"Uğur Meleke" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Meleke" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Meleke

'VAR' mahkeme gibi davranmaz

11 Ocak 2020

Ancak değişmesi gereken ne: Kural mı, protokol mü? Bunun yanıtını arıyor şu sıralar herkes. Hukuk yaşayan bir organizma. Çok doğaldır ki hukukun önüne sürekli yepyeni, daha önce hiç karşılaşmadığı taze vakalar çıkacak; hukuk da gelişecek ve bu yeni soruna da çözüm bulacak. Futbol hukuku da böyle aslında. Kural kitabı, hiçbir zaman mükemmel olmayacak. Sürekli karşımıza yepyeni problemler çıkacak, kitap da bu sorunlara yeni çözümler bulmaya çalışacak. Şu sıralar dünyada VAR’la ilgili en büyük eleştiri, milimetrik ofsayt kararları. Evet bir pozisyonun ofsayt olabilmesi için teoride 1 mm’lik fark bile yeterli. Ancak bu fark esasında, yardımcı hakem ilk anda bayrağı kaldırdıysa yeterli. Yardımcı bayrak çekmediyse, VAR masasının çok küçük mesafeler için kararı değiştirmesi, VAR’ın temel tanımına aykırı. Zira VAR’a sadece ‘açık ve bariz (hakem için açık, kamuoyu için bariz)’ hatalarda müdahale hakkı verilmiş. 10-15 santimlik ofsaytlarda yardımcının kararını değiştirmek, bu temel tanıma ters düşüyor. Çünkü ortada ‘açık ve bariz (clear and obvious)’ bir hata yok.

25-30 SANTİMDEN KÜÇÜK TÜM OFSAYTLAR ŞAİBELİ

Meselenin bir başka boyutu da, zaten güncel yayın teknolojisinin bu küçük marjları algılayabilecek seviyede olmaması. Bugün üst düzey turnuvalarda kullanılan bir televizyon kamerası saniyede 75 kare çekim yapabiliyor. Bir futbolcu sprint halinde 36 km/sa hıza ulaşabiliyor, yani 1 saniyede 10 metre koşuyor. Bu da kameranın çektiği iki kare arasında sporcunun 13 santim hareket ettiği anlamına geliyor. Ofsayt öyküsünün içindeki savunmacı ile hücumcu ters yöne koşu halindelerse bir karede 26 santim fark oluşması demek bu. Bugünkü teknolojiyle birçok ofsayt kararı, VAR masasındaki operatörün seçtiği kareye (frame’e) bağlı. Çünkü top genelde iki farklı frame’de de ayaktan çıkıyor görünüyor. Yani aslında 25-30 santimden küçük tüm ofsaytlar şaibeli şu anda. Tüm bu veriler ışığında bence yapılabilecek 3 şey var:

İKİ KAREDEN HANGİSİ?

1- İngiltere hakem şefi Mike Riley’nin önerisi güzel: Masadaki operatör öncelikle topun ayakta gözüktüğü iki kareden hücumcu lehine olanı seçecek. Çünkü futbolda her zaman oynamak isteyenin lehine olmalı kurallar.

2- IFAB genel sekreteri Lukas Brud’un söylediği gibi ofsaytı çözebilmek için 10 farklı açıya bakılması gerekiyorsa VAR masası vakit kaybettirmeyecek, golü verecek. Yani VAR, mahkeme gibi düşünmeyecek. Amaç ofsaytta hafif suçluları yakalamak değil. Sadece bariz suçları tespit etmek... Not: Geçtiğimiz hafta La Liga’da Varane’ın Getafe’ye, Cazorla’nın Sociedad’a attığı goller, muhtemelen bizde 15-20 santimlik farklarla iptal edilirdi. Ama İspanya belli ki şimdiden ofsayt değerlendirmesinde değişikliğe gitmiş.

3- Çok güçlü bir seçenek olarak görmesem de, masadaki ihtimaller içinde kural değişikliği de var. Ofsayt kuralı şu anda ‘topla oynayabilecek tüm uzuvlara’ bakıyor. Kuralı değiştirip sadece ayaklara bakılırsa da birçok muamma ortadan kalkacak doğal olarak. Bu ihtimali IFAB üyelerinin yüksek yaş ortalaması ve gelenekçi yapıları nedeniyle güçlü görmüyorum. Ama bana makul geliyor doğrusu.

Yazının devamı...

2019'dan öğrendiklerim

9 Ocak 2020

Galiba büyüdükçe, yaş aldıkça daha az şey bildiğimi fark ediyorum. 2019 da son derece öğretici, son derece ufuk açıcı bir yıl oldu benim için. Umarım sizler için de öyle olmuştur.

