"Uğur Meleke" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Meleke" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Meleke

Cesaret bulaşıcıdır

9 Aralık 2019

Dün  Beyoğlu’nda oynanan maçı doğru okuyabilmek için önce Kasımpaşa’nın kadro zafiyetine değinmek şart: As santrforları Thiam sakat. Açık oyuncusu Yusuf Erdoğan da öyle. İdeal orta üçlünün ikisi Aytaç ve Pavelka yok. Sol bek Veigneau sakat, alternatifi Hafez de 15’te kırmızı kart görüyor. Bu olumsuz şartlara bir de Havutçu’nun Kasımpaşa’da henüz ilk lig maçına çıkıyor olmasını ekleyin.

KULÜBE FARKIYLA...

Bu şartlarda başka bir teknik adam pekala tutucu tercihler yapabilirdi. Güvenliği ön plana çıkarıp, ilk gününde risk almak istemeyebilirdi. Doğal da karşılardık doğrusu. Ancak Tayfur Hoca cesur bir 11 yaptı, Hajradinovic-Heintz’a bir arada, merkezde görev verdi, 5 ofansifle çıktı Beşiktaş önüne. Hafez kırmızı gördüğünde pekala oyundan bir hücumcu çıkarabilirdi. Çıkarmadı. On numarası Heintz’ı sol beke kaydırdı.

Tayfur Hoca’nın bu cesur kararlarının takımının davranışına da sirayet ettiğini gördük. Savunmada akılcı oynayıp, kuş sürüsü gibi topluca hücuma çıkan bir Kasımpaşa izledik dün. Cesaret bulaşıcıdır zira. Maçı Kasımpaşa’dan alıp Beşiktaş’a veren duygu da aynıydı aslında: Abdullah Avcı, 60’tan sonra yaptığı her değişiklikte cesaret dozunu artırdı: Önce Umut’la santrforu ikiledi. Sonra Lens’i sağ açığa, Caner’i sol beke kaydırdı. 84’te de Güven’i sol açığa koyarak, sahadaki gol şansı olan oyuncu sayısını maksimize etti. Lens’in son golün asistini yaptığını, Umut’un da sayılarıyla galibiyetini getirdiğini dikkate alırsak, Avcı’nın 3 puanı kulübe farkıyla kazandığını söylemek mümkün.

GÖKHAN’A TEBRİKLER

İki özel tebriği de dünün iki özel performansına yapmak lazım: Hajradinovic, alışık olmadığı bir rolde oynamasına rağmen defansif-ofansif harika bir futbol ortaya koydu. İkinci goldeki asisti muazzam. Koita biraz becerikli olsa Hajradinovic’in hanesinde iki asist yazacaktı. Bir diğer özel tebrik de, Beşiktaş’ın sağ beki Gökhan’a. O harika geçmişinden pasajlar sundu dün.

KARIM HAFEZ’iN KARTLARI

Karim Hafez, 1996 doğumlu Mısırlı bir sol bek. Son 1 yılda sadece 1 kez, Nijer maçında milli takıma çağrıldı. Mısır Premier Lig’de orta sınıf bir takım olan Wadi Degla’da oynuyordu. Oradan Başakşehir’e kiralandı. Şimdi de Kasımpaşa’da. Fenerbahçe maçının ilk devresinde atılmış-bitmiş bir penaltı sonrası hakemi ısrarla alkışlayarak kırmızı kart gördü. Dün bir tane daha... Görebildiğimiz kadarıyla özel bir yetenek değil. Süper Lig’de son dönemdeki Mısırlı-Tunuslu-Faslı rüzgarını anlayamıyorum doğrusu.

Yazının devamı...

Fenerbahçe 'Vedat Muriç + 10'a evriliyor

7 Aralık 2019

Muriç her geçen gün büyüyor. Lig’de bir oyuncunun bir takımdaki ağırlığının bu denli belirgin olduğu son örnek sanırım Gomis’li Galatasaray’dı. Benzer bir etkiyi şimdi Vedat Muriç’te görüyorum.

