmasına rağmen dördüncü penaltıyı da Gomis’e attırmak, her teknik adamın alacağı türden bir risk değil. Ama Fatih Terim de bu yüzden büyük işte.

Yazının devamı...

20 takımlı süper lig olur mu?

17 Mayıs 2018

Ama Avrupa kupalarına ligden sadece 4 takım gidebilmesi, 3 küme düşeni de çıkarınca kalan tam 13 pozisyonun mânâsızlığı ürkütüyor.

Spor kamuoyunda neredeyse 20 senedir dile getirilen bir öneri, Süper Lig’in 20 takıma çıkarılma konusu. Ben meslek hayatım boyunca bu fikre karşı çıktım, gerekçem de ligdeki anlamsız pozisyon sayısındaki artışın güvensizlik doğurma ihtimaliydi. Lig 6.’lığıyla 17.’ciliği arasında fark olmayan bir turnuvada, son haftalarda hedefsiz maç sayısı olağanüstü artacak, şike söylentileri namuslu futbolcu ve antrenörleri rahatsız edecek ve tadımız kaçacak diye ürktüm hep.

Ama ülkenin coğrafi ve sosyolojik koşulları göz önüne alındığında da kontra düşünceler beliriyor insanın zihninde. Spor Toto 1. Lig maçlarını izliyoruz, büyük şehirlerin iyi takımları mücadele ediyor orada. Boluspor bir kez daha Süper Lig’e çıkamadı, Adana Demir’in, Erzurum’un ligde olduğu zamanlarda çok iyi stat atmosferleri sunduklarını hatırlıyorum. Ülke geniş, nüfus çok. Yurdum insanı duygusal, mutlu olacağı çok fazla sebep bulamıyor hayatında. Ve bir vilayetin Süper Lig’de temsili, o ilin atmosferini bütünüyle değiştirebiliyor. Peki Süper Lig’in gerçekten de 20 takıma çıkışı tartışmaya açılabilir mi? Ya da açılabilmesi için neler yapılmalı?

1- Bilançolar şeffaf olmalı

- Kocaelispor’un, Eskişehirspor’un, Gaziantepspor’un çizgisi ortada... Türkiye’de kulüpler ‘zengin holiganlar’ tarafından yönetilmeye devam ettiği; başkanlar, sigorta ve vergi dışında hiçbir borçtan yükümlü olmadığı sürece bu tablo kaçınılmaz olacak. Ülke futbolunun şu anda bir numaralı önceliği bence ‘Spor Kulüpleri Yasası’. Yöneticileri tüm borçlardan mesul hale getirecek şeffaf bir düzenek. Kulüplerin bilançolarına tek tıkla internetten ulaşılmasını sağlayacak bir algoritma.

2-Play-off meselesi

- SÜPER Lig kulüplerinin bilançoları şeffaf olur, finansal olarak iyi yönetilmeyen kulüpler layıkıyla cezalandırılırsa; mesela 2020’den sonra, 20 takım hayali kurulabilir. O noktada tabii ki önümüzdeki en büyük engel, hedefsiz takım sayısındaki artış olacak. Şu anda sıralamadan Avrupa’ya yalnızca 4 takım gönderebiliyoruz ama o son bileti play-off yoluyla vererek, ilk 7’yi anlamlı hale getirmek mümkün. İlk 2 doğrudan Devler Ligi, kupa galibi ile üçüncü de doğrudan Avrupa Ligi bileti alır. Ligi 4-5-6-7’nci bitiren 4 takım da son Avrupa bileti için play-off oynarlar. Böylece ‘ilk 7 yarışı’ diye bir kavram oluşur ve muhtemelen son maçın son dakikasına kadar 9-10 takım yarışta kalır.

3- Birinci Lig’i oyuna katmak

Yazının devamı...

