"Uğur Meleke" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Meleke" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Meleke

Büyük takım olduğunu 60’ta hatırladı

25 Şubat 2018

Riskleri minimize etmeyi hedefleyen, Okay gibi mükemmel bir altı numaraya sahip olmasına rağmen onun yanına bir “ön stoper” daha ekleyen, hücum opsiyonları son derece kısıtlı, renksiz bir takım. Sahada gol düşünen tek oyuncu Burak olduğu için sürekli savunma arkasına top atmaya çalışan, onun dışında hareketli oyunda hiçbir planı olmayan bir takım. Sadece forması büyük, oyunu son derece küçük bir takım...

Trabzon’un diğer yüzü ise, Çalımbay’ın gol yemeyi bekleyip, 60’lardan sonra geçtiği B planı... Yusuf ve Sosa bir arada sahada olduğu için pas kalitesi yükselen, gol düşünen oyuncu sayısı arttığı için pozisyon verimliliği de yakalayan, hücum oynamaya çalışan her büyük takım gibi rakibine kontra atak fırsatı da veren bir plan. Dün bu planla iki gol bulup maçı kazanmak için Trabzon’a yarım saat yetti. Ama Rıza Çalımbay gerçekten büyük takım hocalığına geçiş yapmak istiyorsa bu oyunu, başlangıç planı olarak oynatmanın yolunu bulmalı. Trabzon taraftarı sahada gerçek bir büyük takım izlemek için gol yemeyi beklemek zorunda olmamalı.

EZBER BOZULMALI

Başlangıçta bu planı kullanmak için de sanırım bazı ezberlerin bozulması gerek:

1- Sosa 10 numara oynamak zorunda değil. Pekala Milan’da olduğu gibi orta ikilide de, Beşiktaş’ta olduğu gibi sol-sağ açıkta da oynayabilir.

2- Olcay’ın varlık nedeni, savunmaya katkısı değil mi? Olcay sahadayken Alanya sağ beki Gassama yıldızlaşacaksa, Olcay’ın fonksiyonu ne ola ki?

MAÇIN ADAMI: ABDÜLKADİR 

İlk bir saatte Trabzonspor’u öne taşıyan tek oyuncuydu. Son yarım saatte de Trabzon’un oyunu değişince golcü kimliği ön plana çıktı.

Yazının devamı...

En büyük fark Gomis

24 Şubat 2018

Telekom Stadyumu’nda oynanan maçı izleyemediyseniz, farklı skorun sebebinin kırmızı kart olduğunu zannedebilirsiniz. Ama hayır, öyle değildi. 38’de Ekong kırmızı kart görene kadar da maç tamamen tek taraflıydı; yerde ve havada, her yerde sadece Galatasaray vardı. 38’de kart geldiğinde Galatasaray topa rakibinin iki katından fazla temas etmişti, şutlarda durum 6-0’dı ve hatta hava toplarında da 9-2 üstündü ev sahibi.

Evet, Galatasaray kendi evinde baskın oynamaya alışık bir takım. Ama bu denli büyük bir farkın oluşmasında teknik adam tercihlerinin de etkisi olduğunu not etmek gerek. Terim, geçen haftaki Kasımpaşa maçının analizini iyi yapmış, o müsabakanın başlangıcındaki Donk-Selçuk-Tolga tercihi son derece lükstü. Tek bir iş, 2 yerine 3 kişiye bölüştürüldüğü için Galatasaray alışılmış ayarlarından saptı orada. Bursa karşısında Belhanda’nın 11’e dönüşü, bir niyet gösterisiydi kesinlikle. Bir oyuncu değişikliği, bazen bir oyuncu değişikliğinden fazlasıdır. Hem Donk’la Selçuk alanlarında daha rahattılar, hem de önde daha kalabalıktı Galatasaray. Pas kaliteleri çok daha yüksekti, topu çok daha seri çevirdiler ve yarım saatte abandone ettiler Bursa’yı...

Bir küçük eleştiri de Le Guen’e yapmak zorundayım. Ertuğrul’un sağlıklı dönüşüyle üçlü savunmaya geçiş bekleniyordu. Ama bekler de tamamen defansif olunca o üçlü değil, beşli savunma oluyor aslında. Sağ bek Shehu, üç tane stoper, ortada Agu-Bostock’la, sanki Bursa’nın birinci-ikinci bölge geçişini yapması imkânsız gibiydi. Evet 38’de kırmızı kart geldiğinde maç fiilen bitti, ama 38’e kadar da sahanın her alanında üstün taraf Galatasaray’dı zaten.