Gençlerbirliği, yetenek dozu yüksek bir takım. Hamza Hamzaoğlu’nun da son 4 haftaki başarısının altında bu kaliteyi doğru bir kurgu ve cesaretle sahaya yansıtabilmesi vardı. Dünkü ilk 11 seçimiyle Hamzaoğlu kendisiyle çelişti, belki de iki sağ bekinin birden sakat olması onu zorladı bu tercihe. İki sol bekli, sağ bekte Caindeias’lı ilk devre kurgusu tam bir felaketti. Bedelini de 14 şut fırsatı ve 3 golle ödedi Ankara ekibi. 46’da makinaya bir format attı; Baiano sağ beke, Sessegnon merkeze, Candeias-Nadir açık pozisyonlara geçtiler. Daha doğru bir ikinci yarı oynadı Gençlerbirliği. Ama Muriç ilk devrenin sonunda attığı süper golle fişi çekmişti çoktan.

FERDi NiHAYET SAĞ AÇIKTA

Yanal’ın da aslında dünkü kazanımının altında 2002-2004 Gençlerbirliği’ndeki başarısını anımsatan tercihleri var. İkinci yarıda Ozan’ı merkeze çekip, Ferdi’ye nihayet sağ açıkta rol vermesi olumlu. Kruse’nin iyileşmesiyle o tutucu ve sıkıcı 4-3-3’ten tekrar 4-2-3-1’e dönmesi de öyle. Kruse biraz ağır ama zekasıyla o açığını kapatıyor, ikinci santrfor rolüyle Vedat’ın da üstündeki yükü azaltıyor. ersun Yanal’ın Vedat’ı mümkün olduğunca rahatlatacak oyun kurgusunu bulması önemli zira Kosovalı santrfor her geçen gün büyüyor, her geçen gün ligin kaderine tek başına tesir edecek hacme doğru yol alıyor. Ligde bir oyuncunun bir takımdaki ağırlığının bu denli belirgin olduğu son örnek sanırım Gomis’li Galatasaray’dı. Benzer bir etkiyi şimdi Vedat’ta görüyorum. Fenerbahçe’de bu sezonun hikayesi, “Vedat Muriç + 10”a doğru evriliyor sanki.

GIOVANNI SIO DÖNÜYOR

Evet, kariyerinin zirvesinde değil. Çok fazla iniş-çıkış yaşadı ve çok kulüp değiştirdi. Ama Trabzonspor’la oynadıklarında da değinmiştim, Ankara’da kendini bulmuş gibi. Dün Fenerbahçe karşısında G.Birliği’nin ilk golünü atan Sio daha 30 yaşında. Rennes’de ve Fildişi Milli Takımı’ndaki günlerini anımsatan bir coşkuyla oynuyor...

VAR ODASINDA TARIK ONGUN

Dünkü maçın hakemi 31 yaşındaki Ali Şansalan’dı ama VAR odasında deneyimliler görev yaptı: Volkan bayarslan (41) ve Tarık Ongun (46). Özellikle AVAR görevi yapan Ongun dikkatimi çekti. Kısa bir süre sonra yaş sınırı nedeniyle emekli olmak zorunda kalacak Tarık Ongun gibi, Fırat Aydınus gibi değerli hakemleri muhakkak VAR’da kullanmaya devam etmek lazım. Daha önce de değinmiştim, aktif görevi yeni bırakan Kamil Abitoğlu gibi isimleri gözlemcilikle kısıtlamak anlamsız. VAR protokolü size bu tarz deneyimlilerden faydalanma şansı tanımış. VAR odası soğukkanlılık istiyor, düşük nabız istiyor. Bu da bence doğrudan, deneyimle ilgili bir husus.

Yazının devamı...

Bratislava maçı bitmemiş

3 Aralık 2019

Perşembe  gecesi Vodafone Park’ta oynanan Beşiktaş-Bratislava maçı bitmedi, dün akşam 8’de Slovakların yerine Kayserispor’un katılımıyla kaldığı yerden devam etti adeta! Beşiktaş o gece son yarım saatte rakibini ceza alanına hapsetmişti. Son bölümde nefes kesen bir atak sürekliliği yakalamış, rakibine bir noktada muhakkak gol yiyeceğini hissettiren bir oyun finali yapmıştı. Dün bıraktığı yerden devam etti Beşiktaş.