YILIN DERSİ: DIAGNE'NİN PENALTISI

6 Kasım akşamı Paris’te oynanan PSG-Brugge maçında yaşanan şey, sıradan bir hadise değildi. Brugge’lu Diagne, takımın birinci penaltıcısı olmamasına rağmen topu arkadaşının elinden zorla aldı, atışı kullandı ve kaçırdı. Brugge, o günden sonra Diagne’yi kadro dışı bıraktı ve antrenmanlarında dahi istemiyor. O akşam o golü atmış da olsa, benim için durum değişmeyecekti: Bu, kabul edilebilir bir şey değil. Brugge haklı. 6 Ekim 2016’da Ukrayna ile oynadığımız Dünya Kupası grup eleme maçının son dakikasında kazandığımız frikikte de benzer bir şey yaşanmış, Emre mor atışı kullanmak istemiş ve o büyük şansı heba etmiştik. Skor 2-2 idi. Sahada bu işin ustaları Çalhanoğlu ve Caner vardı. Ama 19 yaşındaki Emre mor, ‘hissetmiş’ diye o atışı ona bıraktılar. O gün de çok sinirlenmiştim, bugün de hatırladıkça sinirleniyorum. Futbol ciddi bir iş. Nasıl bir saha içi oyuncusu ‘hissetti’ diye, ‘rüyasında gördü’ diye kaleye geçmiyorsa, görevli olmayan biri de penaltı veya frikik atmayacak.

YILIN CENTİLMENİ: REAL SOCIEDAD

La Liga’daki Sociedad-Barcelona maçının son dakikasında büyük bir penaltı polemiği yaşandı. Barcelonalılar kazan kaldırdılar, Pique’nin ceza alanı içinde çekildiğini ve haklarının yendiğini iddia ettiler. Hatta Barcelona Başkanı Bartomeu’nun Federasyon Başkanı Rubiales’e bu konuda bir mektup yazdığı iddia edildi. Olaydan bir gün sonra Real Sociedad kulübü, sosyal medya hesabından pozisyonun birkaç fotoğrafını yayınladı. Fotoğraflara göre ilk çeken Sociedadlı Llorente değil, Barcelonalı Pique idi! Fotoğrafları sırayla kaydırıp son kareye geldiğinizdeyse sizi bir sürpriz bekliyordu: Son karede Sociedad kulübünün, Barcelona efsanesi Iniesta’ya plaket verdiği an vardı. Ve altına da bir not düşülmüştü: Size penaltı pozisyonunun daha fazla fotoğrafını gösterebilirdik. Ama biz buyuz. Biz Sociedad’ız.

YILIN EN HEYECAN VERİCİ OYUNCUSU: VALVERDE

Real Madrid onu 3 yıl önce Penarol’den sadece 5 milyona getirdi. Geçen sezon A takıma çıkardı. Zidane göreve dönene kadar ligde sadece 1 kez ilk 11’de oynamıştı. Zidane geldi, onu takımın değişmezi yaptı. Ve bu yıl sanırım bana en çok heyecan veren oyuncu o. Bir ıniesta ışıltısı var her hareketinde. Bu sezonki etkisi de inanılmaz: 13 maça ilk 11’de başlamış ve Real hiçbirini kaybetmemiş.

Yazının devamı...

Havada 6 kokusu var

5 Ocak 2020

Ligin zirve üçlüsü içinde şampiyonluk yarışı deneyimi en yüksek olan forma, şüphesiz ki bordo mavi renkler taşıyor. Ancak bu yılki takımın iskeletinin çok genç oyunculardan oluşması, kulübün bu genetik avantajını sahaya yansıtmasını engelliyor. İlk devrede 17 maçta tam 14 kez 1-0 öne geçmelerine rağmen bunların sadece 9’unu galip bitirebilmeleri, en enteresan bir detay olarak öne çıktı.   Ancak sadece bu veriyle Ünal Karaman eleştirisi yapmak, tam olarak ‘pire için yorgan yakmak’ deyimine uydu maalesef. Trabzonspor ligin ilk yarısının en keyif veren futbollarından birini oynadı, neredeyse topu hiç havaya kaldırmadılar. Zaten onların maçlarında ortalama sadece 27,6 hava topu mücadelesi olması da bu yüzden.