Fikstürün idman durağı

15 Mayıs 2018

Yüzlercesi de dönecek... Premier Lig’de bu sezon ilk 7 maçı 0 puanla kapatan, 16’ncı haftada da aynen Karabük gibi 2 galibiyeti olan Crystal Palace, sezonu 44 puanla 11’inci tamamladı mesela.

16 MAÇTA 15 YENİLGİ

Ancak ne olduysa oldu, Karabük yönetimi devre arasında Poko, Seleznyov, Ceyhun, Grozav, İlhan, Dany, Tanase gibi aslarını markete koyup Aralık’ta lige veda kararı aldı. Devre arasında kasalarına giren para nedir bilmiyorum, çünkü bonservisli tek satış 1.4 milyonluk Poko gibi görünüyor. Ancak belli ki futbolcu alacak ve maaşlarından kurtulmaktı amaç. Sezonun ikinci yarısındaki 16 maçın 15’inde yenildiler ve ligin tadını kaçıran bir fikstür olarak geçirdiler son 4 ayı.

KALiTE DÜŞTÜ

- Doğrusu şunu fena halde merak ediyorum: Aynı durum PL’de yaşansa, lig yönetimi bu kararı nasıl karşılardı? Etik bulur muydu? Çünkü PL’de bir maça as kadronuzla çıkmamanız bile, etik dışı kabul edilip cezalandırıldı geçmişte. Ben Karabük yönetiminin yaptığını da etik bulmuyorum doğrusu. Bu ligde bir galibiyet karşılığı yayın havuzundan 2.2 milyon lira alıyorsunuz. İddaa, Spor-Toto, Ziraat gibi sabit gelirler de cabası. Yaptığınızın teknik ya da hukuki olarak bir sakıncası yok, evet. Ama Galatasaray, Beşiktaş, Başakşehir, Göztepe, Fenerbahçe’den böyle farklar yemek bence bir ligin kalitesini bilinçli olarak düşürmek demek.

Dün Fenerbahçe, resmi bir idman yaptı, Karabük’e gelen her takım gibi. Soldado ve Fernandao idmanın en iyileri olarak gözüktüler dün akşam. En az 6 fark kritikti, zira çok düşük bir ihtimal de olsa iş Galatasaray’la genel averaja kalırsa, avantajlı duruma geçmiş oldular o sayede.

MAÇIN ADAMI: SOLDADO

-

Yazının devamı...

Çift santraforlu güzellik

12 Mayıs 2018

Hatta orta ikililerinde de top ayağına yakışan yetenekliler vardı. Oysa biz sezon başı Süper Lig’e katılım şartnamesine tüm hocaların 4-2-3-1 oynamak ve merkeze iki yeteneksiz koymak için imza attığını zannediyorduk(!). İmza vermeyen hocalar varmış belli ki!

EMRE’NİN ETKİSİAvcı ve Hamzaoğlu’nun yaptığı bu olumlu tercihler, maçı da güzelleştirdi kesinlikle. İlk devrede Jevtovic, Caiçara’nın çizgisini koridora çevirdi ama Da Costa duvarını geçemediği için gol gelmedi. İkinci devredeyse Başakşehir presle oyunu dengeledi ve Emre Belözoğlu’nun maça ağırlığını koyduğu anlarda bulduğu ikinci golle fişi çekti. 

PALABIYIK OLMAYACAKDün geceki maçın tek kötüsüyse Ali Palabıyık’tı maalesef. 36’da Doukara gole giderken Yekta-Mahmut pozisyonuna çaldığı faul, kelimenin tam anlamıyla skandaldı. 65’te de sarı kart gösterdiği Maicon’un gözünün içine bakarak uzun uzun yaptığı alkışlı protestoyu da pas geçti. Ben yeni nesilde Mete Kalkavan, Umut Meler, Ümit Öztürk ve Y.Kemal Uğurlu’nun yanına Ali Palabıyık’ı da yazabiliriz umudundaydım, ama hayır... Belli ki Ali Palabıyık olmayacak.

Yazının devamı...