Sezonun en iyi oyunlarından birini oynayan Galatasaray’da bir futbolcuya da özel parantez açmak gerek sanırım: Gomis, Galatasaray’ın sadece santrforu değil, ruhani lideri. O iyiyse hem oynuyor, hem oynatıyor. Rodrigues ve Feghouli çizgiye indiklerinde orta yapmıyor; topu bakarak, yerden rahatlıkla çeviriyorlar içeriye. Çünkü biliyorlar ki Gomis hep doğru zamanda, doğru yerde. Galatasaray bu sene bir şeyler kazanacaksa, bir numaralı sebebi kesinlikle Gomis olacak. Gomis’in iyi günüyle kötü günü arasındaki fark, Kasımpaşa maçıyla Bursa maçı arasındaki fark kadar etkiliyor neredeyse Galatasaray’ı...

Yazının devamı...

Beşiktaş-Fenerbahçe ertelenmeli miydi?

22 Şubat 2018

Cuma U-23’te 90 dakika oynayan iki çocuğu da mecburen getirdim, çünkü başka oyuncum yok. İngilizler’in bu maç trafiğiyle Şubat-Mart’ta Şampiyonlar Ligi’nde başarı imkânsız.”

Bu sözler, kupa maçına Herrera, Rashford, Valencia, Pogba, Rojo, Jones, Fellaini ve Zlatan’dan yoksun çıkmak zorunda kalan Mourinho’ya ait. İngilizler de, Mourinho’nun haklı olup olmadığı konusunda ikiye bölünmüş durumda...

DAHA İYİ DİNLENDİLER
BENZER bir tartışmayı geçen hafta içinde biz de yaptık: Beşiktaş 20 Şubat-20 Mart takviminde 7 maç oynuyor; ikisi dünya devi Bayern, dördü de Türk büyükleriyle.

Yazının devamı...

Başakşehir hak etti

19 Şubat 2018

Trabzon 6, Başakşehir 5 şut atmış; pas yüzdeleri de %83 civarındaydı. Yani her şey hemen hemen dengede görünüyordu, tek bir şey hariç... Adebayor’un goldeki kafası, Başakşehir’in 35 dakikada aldığı 10’uncu hava topuydu. Trabzon’sa 35 dakikada 0 (yazıyla sıfır) hava topu kazandı!

Çalımbay’ın devrede buna bir hamle yapacağını düşünenler yanıldı, Rıza Hoca bizimle beraber seyretti müsabakayı! Ne son 2 haftada Konyaspor ve Fenerbahçe’nin Başakşehir’i zorladığı gibi önde baskıyı denedi, ne de hava toplarına çare olabilecek Uğur’u soktu oyuna... Başakşehir, her geçen dakika sahadaki hakimiyetini artırdı, Avcı zaten bir “0-0’ı oynama” ustası. Bu takımın 0-0’dan daha iyi oynadığı bir skor varsa o da, 1-0... 45’le 80 arası neredeyse hiçbir an Başakşehir’in puan kaybedeceği hissine kapılmadık, bir gol gelseydi muhtemelen onu da atacak taraf misafir ekip olacaktı. Aynen Gençlerbirliği maçındaki gibi Castillo girdikten sonra bir hareketlenme oldu ama onun da oyuna çok geç dahil olduğunu söyleyebiliriz tabii.

MAÇIN ADAMI: ARDA TURAN

UZUN zamandır özlediğimiz futbolunu oynadı dün Arda. Golün organizasyonunda var, önde 4 kritik top kazandı, 3 tane de etkili kafa ile tehlikeli pozisyonlar yarattı.

 

Yazının devamı...

Love’ın çıkışı ve Fofana’nın girişi sonucu belirledi

17 Şubat 2018

Bir futbolsever için seyretmeye doyum olmayan güzel bir maç izledik Konya’da. Her iki takım da oynama odaklı 11’lerle sahaya çıktı; 1’inci dakikadan 90’a kadar yediklerinden fazlasını atma hedefiyle savaştılar, skoru da pozisyonları gole çevirme becerisi belirledi zaten.