SON 10 YILIN EN BÜYÜK HATASI

Ünal Karaman benim gözümde bir devrimcidir, ben 90’lı yıllardan beri Türkiye’de bir hocanın orta üçlüyü Sosa-Yusuf-Abdülkadir Ömür’le kurma cesareti gösterdiğine şahit olmamıştım. Bu orta sahada bırakın ön liberoyu, neredeyse sekiz numara bile yok. Zaman zaman üç forvetin arkasına üç on numara koyarak başarıya ulaştı Ünal Hoca. Trabzonspor’un onu kaybetmesi bana göre Türkiye’de bir kulübün son 10 yılda yaptığı belki de en büyük hata.

BAŞAKŞEHİR ORTA YAPMIYOR

Başakşehir benim için ligde en çok izlemeye layık takımların başında geliyor. Süper Lig’in en başarılı teknik adamına sahipler. Okan Buruk oynattığı olumlu futbol ve ofansif zihniyetle öyle büyük bir reforma imza attı ki, son 5-6 yılda kamuoyunda Başakşehir’e karşı duyulan o antipatiyi de yok etti bir anda.

EN ÇOK ŞUT ATAN ÜÇÜNCÜ TAKIM

Başakşehir ilk devrede en çok şut atan üçüncü (262), en fazla gol atan dördüncü ekip. En kuvvetli tarafları kenar hücumları. Zira çizgileri gayet başarılı kullanmalarına rağmen ezbere orta yapmıyorlar, yerden oynamayı taç çizgileri kıyısında da beceriyorlar. Başakşehir, hücumda yüzde 64’le kanatları tercih etmesine rağmen, maç başına 13,82 kenar ortasıyla bu istatistikte ‘Top 6’nın son sırasında. 

SİVASSPOR'UN LEICESTER METODU

Yazının devamı...

Muriçbahçe hissini kırmak gerek

4 Ocak 2020

Daha da önemlisi, sezonun herhangi bir noktasında skor istikrarı da yakalayamadılar.

3 MAÇLIK SERİSİ YOK

Fenerbahçe ilk devre boyunca hiç 3 maç üst üste kazanamadı. İki maç üst üste kazandıklarını da sadece 3 defa gördük: Sezonun en başında, ekimde ve ilk yarının sonunda..

HARUN VE ALTAY DÜŞÜŞTE

Fenerbahçe'nin ilk devre son derece olumlu istatistikler yakalamasına rağmen, hiç 3 maç üst üste kazanamamasında bir ofansif, bir de defansif zafiyet gizli. Defansif olarak Harun Tekin ve Altay Bayındır’daki düşüşün altını çizmek şart. Ofansta da Vedat Muriç’in varlığı Fenerbahçe’nin hem en büyük artısı, hem de en büyük eksisi olarak ön plana çıktı.

YANAL, İKİ KENAR ADAMINDAN SKOR VE ASİST KATKISI ALMALI

Muriç, doğuştan lider karakterli bir futbolcu. Herhangi bir kulüpte uzun süre kalırsa kaptanlık bandı takması da çok doğal olacaktır. Olağanüstü çalışkan ve yürekli. Hem Fenerbahçe’nin, hem milli takımının her hücumunda önce orta yuvarlak çevresine gelip hücum başlatıyor; sonra koşuya devam edip gol ve asist katkısı yapıyor. Onunla oynamak takım arkadaşları açısından bir şans, çünkü sıkıştığınızda topu onun bölgesine atıp devam etme lüksüne sahipsiniz.

BAZEN DEZAVANTAJ OLDU

Yazının devamı...

İşte Beşiktaş'ın şampiyonluk formülü

3 Ocak 2020

Son iki yılın Beşiktaş analizlerinde en çok öne çıkan defo, etkisiz orta sayısının fazlalığıydı. Özellikle Quaresma’nın ayrılmasıyla siyah beyazlılar bir oyun repertuarı değişikliği yaşarlar diye düşünüyordum ama net bir dönüşüm olmadı. Beşiktaş hâlâ maç başına 18,5 ortayla OPTA verilerine göre ‘Top 6’ içinde kenar toplarına en fazla umut bağlayan takım. Bu sayı Trabzon’da 11,5, Başakşehir’deyse 13,8...

ÇARESİZLİK ORTALARI

Beşiktaş’ın çok fazla orta yapıyor oluşu geçen yıl Quaresma’nın varlığına bağlıyken, bu sezon biraz sanki çaresizlik odaklı. Siyah beyazlılarda dar alanda iş yapabilecek Adem Ljajic, Boyd, Güven Yalçın gibi isimler gerilerken, oyun Diaby, Lens ve Nkoudou gibi geniş alana ihtiyaç duyan futbolcular üzerine kuruldu.