Akhisar, kupayı hak ederek kazandı

11 Mayıs 2018

Geçen sezon Cikalleshi’nin yaptığı katkıyı bu yıl Seleznyov yaptı, stoperlerle çarpışmayı bilen, uzun top indiren, takımına zaman kazandırabilen bir santrfor. Ama o olmadığında kadroda onun işini iyi yapabilen bir alternatifi olmadığı için tamamen değişiyor Akhisar’ın oyunu. Dün en uçta kısa ve koşucu Muğdat’ı tercih ettiler, stratejilerini tamamen hızlı çıkıp, faul kazanıp, duran toplardaki üstünlüklerini kullanma üzerine kurdular. Başardılar da. Özellikle ilk devrede savunmada hareketli oyunda, hücumda da duran toplarda havanın hakimiydi yeşil siyahlılar... Ne yaptıklarını bilerek, çalışarak, hak ederek kazandı Akhisarlılar.

ANADOLU TAKIMI HOCASI GİBİ

- İlk devrede Fenerbahçe topa sahip olmasına rağmen oyuna sahip olan taraf Akhisar’dı. Saat 21:15’te Aykut Kocaman’ın bu durumu değiştirebilmek için önünde iki opsiyon vardı: Ya sahadaki kaliteli oyuncu sayısını artırıp yerden pas oyunuyla gol arayacaktı. Ya da Akhisar’ın istediği gibi havada çarpışmayı seçecekti. O, bu sezonun genelinde olduğu gibi sahada kaliteli oyuncuyu artırmayı değil, ikinci yolu, yani havada çarpışmayı seçti. Zaten Aykut Kocaman’ın seviye atlayamamasının, taraftarının ve kamuoyunun kalbini kazanamamasının sebebi de bu. Büyük takım hocası gibi değil, kaliteli bir Anadolu takımı antrenörü gibi kararlar alması. Dün Valbuena’yı sokarken Aatıf’ı değil Soldado’yu çıkarması, bunun bir numaralı ispatı.

Dünkü sonuç, sadece kupanın değil, ligin de kaderine tesir etti doğrudan... Akhisar’ın Avrupa Ligi bileti almasıyla ligdeki hedefsiz takım sayısı 3 tane daha arttı: Artık Trabzonspor, Sivasspor ve Göztepe’nin de Avrupa hayalleri suya düştü. Kalan 2 haftada şampiyonluk yarışını da, düşme hattını da doğrudan etkileyecek bu durum.

MAÇIN ADAMI: MIGUEL LOPES 

- ÜLKENİN en az dikkat çeken, buna rağmen en fazla katkı yapan sağ beki. Dün 3 golde de doğrudan payı var, ikisinde işbirliği yaptığı Muğdat’la beraber kürsü onun hakkı.

 

Yazının devamı...

G.Saray ile Fenerbahçe Play-off oynar mı

10 Mayıs 2018

SÜPER Lig’de ekstrem bir sezon yaşanacağının sinyallerini yıl boyunca almıştık; finale de 4 yarışçıyla, tarihe geçecek bir foto-finiş olacağı hissiyle geldik nihayet. Kalitemiz tartışılır ama rekabetçiliğimiz üst düzey: Şu anda Avrupa’nın top 10 liginde (play-offluları saymazsak) şampiyonun belli olmadığı sadece 2 turnuva var: İtalya ve Türkiye... Juventus’un da aslında 16 averaj farkıyla işi bitirdiğini varsayarsak, düğümün son haftaya kalacağı tek turnuva gibi gözüküyor Süper Lig...

Beş büyük ligde şu anda liderlerle ikinciler arasındaki puan farkı toplamı tam 76... Almanya Ligi’nde pozitif averaja sahip tüm takımların averajını topladığınızda (65), Bayern’in averajı (67) etmiyor. Hatta Bayern ve PSG, bu sezon tüm maçlarına birer avans vererek başlasalardı dahi, şu anda yine lider olacaklardı.