Tabii ki bir oyun sürekliliği yakalamak için, kadro sürekliliği de gerekli. Perşembe gecesi o müthiş ikinci devreyi oynayan sekiz oyuncu, dün de ilk 11’delerdi. Abdullah Avcı, Avrupa Ligi’nde iddiası sürerken enteresan bir şekilde vitesi düşük tutarken, iddiası bitince Bratislava önünde as ağırlıklı kadroyla samimi bir mücadele verdi. Bu samimi mücadele sadece Bratislava’yı değil, 93 saat sonra Kayseri’yi de yendi adeta.

Tabii Kayseri karşısındaki iyi oyun ve farklı skoru açıklamak için bazı taktiksel nüanslara da değinmek gerek: Caner, son dönemde sıkça olduğu gibi sol (hatta bazen sağ) açıkta değil, orijinal pozisyonunda sol bekte idi. Gökhan-Caner Fenerbahçe’deyken sarı lacivertlilerin ekstrası bu iki hücumcu bekti. Şimdi de Beşiktaş’ın ekstrası bu. Bundan çok mecbur kalmadıkça vazgeçmemek gerek.

BURAK MUHTEŞEMDİ

Dünün bir diğer ekstrası da Burak’ın muhteşem performansıydı. Beşiktaş, ileri üçlüyü Diaby-Burak-Nkoudou ile kurduğunda bir ‘araya koşu mecburiyeti’ oluşuyor ister istemez. Üçü de savunma arkasına koşu yapmayı seven oyuncular zira. Ancak dün Kayseri yedili bir blokla geriye yaslandığı ve savunma arkasında neredeyse hiç mesafe bırakmadığı için bu üçlünün işlevsizleşmesi söz konusu olabilirdi. İşte o işlevsizlik ihtimalini muhteşem bir Burak performansı kaldırdı ortadan. Burak dün santrfor değil, oyun kurucu gibi oynadı: 19’da Atiba’ya asist yaptı. 27’de Nkoudou’yu kaçırdı ama Fransız futbolcu ofsayttan kaçamadı. 37’de yine Nkoudou’ya bir boş kale asisti yapmasını Abdennour engelledi. 41’de kendi golünü yine kendisi oyun kurarak, Elneny’yi duvar olarak kullanarak yarattı. 44’te Diaby’yi kaçırdığı pozisyon gol olsa, maçı belki de 2 gol, 2 asistle tamamlayacaktı milli futbolcu. Burak bu fiziksel seviyesini Roma’ya kadar korursa, EURO 2020’de çok söz ettirir adından.

BİR HENRIQUE GARABETİ

Kayseri’nin en yetenekli oyuncularından biri Henrique. Bu sezon 9 kez ilk 11’de oynadı, tam 8 sarı kart gördü. Garip ama gerçek. Galatasaray ve Konya maçlarında çift sarıdan atıldı. Antalya-Göztepe maçlarında kırmızı, dün de sarı kart cezalısıydı. Merak ediyorum, bu kulüpte bir kart/ceza yönetmeliği var mı?

Yazının devamı...

Belhanda ve Lemina ile 6 maçta 1 gol

2 Aralık 2019

Galatasaray orta sahasının bu sezonki en büyük problemi ‘gerçekçilik’... Dünyada merkez orta saha oyuncularının bu kadar rahat top oynadığı, pozisyon bilincinin bu denli zayıf olduğu ve bu kadar çok top kaybı lüksüne sahip bu seviyede başka bir takım var mıdır şüpheliyim doğrusu. Galatasaray orta sahası dün ilk bir saatte yine gerçekçilikten uzaktı, yine hayalciydi, bu sene defalarca izledik bu senaryoyu.