Konyaspor’un devre arasında yaptığı Eto’o-Jahovic transferlerinin 11’e montajıyla ilgili zorlandıklarını söyleyebiliriz herhalde. İki santrforla 4-4-2 oynamak Özdilek’e lüks geldiği için Jahovic’i çizgide başlattı ama tek bir şut atamadan bitirdiler 45 dakikayı. Takımlar soyunma odasına giderken tabelada 1-0 yazıyordu ama bu tabela, şutlarda 11-0’lık bir oyunla oluştu. Beşiktaş ilk devrede kusursuza yakın bir futbol oynadı, Love-Talisca arasındaki diyalog mükemmeldi ve iki Brezilyalı birbirlerini besleyerek sayısız pozisyon ürettiler 45 dakikada.

İki hocanın ilk oyuncu değişiklikleri, maçın hikayesini değiştiren detaylar oldu: Özdilek 46’da orta sahadan bir adam feragat etti, Fofana’yı sol açığa koyarak herkesi orijinal pozisyonlarına kaydırdı. Maçı Fofana hareketlendirdi, 46 ile 60 arası bir şut attı, Ömer’i bir pozisyona soktu, Jahovic’in golünde de hücumu geliştiren isimdi.

Güneş’inse ilk değişikliği bence faydasızdı: 58’de maçın en iyilerinden Love’ın çıkması, ezbere bir hamle. Onun çıkışıyla Talisca’nın santrfora kayması da 10 dakikalık bir şaşkınlık yarattı. 68’de Tolgay/Negredo değişikliğiyle herkes tekrar alıştığı rollerine döndü ama o bölümde golü yiyen Beşiktaş, başlangıç ayarlarıyla oynamanın bedelini 2 puan kaybederek ödedi.

Çok hoşlanmamama rağmen, sayıca çok fazla olduğu ve sonuca tesir etme potansiyelleri olduğu için tartışmalı pozisyonlardan maçı izlerken süzebildiklerime değinmeye çalışacağım... Yazılarımızı maç bittiği anda gazeteye geçiyoruz, birkaç pozisyona da tekrarlarını görmediğim için üzülerek değinemiyorum.

Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Temposu olağanüstü yüksek, bol pozisyonlu ve bol çarpışmalı bu maçın ağırlığını Alper Ulusoy’un kaldıramadığı kanaatindeyim. MHK’nın böyle bir maça deneyimli bir hakem ataması daha olumlu olabilirdi.

Öncelikle 18’de Lens’in Ömer Ali’yi ittiği pozisyonu karşıdan görmesine rağmen penaltıyı çalmaması hatalıydı. Zaten bence o pozisyona fena halde takıldı, dakikalar geçtikçe karşılıklı yanlış kararlarının sayısı arttı. 52’de Ali Turan, Talisca’nın ayağına bastığı halde faulü ve kartı ters tarafa verdi. 65’te Filipovic Talisca’yı kucaklayarak gol pozisyonunu bozdu, faul ve kart olmalıydı. Kartın rengi ne olursa olsun (zaten sarı kartlı olan) Filipovic atılacaktı.

Yazının devamı...

Türkiye’deki kadar aldatan ve küfür eden oyuncu yok

15 Şubat 2018

Artık, “atamayana atarlar” veya “yenemiyorsan yenilmeyeceksin” gibi saçmalıkları daha az duyuyoruz. Futbolun, “kazanan takım bozulmaz”dan daha derin analizlere ihtiyacı olduğu yavaş yavaş kavranıyor. Bu olumlu dönüşüm içinde değişmesi gereken önemli bir departman da hakemlik. Üstelik Türk hakemliğinin, yabancı meslektaşlarına göre daha farklı sorunları, aşması gereken kendine özgü meseleleri var. Dünyanın bütün büyük liglerini izliyoruz, ben Türkiye’deki kadar aldatma-haksız kazanç odaklı veya küfürbaz sporcu görmüyorum hiçbir yerde!