ENTERESAN BiR OLASILIK VAR

- AVRUPA sathında rekabetin bu denli zayıfladığı ortamda Süper Lig’de puan, averaj, hatta gol hesabı yapıyor durumdayız şu anda. Ötesi, ihtimali çok yüksek olmasa da, bayağı enteresan bir ekstra play-off olasılığı var önümüzde! Süper Lig Müsabaka Statüsü’ne göre iki takımın puan eşitliği hâlinde, sırasıyla:

a) Kendi aralarında oynadıkları müsabakalardaki puan üstünlüğüne,

b) Kendi aralarındaki müsabakalardaki gol averajına (Bu müsabakalarda atılan gollerde eşitlik varsa, deplasmanda fazla gol atan takım üstün sayılmaz),

c) Genel gol averajına,

d)

Yazının devamı...

Beşiktaş’ın bir numaralı sorunu: Soğukkanlılık

8 Mayıs 2018

Beşiktaş, bir ritim takımı... Maça iyi başladıklarında, oyunlarını rakibe kabul ettirdiklerinde, ritim bulduklarında pozisyonları peş peşe üretiyorlar. Genelde bu durumu tabelaya da yansıtıp sonuca gidiyorlar. Kayseri karşısında ilk devrede yaptıkları gibi.

Ancak olur da bir aksilik yaşarlarsa, işler umdukları gibi gitmezse dünya başlarına yıkılmış gibi davranıyorlar. Bu sezon hemen her cephede yaşadıkları sorun buydu, soğukkanlı kalamamak. Şenol Güneş muazzam bir teknik direktör, bu yüzden de son 2 yılı şampiyon tamamladı, Beşiktaş’ı Avrupa’da her sene seviye atlattı. Ancak mental hava biraz bozulunca, normal ayarların dışına çıkılınca soğukkanlılığını koruyamadı maalesef. Beşiktaş’ın da son dönemdeki en önemli eksiği bu oldu bence: Soğukkanlılık...

Bu sezon Avrupa hayaline veda edilen maç, Münih’teki zorlu müsabakaydı. Elbette 15’inci dakikada 10 kişi kalmak, çok çok büyük bir engel. Dev bir engel. Ancak 3-0’la 5-0’la arasında da fark var; belki turu hiçbir şekilde geçemezsiniz ama duygusal fark var, mental fark var. Beşiktaş’ın Münih’te 10 kişi kaldıktan sonra sudan çıkmış balığa dönmesi, Güneş’in değişikliklerde çok geç kalması enteresandı mesela. Rövanşta da Beşiktaş’ın 1-0 ya da 2-1 de olsa galibiyeti hedeflememesi, Bayern Münih as kadroyla çıkarken siyah-beyazlıların çok garip bir kadroyla sahada olmasını asla kabullenemedim. Beşiktaş o dönemde bir ritim yakalamıştı, Bayern’i de 1-0 bile mağlup etse ritme katkı yapardı. Yendiğiniz takım bir dünya devi, Bayern olacaktı sonuçta...

Beşiktaş’ın 10 kişi kaldığında soğukkanlılığını koruyamadığı tek yer Münih değil... Geçen sezon Kiev’de Beck kırmızı gördüğünde skor 2-0’a gelmişti. 2-0’la 6-0 arasında dünyalar kadar fark var. Ama Beşiktaş orda da maç bitmiş gibi davrandı. Bu sezon Galatasaray’a karşı ligde, Fenerbahçe’ye karşı kupada 10 kişi kalındığında da reaksiyonlar sıkıntılı. Dünyada 10 kişi kalan ilk takım Beşiktaş değil, sonuncusu da Beşiktaş olmayacak. Bir kırmızı kart görüldüğünde maç orada bitmiyor, devam ediyor. Ama Şenol Güneş’in Beşiktaş’ı genelde maç bitmiş gibi davrandı o durumlarda...