SADECE DURAN TOPLA OLMAZ

Beşiktaş, savunmayı öne çıkaran rakiplerle oynadığında zirve yaptı: Alanyaspor ve Galatasaray müsabakaları, bu anlamda prototip maçlardı. Ama rakipleri savunmayı biraz geride kuruyorsa, siyah beyazlılar duran toplar dışında düşünceden yoksun gözüktüler. Top birinci-ikinci bölgede çok fazla evelendi, yavaş ve öfkesiz bir oyun ön plana çıktı. Zira amaç Burak, Nkoudou, Lens ve Diaby’yi arkaya kaçırmak ama rakibiniz size arkada alan bırakmıyor! Arkada alan olmadığında da Beşiktaş, düşünceleri tükenmiş gözüküyor.

27 GOLÜN 12'Sİ DURAN TOPTAN

Beşiktaş’ın akan oyundaki kısırlığı, gol vuruşu becerisiyle ilgili değil. Siyah beyazlıların bu sezon gol/şut oranı %15 olarak gözüküyor, ki bu sayı F.Bahçe ve G.Saray’la hemen hemen aynı. Beşiktaş’ın akan oyunda bu kadar kısır olmasının sebebi, abdullah avcı’nın pragmatik anlayışı. Beşiktaş’ı da Başakşehir gibi faydacı bir futbol modeline dönüştürmeye çalışması. Ama Beşiktaş’ın genlerinin buna uygun olmaması. avcı’nın Beşiktaş’ı akan oyunda bu derece sıradanlaştırmasına rağmen ligde hâlâ zirve yarışı içinde olabilmelerinin 1 numaralı sebebiyse duran toplar. Caner ve Ljajic çok iyi duran top kullanıyorlar. Beşiktaş bu yüzden de ligde attığı 27 golün 12’sini duran toplardan bulmuş.

KALİTELİ İSİMLER OYNAMALI

Yazının devamı...

İşte Galatasaray'ın şampiyonluk formulü

3 Ocak 2020

Galatasaray, berbat geçen ilk yarının faturasını santrforsuzluğa keserse hata yapar, çünkü esas mesele gamsızlık. Sarı kırmızılı ekip, ilk yarıda top 6 içinde neredeyse tüm mücadele kriterlerinde son sırada kaldı. Gamsızlık bulaşıcıdır, Terim sahadaki gamlı sayısını artırmak zorunda...

Galatasaray’ın puan tablosundaki yerinin üzücü olduğunu söyleyenlere katılmıyorum, zira sarı kırmızılıların ilk devrede oynadığı futbola karşılık bulunduğu yer olumlu bile sayılabilir. Yaklaşık 15 yıldır bu devre arası analizlerini kaleme almaya çalışıyorum, sanırım Galatasaray’ın verilerinin bu kadar olumsuz olduğu son sezon, sanırım sekizinci bitirdikleri 2010-11’di. Dokuz yıl sonra ilk kez bu kadar az şut atan, bu kadar az top kazanan ve bu kadar az savaşan bir Galatasaray var önümüzde. Sarı kırmızılıların ilk yarıdaki olumsuz tablosunun dört ana sebebi olduğunu düşünüyorum:

1- Başarılı kadronun dağıtılması

G.Saray, Süper Lig’de son iki yılın şampiyonuydu ve aslında bu kadar dramatik bir kadro revizyonuna ihtiyacı yoktu. Geçen yılın ideal ileri altılısının dördü (Fernando, Ndiaye, Onyekuru ve Diagne) ayrıldı ve sarı kırmızılıların şampiyon hücum bölgesi bir anda yüzde 70’lik bir neşter yedi. Tam 13 yeni transfer yapıldı.

2- Kiralık oyuncu sayısının fazlalığı

İki yıl üst üste şampiyon olan takıma zaten 13 yeni transfer yapmak riskli bir kararken, bir de bu 13 adamın beşinin kiralık olması başka bir garabet.Özellikle de takımın ideal orta üçlüsünün tamamının (Steven Nzonzi, Seri ve Lemina’nın) kiralık futbolculardan oluşması, bir ülkü birliği kurulamamasına neden oldu.

3- Terim'in futbolcu eleştirileri

Terim'in son 3 transfer döneminde yaptığı transferlerle kadro, onun takımına dönüştü. İlk yarıda kullanılan oyunculardan 18’i, onun aldırdığı adamlar. Kadroda Tudor’un getirdiği 3 adam (Belhanda, Feghouli, mariano) kaldı. Terim, ilk devrede sıkça kendi oyuncularını hedef göstererek kendi transfer başarısızlığına da işaret etti aslında.

Yazının devamı...