10 YIL ÖNCE...

Türkiye’de sporcunun hakeme davranış biçimi her geçen yıl kötüye gidince, hakemin de bu lige özgü birtakım savunma mekanizmaları geliştirmesi şart oluyor. Örneğin bundan 10 yıl önce Fırat Aydınus dostumla her karşılaştığımda futbolcularla kurduğu olumlu diyalogdan dolayı onu tebrik ederdim. Ama aradan 10 yıl geçti, Türkiye Ligi’ndeki sporcu davranış biçimlerini görünce artık genç hakemlerin Aydınus tarzı yönetim göstermesinin imkânsız olduğunu düşünüyorum. Futbolcu eğer hakemin de bir sporcu olduğunu, sahaya sadece işini yapmaya geldiğini anlamıyor, cahil kulüp yöneticilerinin yönlendirmeleriyle onları düşman belliyorsa, hakem de diyaloğu sınırlı bir çerçevede tutmak zorunda.

HEP AYNI iSiMLER!

Hakemlerin bu sonuçsuz ve manasız diyalog girişimlerini en çok duran toplar öncesinde görüyoruz. Artık hakemlerin her duran top öncesi oyunu durdurup, itişen-kakışan iki futbolcuyu yanına çağırıp uyarması çağ dışı. Dikkat edin, bu ligde uyarılan futbolcular hep aynı isimler...

İTTİRENE KARTI VERİN

10-15 yıldır yapıyorlar aynı şeyi. Ve adları kadar iyi biliyorlar ki hakem onları çağırıp uyaracak! Bu sayede rakibini yıldıracak, vakit kaybettirecek, konsantrasyon bozacak. Türk hakemlerinin yok yere oyunu kesip futbolcuları uyardığı 10 pozisyonun belki 8’inde yapması gereken şu: Duran top öncesi itiş-kakış bariz biçimde tek taraflı ise düdüğü çalıp itene sarı kart verin. Değilse devam edin, atışı yaptırın, gerekiyorsa faul veya penaltıyı çalın. Oyunu yok yere kesmeyin. Oynama odaklı olana oynama imkânı verin. Futbolu yıllardır katledenin ekmeğine yağ sürmeyin. Lütfen...

LAYIKIYLA CEZA LAZIM

Yazının devamı...

Gomis futbol okulu

13 Şubat 2018

Maçın neticesinin belirlendiği ilk 40 dakikada ise sarı-kırmızılılar sahanın mutlak hakimiydi, her bölgede koşulsuz üstündü ve bu bölümde aslında fark 3’te kaldığı için Antalyaspor şanslı.

Bu dilimde üst üste 4 pas yapamadı misafir ekip. Peki geçen hafta Malatya gibi ligin en dirençli takımlarından biri karşısında göğüs göğse çarpışan, son ana kadar savaşan ve rakibini farklı yenmeyi hak eden Antalya’ya ne oldu da, İstanbul’da bu kadar çaresiz kaldılar? Sanırım bu sorunun cevabını en iyi Hamzaoğlu bilecektir, zira sol açıkta Sakıb tercihini yaparken ne düşündü, onun açıklaması lazım bunu... Acaba neden Malatya’ya karşı güzel bir oyunla kazanan takım böyle radikal biçimde değişir? Neden orta sahadan Zeki, santrfor arkasından Deniz kesilir ve sol açığa orijini sol bek olan ve asla daha fazlası olamayacak Sakıb konur? Antalyaspor ilk 40 dakikada hem topla hiç oynayamayıp, hem de nasıl olur da kontra ataktan 2 gol yemeyi başarabilir? Hamzaoğlu, büyük yanlışını 40’ta fark edip takımını geçen haftaki ayarlarına döndürdü ama o dakikada fark 3 olmuş, maç çoktan bitmişti zaten.

Elbette bu 40 dakikayı sadece Antalya’nın manasız 11’iyle açıklamak yersiz olur. Galatasaray’ın coşkulu ve tutkulu oyununun da hakkını layığıyla teslim etmek gerek. Fatih Terim, Galatasaray’da ilk 9 resmi maçında yine Terim’liğini yaptı ve önemli bir duyguyu tesis etti: Adaleti... Kim iyiyse o oynayacak, kim sahaya yüzde yüzünü bırakırsa formayı kapacak. Kupada çok iyi performans gösteren Linnes ve Selçuk gibi isimlerin dün sahada olma nedeni bu. Terim’in bu yöntemi hem sahadakinin azmini artırıyor, hem de kenarda oturanı küstürmüyor, umutlarını hep taze tutuyor.