Beni siyah-beyazlılarla ilgili bir soğukkanlılık analizine götüren faktör, bu sezon Beşiktaş-Kayseri fikstürünün her iki ayağında da takımlardan birinin 10 kişi kalması. Ve her ikisinde de 10 kişi kalanın, sahadan istediğini alması... İlk maçta 40 dakika 10 kişi oynayan Kayseri, sahadan başı dik çıkmıştı. Kayseri maçında da Tosiç atıldıktan sonra Beşiktaş’ın 10 kişi kaldığını hissetmedik bile neredeyse. Güneş doğru değişikliği hemen yaptı, çok rahat bitirdi o yarım saati siyah-beyazlılar.

Şenol Güneş eğer yeni sezonda görevine devam ederse, bence halletmesi gereken bir numaralı konu bu: Soğukkanlılık. Büyük takım olmak bunu gerektirir çünkü. İşler iyi giderken değil, kötü giderken çıkar büyüklük ortaya...

Yazının devamı...

Kâğıda sığmayan adam

7 Mayıs 2018

Malatya ya da Sivas gibi orta sahayı bolca defansifle kurup şeklini hiç bozmadan direnen tarzda bir takım değiller. Hep topu istiyorlar, top onlardaysa tehditkârlar, değilse avantaj rakiplerinde. Çünkü topsuz oyunda harika bir şema takımı değiller, boşluk veriyorlar.

Mustafa Er göreve geldikten sonra yaptığı en önemli hamle, orta sahaya Furkan takviyesi. Furkan Soyalp, Türkiye Kupası’ndaki performanslarıyla dikkat çekip lig 11’ine girmiş yetenekli bir genç. Gerçekten de top Bursa’dayken fark yaratıyor, ama basit oynamaması, sıkça “en iyiyi yapma” arzusu, ona top kaybı olarak geri dönüyor. Dün Bursaspor’un hem topu en iyi kullanan, hem de en çok kaybeden oyuncusu olması sürpriz değil. Dün kariyer maçını oynadı, 70’te de güzel oyununa yakışır şekilde süper bir gol attı genç adam...

YETENEK BELİRLERSanırım sadece Furkan Soyalp üzerinden bile Mustafa Er’le Aykut Kocaman’ın farkını açıklayabilirsiniz: Fenerbahçe’de Mehmet-Souza’nın oynadığı yerde görev yapıyor Furkan. Ve Aykut Kocaman’ın asla benimseyeceği türden bir oyuncu değil. Çünkü deniyor, risk alıyor, doğal olarak da hata yapıyor. Ama Paul Le Guen ve Mustafa Er, ona hata yapabilme kredisi tanıdıkları için bu noktaya geldi, yeteneğini sergileyebilecek cesareti kazandı. Fenerbahçe’deyse Souza-Mehmet Topal’dan birinin yerine Mehmet Ekici’nin oynamasını aklınızdan bile geçiremiyorsunuz.

Yetenekli futbolcu kullanmak, risk almak, hata yapmak Fenerbahçe’de günah gibi! Her şey kâğıda uygun olmalı, kimse yazılanın aksine bir şey denememeli. Deneyecek gibiyseniz, Ekici’nin, Valbuena’nın kaderini yaşarsınız Fenerbahçe’de. Ama siz ne kadar sistem adamlarına âşık olsanız da, yine neticeyi yetenekliler belirliyor. Valbuena yine 46’da girdi, yine iki gol de dahil, Fenerbahçe’nin ikinci devredeki bütün aksiyonlarında onun imzası var. Belki Kocaman’ın taktik kağıtlarına sığmıyor, ama Titi kararıyla beraber maçın kaderini belirleyen iki unsurdan biri oldu yine Valbuena.

MAÇIN ADAMI: VALBUENADuygusal bir adam. Küsmeye müsait bir karakteri var. Kendini atışı da çok çirkindi. Ama futbolu o kadar çok seviyor ki... Meşin yuvarlağa aşkını oynadığı her bir dakikada ortaya koyuyor.

Yazının devamı...