"Uğur Meleke" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Meleke" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Meleke

6 milyonluk süperstar

24 Aralık 2019

Dün Trabzonspor’un başlangıç 11’i sürpriz değildi ancak diziliş beni şaşırttı doğrusu. Son iki maçta Trabzon’da pas ritmini bozan Yusuf’un yerine Abdülkadir Parmak’ın 11’de başlaması doğal. Ancak Ünal Karaman’ın formasyon olarak 4-3-3’ü tercih edip sağ açıkta Sturridge’i görevlendirmesi enteresandı. Konyaspor yine 4-4-2 dizilmiş, dolayısıyla Ünal Karaman’ın orta sahada üçe iki kalırım gibi bir endişesi olamaz. Sturridge doğal bir santrfor. Sörloth’la da telepatik bir uyumları var. Ancak dün İngiliz futbolcu sağ açıkta başlayınca Trabzonspor hem bu telepatiden yoksun kaldı, hem de sol savunmada aciz durumlara düştü.

PEREIRA ÇARESİZ KALDI

Özellikle ilk yarının ortalarında bir Alper şov izledik sahada. Konyaspor’un sol beki, karşısında herhangi bir savunma olmadığı için 31’de çizgiye bomboş inip süper bir pozisyon yarattı. 33’te de Milosevic’le ikili oyunla Pereira’yı çaresiz bıraktılar. Pereira’nın o dakikada iki kolunu yana açıp adeta Daniel Sturridge’i tribünlere şikayet etmesi, İngiliz oyuncunun ilk devresinin özetiydi zaten.

PRAGMATİK BİR OYUN

Ünal Karaman’ın devrede bence Abdülkadir Parmak’ı sağ açığa kaydırarak 4-4-2’ye dönme şansı vardı. Ancak o, Yusuf Sarı’yı oyuna sokmayı tercih etti. Trabzonspor ikinci devrede çok daha pragmatik bir anlayışla oynadı. Konya’nın topa daha fazla sahip olduğu, pozisyonlar ürettiği, Trabzon’un koşucu oyuncularıyla fırsat kolladığı bir 45 izledik Trabzon’da. Ama gün belli ki Sörloth’un günüydü dün.

AĞAOĞLU’NA TEBRİKLER

Gerçekten de bu maçın esas hikayesini ligde belki de ilk devrenin kahramanı olan Sörloth üzerinden okumak lazım. Bu sezon kulüp ve milli takımda tam 33 maçta kadrodaydı. Dün bu sezonki 29’uncu resmi maçını oynadı. Bu 29 maçta 17 gol attı, 5 de asist yaptı. Kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir sezon geçiriyor Norveçli. Onun bu 5 ayda gösterdiği performansı bir Fenerbahçeli ya da bir Galatasaraylı gösterse, herhalde çok daha fazla görürdük medyada. Sakatlanmıyor, form düşüklüğü yaşamıyor, her an oyunun içinde. Trabzonspor’un onu gelecek sezonun yüzde 50’sinde oynaması halinde 6 milyon bonservisle alabiliyor olması harika bir kontrat. Bu akılcı opsiyon için tebrik etmek gerek Ağaoğlu’nu.

Ünal Karaman'dan galibiyet açıklaması...

Yazının devamı...

Proaktif: 3 Reaktif: 1

23 Aralık 2019

Bir hafta sonra bu kez rakip Malatya’ydı. Yine dakika 70’ti. Avcı yine Rebocho’yu çıkarıp, Caner’i geriye, Lens’i öne monte etti. Bu kez planı işlemedi, maçı Malatya kazandı. Ve dün Avcı, üst üste üçüncü maçta da aynı şeyi yaptı. Yine Rebocho’yla başladı. Yine 62’de Rebocho’yu çıkarıp Caner’i sol beke kaydırdı. Ve yine kaybederek ayrıldı sahadan. Üç maç üst üste aynı şeyi yaptı, sadece birincisinde sonuç aldı. Aslında onda da sonuç almasının sebebi rakibi 60 dakika 10 kişi oynamış ve yorulmuş oluşuydu. Kasımpaşa o gün aslında mükemmel oynadı, yani ortada bence bir Avcı dehası yoktu.