Dün özellikle maçın ilk yarısını izlerken aklımdan şu geçti: Belhanda’yla Lemina’yı alıp bir paket olarak hangi 11’e monte etseniz, o takım zor maç kazanır. Sonra Galatasaray’ın bu sezonki maçlarını incelediğimde o enteresan gerçekle karşılaştım: Sarı kırmızılıların bu ikilinin birlikte sahada olduğu maçlarda galibiyeti yok (Kasımpaşa maçında 30’da Lemina çıkıp, Ömer girince gol gelmiş). Şu veriyle tablo daha da kötüleşiyor: Bu ikilinin bu sezon bir arada sahada olduğu 325 dakikada Galatasaray tek bir gol atabilmiş (Adem’in Brugge’a attığı gol). Ligdeki 3 derbiye, Beşiktaş, Trabzon ve Fenerbahçe maçlarına da Belhanda-Lemina ile başlandığını not etmek gerek.

Galatasaray, dün ikinci devrenin başında sağ içte Feghouli, sağ açıkta Jimmy ile yeni bir başlangıcın fitilini ateşledi yine. Zira bu sezon sarı kırmızılılar aslında en iyi görüntülerini Feghouli-Ömer’li maçlarda vermişlerdi. 5 dakika sonra (zorunlu olduğunu tahmin ettiğim) Feghouli/Seri değişikliği geldi ama hücumda kalabalıklaşma arzusu ikinci yarı boyunca sürdü. Çok sayıda pozisyon da verdiler, ama alınan riskin ödülü 1 puan oldu Galatasaray için. Beraberlik golünün yine Lemina-Belhanda çıktıktan sonra gelmesi de enteresan.

KARAMAN’IN CESARETi

Trabzonspor içinse skoru koruyamamalarına rağmen yine artı hanesinin güçlü olduğu bir gün yaşandığını söyleyebiliriz: Takımın en kaliteli 5 futbolcusundan üçü Abdülkadir Ömür, Ekuban ve Abdülkadir Parmak’ın eksik olduğu birçok maçı az hasarla atlattılar. Üstelik dün Ekuban’ın canlı dönüşü de dikkat çekici. Sanki hiç sakatlık geçirmemiş, bıraktığı yerden devam edercesine döndü Ganalı.

Ünal Karaman’ın 65’te Ekuban’ı sokarken Hosseini’yi çıkarması da önemli bir cesaret gösterisi. Bu takım, bu hikayeyi 4-4-2 oynayarak yazmıştı, orta sahaya ön liberoları dizerek değil. Evet, sakatlıklar sebebiyle oyun anlayışından da bir süre feragat edildi. Ama Ekuban ve Sturridge’in dönüşüyle ben Ünal Karaman’ın yine eskisi gibi 5 yetenekliyi bir arada oynattığı 4-4-2’ye dönüş yapacağına inanıyordum. Sanırım yanıltmayacak bizi Ünal Hoca.

Trabzon için günün en önemli eksisi, Yusuf’un yanlış kararları. Yusuf antrenmanlarda bolca Nwakaeme’yi izleyip, doğru karar dersi almalı bence.

Sörloth:15 , Galatasaray:16

Yazının devamı...

Bir orta saha hikayesi

1 Aralık 2019

Göztepe iyi bir savunma takımı. Çok iyi bir kalecileri ve lig ortalamasının üstünde stoperleri var. Ancak bu sezon bir türlü ritim bulamama nedenleri, ön tarafta ideali yakalayamamalarıydı. Bu takım, Beşiktaş karşısına çıktığında en uçta Eren, arkasında Yasin ve Deniz oynuyorlardı. Dünse hepsi yedekti bu isimlerin. Serdar, Napoleoni, Halil ve Jerome’lu daha dinamik bir ön grup yakalamış İlhan Hoca. Fenerbahçe’yse Hasan’ın son dakika sakatlığıyla sadece oyuncuların pozisyonlarını değil, oyun anlayışını da değiştirdi dün. Haftalardır üçlü oynayan orta saha, ikiliye düştü.