Kim şampiyon olacak?

1 Ocak 2020

SİVASSPOR: %20
Ligin açık ara en çok hava topu kazanan ve en fazla açık oyun golü atan takımı Sivasspor, Avrupa’nın penaltı kullanmamış tek lideri! Çünkü bir kurguları var, bir senaryoları var; bir oyunu olanın tabelası otomatik gelir zaten.

BAŞAKŞEHİR: %20

İlk 2 hafta yenildikten sonra 15 maçtır namağlup olan Başakşehir’in beş ciddi rakibine karşı en önemli avantajı, güçlü kulübesi. Eğer son 5-6 haftaya zirve yarışı içinde girerlerse kadro genişliğiyle fark yaratabilirler.

TRABZONSPOR: %15

Oyun repertuarının çeşitliliğiyle ben Trabzonspor’u bu sezon bir adım önde görüyordum, ama teknik adam krizi süreci baltaladı. Bir bilgi değil, sadece bir his: Ünal Karaman bir noktada geri dönebilir ve hikâye sürebilir.

FENERBAHÇE: %15

Ligin en fazla topla oynayan, en yüksek pas isabeti yakalayan ve en fazla şut deneyen takımı Fenerbahçe, savunmada ideali yakalarsa şüphesiz ki favorilerden biri. Muriç ligin kader adamı olmaya aday. Ama Altay da öyle!

Yazının devamı...

İkiyle ikiyi toplamak

30 Aralık 2019

Dünün özeti de her iki hocanın ikiyle ikiyi toplayıp tekrar beş elde etme çabasıydı aslında. Geçtiğimiz hafta her iki takımın sezon zirveleriydi belki de. Fenerbahçe, Beşiktaş’ı sürklase etmiş, hatta hocası da bir duygu patlaması yaşamıştı. Rizespor’sa Malatya’yı deplasmanda 2-0 mağlup etmiş ve bir kontratak dersi vermişti rakibine. Topla sadece yüzde 33 oynamışlar, 600’e karşı 300 pas yapmışlar ve 21’e 7 uzaklaştırmayla maçı gol yemeden bitirmeyi başarmışlardı. Rizespor Teknik Direktörü İsmail Kartal, dün de Malatya 11’ini (cezalı Morozyuk dışında) bozmadı. Fenerbahçe’ye karşı da amaç bir Malatya taktiği uygulamaktı belli ki. Ancak Fenerbahçe savunması dün hemen hemen hiç önde yakalanmayınca, Umar ya da Oğulcan’a arkaya koşu fırsatı vermeyince Malatya maçına pek benzemedi dünkü müsabaka.

FARKLI BİR ŞEY GEREKİYORDU

Ersun Yanal’ın duyguları da meslektaşına benzerdi. O da Beşiktaş 11’ini (cezalı Serdar dışında) bozmadı. O da siyah beyazlılara karşı oynadığı dominant pas oyununu tekrarlama niyetindeydi Rize’de. Ancak onun da bir saat boyunca pek işlemedi planı. Çünkü Beşiktaş’a karşı kazandığı her topla dripling yapabilen Ozan’a bu kez o fırsatı vermediler. Muriç, Sivaslı Appindangoye karşısında olduğu gibi Abarhoun’la kavgada yıprandı. Sol kenarda Tolga’nın varlığı hücum dinamiğini zayıflattı, belli ki Beşiktaş’a karşı oynadığınızdan farklı bir şey yapmanız gerekiyordu Rize’de.

SON 30'DA TEMPO DEĞİŞTİ

İki hocadan ilk radikal değişikliği yapacak olan, oyunun ritmini değiştirebilirdi. Doğal olarak o ilk dokunuş Yanal’dan geldi. 64’te Emre’yi altı numaraya, Gustavo’yu stopere, Tolga’yı merkeze, Kruse’yi sola kaydırdı. Belki bu taktiksel rotasyonun Jailson’un golüyle direkt bir ilişkisi yok, ama oyunun son yarım saatteki temposunun değiştiği kesin

YANAL DÜN ŞANSLIYDI

İşte futbol böyle bir oyun. Bir hafta önce yaptığınız matematik, bir hafta sonra aynı sonucu vermeyebiliyor. Türkiye’deki berbat ezbere karşı çıkıp, bazen kazanan takımı değiştirmeniz de gerekebiliyor. Dün Yanal şanslıydı, yeni bir şey denemesi gerektiğini ancak 65’te fark etmesine rağmen Rize’den galibiyetle döndü. Ancak başka bir gün bu kadar şanslı olmayabilir Ersun Hoca.

Yazının devamı...