AVCI KLASİĞİ

Dün Fenerbahçe ile Beşiktaş arasındaki anlayış farkını sanırım şöyle özetleyebiliriz: Ev sahibi takım proaktifti, yani oyunun ritmini onlar belirlemek istiyorlardı. Kaderlerini kendileri tayin etmek için oynadılar dün. Beşiktaş’sa, bir Avcı klasiği olarak reaktifti. Planını rakibin tamamlayamadığı hücumlarda Diaby-Lens’le bulacağı kontrataklara ve Caner’in duran toplarına bağlamıştı. İlk yarıda zamanı öldürüp son yarım saatte yapacağı Rebocho-n’Koudou değişikliği için bekliyordu adeta.

32. DAKİKADA ŞUTLAR 5-0’DI

Başlangıç planlarını sanırım şu iki istatistik de açıklıyor: 32’de Ozan’ın golü gelip skor 2-0 olduğunda şutlar 5-0’dı. Siyah-beyazlıların henüz hiçbir şut girişimi yoktu. Faullerde de durum 10’a 1’di. Beşiktaş ilk yarım saat boyunca topu rakibine bırakıp tam 10 faul yaparken, ev sahibinin tek faulü vardı (O da Muriç’in Karius’la olan hava topu).

OZAN TUFAN SAHANIN YILDIZIYDI

Dünkü sonucu hazırlayan birkaç detayın da altını çizmek gerek: Emre yoktu, onun oyunun yönünü değiştiren paslarının yerini Ozan’ın driplingleri almıştı. Ozan sahanın yıldızıydı. Isla sezona kötü başlamıştı ama sakatlık sonrası yüksek ritimde döndü. Maçın başında iki kritik hücum kesti, iyi oyununu bir asistle de süsledi.

JAILSON TERCİHİ DOĞRUYDU

Yazının devamı...

Bunun adı iflas

22 Aralık 2019

Topu taşıyan Halil, yanında koşan Belhanda idi. Belhanda kaleye 60 metre varken Halil’le yan yanaydı. Faul yapmayı tercih etmedi. Oyuncunun seçimidir bu, diyecek bir şey yok. Ancak orada faul yapıp kart görmeyi göze alamayan ve golü seyreden Belhanda, bir dakika sonra kaptırdığı topun ardından Soner’e, iki dakika sonra da çift dalmak suretiyle Halil’e faul yapmayı denedi. Bu 3 dakikalık bölüm, Galatasaray’ın özeti gibi. Sarı kırmızılarda soyunma odasının nizamı yok. Sahada bir başıboşluk hakim.

SİVASSPOR'A BAKIN

Galatasaray'daki tek problem elbette disiplin zafiyeti değil. Evet, Galatasaray’ın çok sakatı var, kadrosu dört dörtlük sayılmaz. Ancak ligin lideri Sivasspor da, o basamağı sadece mükemmel kadro mühendisliği dolayısıyla işgal etmiyor. Rıza Çalımbay, Beşiktaş’ın beşinci stoperi konumundaki kiralık Fatih aksoy’dan ön libero olarak faydalanıyor. Yedek sol bek Ziya, Fenerbahçe’ye karşı orta sahada oynuyor, Emre’yi zor durumlara düşürüyor.

OYUN PLANINIZ VAR MI?

Santrforu Yatabare, Karabük senin Konya benim dolaşmış, ligin sıradan 9 numaralarından biri. Ama futbolda demek ki tek mesele oyuncu kalitesi değil. Bir oyun planınız, bir kurgunuz var mı? Sahayı doğru parselliyor, yardımlaşıyor musunuz? Fiziksel olarak en iyi seviyede misiniz? Şu anda Galatasaray için bu soruların herhangi birine evet demek mümkün değil. Cevaplanması gereken en temel sorulardan biri de şu: terim, Galatasaray kadrosundan en iyi verimi alıyor mu? Çıkarılabilecek en iyi 11 ve diziliş bu mu?

3-5-2'DEN NİYE VAZGEÇİLDİ?

Galatasaray'ın bu yıl en doğru oynadığı iki maç, Gaziantep-Başakşehir süreciydi. Sanki o 3-5-2, Galatasaray’ın oyuncu listesine uymuş, elbise daha iyi oturmuştu kadronun üstüne. adem ikinci santrfor olarak çalışkanlığıyla katkı yapmış, Emre Taşdemir yüz metreyi iyi oynamıştı. Savunma üçlüsünden biri (genelde Marcao) oyun kurmak için çıksa bile, defansın dengesi bozulmamıştı. En önemlisi de, orta üçlünün içinde Feghouli ve Ömer çok daha faydalılardı. Böylece takımın orta üçlüde Belhanda-Seri-lemina-Selçuk’tan ikisini oynatma bağımlılığı kalmamıştı.