Deniz, Kruse’nin birkaç adım gerisinde ikinci santrfor gibi başladı. Ki bu diziliş, sezon başındaki Kruse-Muriç’li düzenin bir replikasıydı aslında. Kruse Muriç’lik, Deniz’se Kruse’lik yapmaya çalıştılar dün. Lâkin bu taktiğin başarılı olduğunu söylemek güç: Üçlü Göztepe orta sahası, sık sık Fenerbahçe’ye üstünlük kurdu merkezde. Napoleoni, SonerCastro’ya çok yakın oynayıp defansif görevlerini yaparken, Deniz Türüç orta sahayı üçlemekte yetersiz kaldı. Gustavo-Emre’nin sezonun belki de en zor 65 dakikasını geçirdiklerini söyleyebiliriz dün. Dakikalar geçtikçe rüzgâr sıkça yön değiştirdiyse de; ne Göztepe’nin, ne de Fenerbahçe’nin net üstünlük kurabildiği, gollü beraberliğin doğal olduğu bir geceydi bence.

TEKRAR KARARI DOĞRU

Maçın şüphesiz en çok konuşulacak detayı, 56’daki penaltı tekrarı... Alpaslan’ın vuruşunda Altay iki ayağıyla çizgiyi terk ediyor. Tekrar kararı doğru. Hakem Bitigen’in bu ihlali yakalayamaması anlaşılabilir ancak VAR’daki Aydınus görevini yaptı. Tabii ki bu penaltı tekrarı, ister istemez akla geçen haftaki benzerini getirdi: Emre’nin vuruşunda da Malatya kalecisi Farnolle, iki ayağıyla net bir biçimde terk etmişti zira çizgiyi. Ama o maçın VAR’ı Mustafa Öğretmenoğlu, orta hakem Mete Kalkavan’ı uyarmayarak büyük bir hata yapmıştı.

MHK'YE SORUYORUM

Şimdi ben buradan MHK yönetimine soruyorum: Geçen hafta VAR’da bariz bir hata yapan ve Malatya-Fenerbahçe maçının neticesini etkileyen Öğretmenoğlu, nasıl oldu da dün Rize-Konya’da monitörde görevlendirildi? Siz atama kriteri olarak başarı/başarısızlığı dikkate almazsanız, liyakat esaslı görevlendirme yapmazsanız, kamuoyundaki eleştirileri de haklı çıkartmış olursunuz Sayın Alp.

Yazının devamı...

Uğur Meleke: 16. dakikada bitti

30 Kasım 2019

Türk futbolunun Avrupa kupalarındaki bu kara sezonunda, Başakşehir’in üstündeki yük bir hayli fazla. Okan Buruk’un da bu yükün farkında olduğunu ve özellikle bu Roma maçına “hayatının en önemli müsabakasıymışçasına” hazırlandığını biliyorum.

Eylül'de Roma’daki yenilgi onu çok üzdü ve futbol oynadığı İtalya’da antrenör olarak da iz bırakmak istiyor. Ancak belki de bu tutku, dün onu 16’da kritik bir değişiklik hatasına yöneltti. Elbette bir maçta iki oyuncunuzun birden sakatlanıp çıkmak zorunda kalması büyük talihsizlik.

Ancak Buruk’un Gulbrandsen çıkarken yaptığı Aziz tercihi, maçın olumsuz anlamda kader anıydı. Zira bir oyuncu değişikliği, bazen bir oyuncu değişikliğinden fazlasıdır. Sol açık Gulbrandsen çıkarken kulübede onun yerine girebilecek 4 adam var: Robinho ve Arda direkt sol açık oynayabilecek isimler. Berkay veya Aleksic’i de orta sahaya monte edip İrfan’ı (hafta sonu olduğu gibi) sola kaydırmak mümkündü.

Ancak o, sol bek Aziz’i, sol açık olarak sokmayı tercih etti. Bu dakikada Başakşehir’in de fişi çekildi zaten. Soldan ne hücum edebildiler, ne savunma yapabildiler ilk yarının son 30 dakikasında. Hatta iki sol bekli sol kanattan golleri yedi Başakşehir! Maçın kalan bir devresi de formalite icabı oynandı zaten.