Maçın adamı: Gomis

Tabii bir de Galatasaray’ı sadece dün değil tüm bu sezon boyunca sırtlayan Gomis’i de unutmamak gerek. Dün 36’ncı dakikada Antalya’nın frikiğini savunmada en geride kafayla karşılayan oydu, aradan herhalde iki-üç saniye geçti, baktık ki Galatasaray’ın en ucunda topu koruyup kontra atağı başlatan da o! Bir santrfor, bir takım için en fazla ne yapabilir, Gomis’i izlerken bunun yanıtını arıyorum bazen. Fransız oyuncu, sahada uygulamalı futbol okulu gibi. Bence tüm genç Türk santrforlar, 15 günde bir Seyrantepe’ye gitsinler ve dikkatle Gomis’i izlesinler. Eminim çok şey öğrenecekler.

Maçın hakemi: Faul sayıcısı

Dün rekabet seviyesi bu kadar düşük, bu kadar az çarpışma olan bir maçta bile nasıl 35 faul oldu anlamak güç. Özellikle ilk bir saatte hakem Barış Şimşek gereksiz faullere o kadar göz yumdu ki, “bu ülkede futbol neden gelişmiyor”un cevabı gibiydi yönetim biçimi. Antalyasporlu Maicon’a sert faulü için sarı kart gösterdiğinde eliyle sayıyor işareti yaptı Barış Şimşek! Eğer gerçekten sayıyorsa o faul, Brezilyalı’nın 63 dakikadaki 5’inci faulüydü ve daha ilk yarıdan kartı hak etmişti aslında. Ve aynı dakikada Belhanda ve Feghouli’nin de 4’er faulleri vardı! MHK bence büyük maçlarda genç ve cesur hakemlere görev verme stratejisinden vazgeçmemeli.

Yazının devamı...

Başakşehir büyükmüş gibi yapınca...

12 Şubat 2018

“Kolektif” sözcüğünün altını çizme ihtiyacı hissediyorum; çünkü o baskı bir grup oyuncunun birbirinden bağımsız kendilerini yerden yere atması, sağ bekten stopere, stoperden sol beke anlamsız koşturması şeklinde değildi. Baskı organizeydi, salt sporcuya değil alana yapılan bir baskıydı, bütüncül hareket eden bir pres grubu vardı Fenerbahçe’nin ön tarafında. İlk 1 saatte bu baskıda çok başarılı oldular, Başakşehirliler’i kritik noktalarda 4 top kaybına zorladılar. Attamah, Gökhan, Chedjou ve Adebayor’un birer top kaybı 4 net pozisyon, 2 de gole sebep oldu ilk 1 saatte.

EN RAHAT GALİBİYET

Tabii bu bölümde Başakşehir takımının Fenerbahçe presine verdiği reaksiyonu da ele almak gerek. Maçı izleyen herkes, daha 5’inci dakikada Fenerbahçe’nin önde arzulu bir baskı yaptığını gördü. Zaten geçen hafta ilk 11’de sahaya çıkan Valbuena-Soldado’nun da başlamama nedeni buydu, Kocaman tamamen koşucu-yıpratıcı bir ön grup seçti Başakşehir’de. Ve bu baskıya karşı Başakşehirliler ısrarla pasla çıkmaya çalıştılar geriden! Eğer söz konusu takım bütün öyküsünü “güzel oyun” üstünden yazmış olsa anlayacağım, temel prensipleri bu olduğu için hiçbir koşulda vazgeçmiyorlar deyip takdir edeceğim. Ancak bu takımın genetiği zaten bu değil ki! Başakşehir’i üç yıldır üstte tutan futbol, vur-koş oyunu.

Üstelik geride Epureanu, merkezde Emre yokken, Başakşehir’in büyük takımmış gibi yapması, ısrarla uzun vurmak istememesi, garip geldi bana doğrusu. Fenerbahçe de sezonun en rahat galibiyetini almış oldu bu sayede.

ARDA, HAZIR DEĞİL

Fenerbahçe’nin bu haklı galibiyetinde birkaç detayın daha altını çizmek gerek:

1- İlk devrede birinci bölgelerdeki pas sayısı 86’ya 31... Yani Başakşehir bir sürü kayıp yapmasına rağmen orada topu gevelemekte ısrar ederken, aksine Fenerbahçe birinci bölgeyi hızlı geçmiş.

2- İlk devrede

Yazının devamı...