YÖNLERİNİ KAYBETMİŞLER

Yazının devamı...

Caner ve Muriç'i Durduran Kazanır

21 Aralık 2019

Derbinin Fütz (fırsatlar, üstünlükler, tehditler, zayıflıklar) analizi yapıldığında ön plana çıkanlar enteresan: Beşiktaş, Caner ağırlıklı duran toplarla bulduğu gollerle lig lideri. Ama kontrataktan sıfır golleri var. Fenerahçe, topu Vedat Muriç’le buluşturduğunda hücumda renkli.

Ama geriden çıkarken Altay’ın yaptığı hataların bedeli ağır olabiliyor. Beşiktaş ilk golü attığında oyunu tutabiliyor. Ama yerse geri dönemiyor. Emre’yi bir devre durdurabilirseniz, ikinci devre orta saha size geçebiliyor. Üstünlüklerin değil, zafiyetlerin ön plana çıktığı bir derbi bu.

DERBİNİN KARE ASI

CANER: Beşiktaş bu sezon ligde soldan en fazla hücum eden takım (%41’le). Sanırım bunun sebebini söylemeye gerek yok. Son haftalarda Beşiktaş’ın kalbi o.

EMRE: Tolga Kuru yakalamış, Emre’nin son 8 haftada 90 dakikayı tamamladığı tek bir maç var. İlk devre maçın kader adamı olabilir. Ama ikinci yarılarda vitesi düşüyor.

ZANKA: Sivas’ta Sadık sakatlandığında Zanka’nın yavaş hazırlanması enteresandı. Girer girmez kolay bir çalım yedi. Konsantrasyonu istikrarsız.

LJAJIC: Bu sezon 29 şutu var, 14’ü ceza alanı dışından. “Tehlike anında camı kırın ve Ljajic’in şutunu bekleyin” gibi bir durum var Beşiktaş’ta.

RAKAMLARLA ANALİZ

Yazının devamı...

Futbolun ortak bir dili var

17 Aralık 2019

Bu sezon ligde ilk golü atanlara galibiyet verilse Trabzon, sonuncuyu atanlara verilse Malatya lider olurdu. Ama tabii ki marifet, oyunun sadece başını veya sonunu değil, bütününü aynı standartta oynayabilmek.

iPTAL EDiLEN GOLLE FiŞi ÇEKiLDi

Dün Trabzonspor yine yüksek viteste başladı, 15-25 arası bir atak sürekliliği yakaladı ve ilk gol de bu ısrarın sonucu geldi. Bu golle, Trabzonspor bu sezon 15’inci maçta 12’nci kez hesabı açmış oldu. Ancak bir maçı kazanmak için iyi başlamak yetmiyor elbette. 35’te ofsayt nedeniyle iptal edilen Sturridge golünden sonra Trabzon’un fişi çekilmiş gibiydi adeta. Karaman’ın devre arasında takımıyla çalışması gereken bir numaralı konu bu: İlk golü atmak, galibiyet için her zaman yeterli olmayabilir. İkiyi
aramaktan da vazgeçmemek gerek. Özdilek’in Denizlispor’unun farklı oyuncuları var. Aissati zeki. Barrow dar alanda çabuk. Dün 59’daki gol öncesi Rodallega’nın topsuz oyunda Hüseyin’i vücut çalımıyla devre dışı bırakması muazzamdı mesela. Denizli, bir hafta önce Başakşehir maçının da son dakikalarını harika oynamıştı. 3 puanları direğe takılmıştı. Bu kez takılmadılar.

Trabzon’un kaybında bir büyük pay da Yusuf’undu kesinlikle. Futbolun ortak bir lisanı var ve Yusuf’un Nwakaeme-Sörloth-Sturridge’le aynı dili konuştuğunu düşünmüyorum. Futbol, Yusuf’u eğlendirmek için oynanmıyor. Bu kolektif bir oyun. Ve pekala Nwakaeme ve Sturridge’i izleyerek öğrenebilir genç adam.

ŞU ROTASYON MESELESİ

Dün Trabzon-Denizli ve Başakşehir-Konya maçlarını eşzamanlı takip etmeye çalıştım. Almanya’daki Gladbach zaferinden 90 saat sonra Konyaspor’la karşılaşan Başakşehir, maça perşembe 11’inin bire bir aynısıyla çıktı. Anlaşılan tek bir yorgun yok, tek bir rotasyon gereği yok. Abdullah Avcı ve Ünal Karaman’ın çıkartmaları gereken bir ders var sanki burada.