O TERÖRiST STADA ALINMASIN!

Gecenİn maçın neticesinden daha üzücü detayıysa, bir tribün teröristinin sahaya attığı maddeyle Pellegrini’nin başının yarılmasıydı. Bu yepyeni statta gerekli kamera donanımı vardır.

O tribün teröristi tespit edilip hapis cezası verilmeli. O terörist bir daha statlara girememeli. Cezalar layıkıyla uygulanmazsa, bu güvenlik teknolojilerinin de bir anlamı olmaz zira

TEŞEKKÜRLER BEŞİKTAŞ

Yazının devamı...

Ter yoksa başarı yok

27 Kasım 2019

Ajax gibi, Porto gibi, Salzburg gibi Avrupa’nın arama-tarama ve üretim istasyonlarından biri olmayı hedefleyen bir kulüp. Hemen hemen her sene Avrupa’nın 5 büyük ligine ihracat yapan ve onların yerini 19-20’liklerle dolduran bir organizasyon. Bu Temmuz’da as stoperleri Denswil’i Bologna’ya, ön liberoları Nakamba ve santrforları Wesley’i Aston Villa’ya verdiler. Tam 65 milyon Euro’luk bir ihracat bu. Dünkü ilk 11’lerinde 30 yaş üstü tek oyuncu kaleci Mignolet idi. Takımda 15 maçtan fazla Devler Ligi tecrübesi olan yok. İleri üçlülerinin yaş ortalaması 20...

Devrede oyuna kurtarıcı on numara olarak giren ve kadife ayaklarıyla dikkat çeken çocuk, De Ketelaere 18 yaşındaydı. Böyle bir takımın da doğal olarak bir numaralı özelliği dinamizmi ve iştahı. Maça da geride beklemek ve atletik forvetlerini koşturmak maksadıyla çıkmışlardı zaten. Müsabakanın ilk dakikalarında Brugge teknik direktörü Clement’in, stoper Mechele’ye taktik işaretini gördük: Geride kısa paslarla rakibi üstlerine çekip koşucu forvetlerine uzun vurmalarını işaret ediyordu Clement. Ancak bu taktiğin ömrü sadece 10 dakika sürdü. O dakikada, maçın kader anlarından biri, Adem Büyük’ün golü geldi çünkü.

ÇÖPE GİDEN TAKTİK

BRUGGE’ün son üç günkü taktik çalışmaları o saniyede çöpe gitti muhtemelen. Beklemek yerine topa sahip olmak, hızlı forvetlerini koşturmak yerine set hücumu yapmak zorunda kaldılar. Bu taktik koşullarda 75-80 dakika doğru oynayan bir Galatasaray izledik dün: Topsuz oyunda alanı iyi parselleyen, topu kazandığında da hızlı çıkan bir anlayış. Muslera gole kadar mükemmeldi, birkaç ihtiyaç anında devleşti. Geldiği günden beri en iyi Lemina’yı izledik, sezgileriyle birçok kritik pas arası yaptı. Adem çok çalıştı. Ancak sahanın en iyisi Ömer Bayram oyundan çıktıktan sonra geriye lüzumundan fazla yaslandı Galatasaray. Ömer, sarı kırmızılıların kazandığı hemen her topta çıkış istasyonuydu; Adem’le birlikte önde top tutabilen, faul kazanan ve nefes aldıran iki adamdan biriydi. Hatta birincisiydi bence. Dün Brugge’ün formasında kulüp mottosu ‘no heart, no glory (yürek yoksa başarı yok)’ yazıyordu. 10 yıl önceki sloganları da ‘no sweat, no glory (ter yoksa başarı yok)’ imiş. Galatasaray dün gerçekten terledi, yüzde yüzünü verdi. Ama gruptaki 5 maçın tamamı için aynı şeyi söyleyebilir miyiz, emin değilim doğrusu.