 

Yazının devamı...

Çalımbay: 3 Yanal: 1

16 Aralık 2019

Tüm maçlar Lüksemburg’da oynansın, maçları da Türk futbolunu hiç tanımayan Lüksemburglu hakemler yönetsinler. O koşullarda üç İstanbul büyüğünün hiçbirinin ilk 3’e girebileceklerini zannetmiyorum. Dün de bu ‘yeni lig düzeni’nden bir sayfa izledik Sivas’ta. Maçın başından Deniz’in oyuna girişine kadar doğruları yapan taraf Sivas’tı, meslektaşına taktik üstünlük kuran taraf Çalımbay’dı. Çalımbay, Fenerbahçe’den Muriç’i çıkardığınızda ne kadar sıradanlaştıklarının farkındaydı. Appindangoye’nin Muriç’le bire bir oynamasıyla, özellikle ilk bir saatte şaşkın bir Fenerbahçe izledik dün. Taktiksel fark, bundan da ibaret değildi:

ZİYA'NIN DİNAMİZMİ 

Çalımbay, Malatya’yı sürklase eden ayarlarını korudu. Sadece cezalı Hakan Arslan yerine sağ iç rolünü Ziya’ya verdi. Ziya, dinamizmiyle Emre’yi etkisizleştirdi.

SAMASSA, TER STEGEN GİBİYDİ

Geriden oyun kurmaya bir strateji olarak bakmak lazım, bir moda olarak değil! Dün Samassa başta olmak üzere Sivasspor, geriden oyun kurma dersi verdi rakibine. Andrade’nin golünde asisti Samassa’ya yazsak bence haksızlık etmiş olmayız. Ter Stegen’in bu yıl ligde 2 asisti var. Samassa’nın içine Ter Stegen kaçmış gibiydi dün. Emre’nin golünde de Samassa’lı Sivas’ın yaptığını yapamayan bir Fenerbahçe izledik. yanal, sanırım Altay’a şunu öğretmeyi becermeli: Futbolda kısa pas, uzun pas yok; doğru pas var. Topu senden daha avantajlı olmayan stoperine vermek, oyun kurmak değildir. Oyun elle-ayakla değil, kafayla kurulur.

‘TAKIM OLMA’ FARKI

İki oyuncu grubu arasında bir ‘takım olma’ farkı da vardı sanki. Ozan’ın 45’te verdiği pası değerlendirmeyen kruse’ye ellerini havaya kaldırarak tepkisi şık olmadı. Kısa bir süre sonra Dirar’ın da benzer bir tepkiyi Ozan’a verdiğini gördüm. Ozan’ın anlamsız kırmızı kartı geldi sonra. Eğer bir takımda oyuncular birbirlerini tribünlere şikayet etmeye başlamışlarsa, o soyunma odasında bir iktidar krizi olduğunu hissettirir etrafa.

Yazının devamı...

Galiba hedef U19 şampiyonluğu!

15 Aralık 2019

O sırada Orgill orantısız bir omuzla Belhanda’yı düşürdü. Yere düşen Belhanda bir tekvando hareketiyle Orgill’e vurmaya çalıştı. Yetinmedi, saldırmak için de ayağa kalktı ama arkadaşları girdi araya. Aynı Belhanda, hafta içi Paris’te de kırmızı kart görmek için çabalıyor hissiyatı vermişti ikinci devrede. Bu tarz disiplinsiz hareketleri aylardır tekrarlayan Belhanda’nın halen Galatasaray’ın penaltıcısı olması, bence sarı kırmızılılardaki teknik yönetim zafiyetinin özeti. Nzonzi saha dışında ne yaparsa yapsın, Belhanda’nın saha içindeki disiplinsiz davranışlarının üstüne çıkamaz bence!

21 DEĞİL 20 KİŞİLİK KADRO

Galatasaray orta sahasında bu gariplikler yaşanırken kulübeye bakıyorum, enteresandır terim sahaya 21 değil, 20 kişilik esame listesiyle çıkmış yine. Fatih Hoca garip bir şekilde, İstanbul’daki Brugge maçından sonra dün de kadroyu genç oyuncularla tamamlamayı uygun görmemiş. Oyuna ilk giren adam hâlâ selçuk... Merak edenler için hatırlatayım: Galatasaray U19 takımı, kendi liginde lider. UEFA U19 Şampiyonlar Ligi’nde de Real Madrid ve Brugge’ü yendi; gruptan çıkma şansını Paris’teki son maça kadar taşıdı ama 1-0’lık yenilgiyle turnuvaya veda etti.

YUNUS AKGÜN U19'DAYDI

Sporseverlerİn yakından tanıdığı Yunus Akgün’ün ligde 9, Şampiyonlar Ligi’nde 3 gol katkısı var. Celil Yüksel, Atalay Babacan gibi oyuncular dün gündüz U19 liginde Ankaragücü’ne karşı ilk 11’de forma giydiler. Sanırım Galatasaray’ın bu yılki amacı U19 şampiyonluğu! Yoksa Süper Lig’de 21 kişilik esame listesine 20 futbolcu yazıp, bir adamı U19’dan kaydırmamayı benim aklım almıyor.

A.GÜCÜ BİLE ŞAŞIRMIŞTIR

Dün Mütevazı Ankaragücü kadrosu, kendi yarı alanında kompakt durdu, Orgill’le kontra ataklar aradı ama muhtemelen onlar bile maça çıkarken İstanbul’dan bu kadar rahat bir puan çıkaracaklarını düşünmüyorlardı.

BAŞ SORUMLU TERİM'DİR

Yazının devamı...

Odada bir fil var

14 Aralık 2019

İNGİLİZLER’in ‘odadaki fil’ diye muazzam bir deyimi var: Evinizin salonuna giriyorsunuz. Koltukta bir fil oturuyor. Ama içerideki herkes ondan habersiz gibi, sohbet etmeyi, televizyon izlemeyi sürdürüyor. Fil herkese rahatsızlık veriyor, yemekleri yiyor, ortalığa pisliyor ama nafile. Kimse ondan bahsetmiyor. Görmezden geliyor. Odadaki fil dışında her şey konuşuluyor kısacası... Şu anda Türk futbolunun özeti de galiba bu.

DİBİ GÖRDÜK

Gerçi konu Türk futboluysa, odada birden fazla fil var aslında! Spor kamuoyu da öyle bir aymazlık içinde ki, odadaki filler dışında her şeyi konuşuyor adeta. Sosyal medya çağı gençliğini de takım partizanlığına odaklamışlar; ‘yaşasın Fener, ölürüm yoluna Cimbom, damarımı kessen siyah beyaz akar’ sığlığı dışındaki konularla pek ilgili olmadıkları için memleket gündemi bir ‘salondaki filler manzumesi’ne dönüşmüş durumda. Bugün salondaki fillerden yalnızca birinden bahsedeceğim size. Avrupa’da korkunç bir sezon geçiriyoruz. Eğer Başakşehir bir son dakika mucizesi yaratmasaydı tam 14 sezon sonra ilk kez Avrupa’da şubatı görememiş olacaktık. Halen ülke puanı bazında da son 14 yılın dibini görmüş durumdayız.

YERLİ HOCA SORUNU

Ve bu görülen diple ilgili en az üstünde durulan konulardan biri, teknik direktör yetersizliği. Daha önce de birkaç kez ifade etmiştim, ligde bir yerli teknik adam çetesi var. Asla gelişmiyorlar, gelişeni de sisteme sokmuyorlar. Avrupa’da bu sezon 5 takımımız mücadele verdi, Galatasaray-Beşiktaş-Trabzonspor’un hali içler acısı. Umut veren tek hoca Okan Buruk... Belki Partizan deplasmanına kadar Guilherme hazır olsa, Buruk’un yanına Sergen Yalçın’ı da ekleyebilecektik. Hafta içinde Liverpool yardımcı koçu Pepijn Lijnders’ın bir röportajını okudum. Oyunlarını geliştirebilmek için ne kadar kafa yorduklarını, antrenman metotlarını modernize etmek, dolayısıyla sporcuların limitlerini zorlamak için nasıl tutkulu olduklarını gördüm bir kez daha.

TAKIMIN BOYUNU KISALTMAK

“Bizde antrenmanda bir golün sayılması için, skoru yapan takımın tüm oyuncularının rakip yarı alanda olması gerek. Takım bütünlüğünü geliştirmek (takım boyunu kısaltmak) için bulduğumuz bir yöntem bu. Bizim takım kimliğimiz yoğunluk.”

LIVERPOOL USULÜ ‘BEŞE iKi’

Yazının devamı...