ATALAY VE CELİL

Galatasaray bu yıl UefA’ya 20 oyunculuk bir liste verebildi. Dün bunların 6’sı sakat/cezalı olunca Terim 18’i tamamlamak için altyapıdan 4 oyuncu yukarıya kaydırdı. Üç stoper birden, Işık, Emin ve Gökay bir arada kulübedelerdi dün. Gözler Atalay Babacan’ı, ve Celil’i aradı ama yoklardı. Terim belli ki onları tutmuyor. Ya da A takım için yeterli görmüyor.

Fatih Terim'den maç sonu açıklaması...

Yazının devamı...

Guilherme ve diğerleri

25 Kasım 2019

Bu sezonun en iyi 4-5 takımından ikisiydi dün sahadakiler... Hani bir yabancı şirketin Türk futboluna yatırım yapma planı olsa ve Süper Lig’den bir müsabaka izlemek istese, ona önereceğiniz maçlardan biri bu olur. Doğrusu bu yıl İstanbul derbilerinden daha fazla heyecan veriyor Malatya ve Sivas’ın maçları. Bu iki takım, ligin topa sahip olma istatistiğinde ilk dörtteler. Pas isabetinde de öyle. Oynatmama değil, oynama odaklı iki menajer. Ancak maalesef Türkiye’de tüm bu verilerden daha güçlü bir şey var iplerimizi bırakmayan. Dün de o devreye girdi maalesef: Bu ülkede hemen her darbe alan kurşun yemiş gibi yere yatıyor. Ve yere yatan da kalkmıyor! Dün özellikle ilk yarıda beş dakikalık kesintisiz bir futbol sekansı seyredemedik maalesef. Altay sakatlandı, Chebake sakatlandı, Jahovic, Emre, Hasan sakatlandı. Kimisi büyük, kimisi küçük ama her bir sakatlıkta oyun 2-3 dakika kesintiye uğruyor. Böyle bir maçta hakem olmak gerçekten zor. Futbolcuların bazıları maalesef iyi niyetli değiller ve elinizde de bir ‘niyetölçer’ yok. Ancak Mete Kalkavan gibi üst düzey bir hakemden de şunu beklerdim ben: Pozisyonu görüyorsan, sakatlığa inanmıyorsan devam ettir. Her bir sakatlığa inanırsan bazı adamlar futbolu katledecekler ve buna müsaade etmiş olacaksın. Kalkavan’ın ilk devredeki bir başka mühim hatası da faullere kart çıkarmayıp, itirazlara çıkarması idi. Fauller havada uçuşuyor, sıfır kart. Kalkavan’ın ilk devrede çıkardığı 4 kartın tamamı itiraza. Futbola gelince... Fenerbahçe’den Muriç’i çıkardığınızda ligin en az 7-8 takımıyla zaten kafa kafaya geliyor kuvveti. Dün de klasik bir ‘denk kuvvetler mücadelesi’ izledik Malatya’da. Alper’in boşalttığı alanlara Moses-Tolga değil Ozan-Emre’nin girmesiydi planlanan. Onu da iki-üç kez başarabildi Fenerbahçeliler. Sahada fark yaratan tek oyuncu Guilherme idi bence. 28 yaşındaki Brezilyalı mutlu olduğunda, oynamak istediğinde bu ligde kader değiştirebilecek 2-3 adamdan biri. Her dokunuşu özel. Top ona her geldiğinde bir şey olacağını hissediyorsunuz. Malatyaspor’un yerinde olsam Guilherme’nin bonservisini Benevento’dan hemen alırdım.

Mert ve Altay'ın kazakları

Esasında cumartesi yazısında Mert Günok’un kazak rengine değinmiştim, yerim yetmemiş, atmak zorunda kalmıştım. Mert’in kazağı takımının formasıyla aynıydı adeta. Dün de Altay’ın kazağı (Mert kadar bariz olmasa da) takım arkadaşlarıyla karışabilecek tonda olunca yer ayırmak şart oldu. Hakem ekibinin, bu konuda biraz daha dikkatli olmaları gerekiyor sanki.

Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal, maçın ardından açıklamalarda bulundu...

Yazının devamı...