"Uğur Meleke" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Meleke" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Meleke

Ter yoksa başarı yok

27 Kasım 2019

Ajax gibi, Porto gibi, Salzburg gibi Avrupa’nın arama-tarama ve üretim istasyonlarından biri olmayı hedefleyen bir kulüp. Hemen hemen her sene Avrupa’nın 5 büyük ligine ihracat yapan ve onların yerini 19-20’liklerle dolduran bir organizasyon. Bu Temmuz’da as stoperleri Denswil’i Bologna’ya, ön liberoları Nakamba ve santrforları Wesley’i Aston Villa’ya verdiler. Tam 65 milyon Euro’luk bir ihracat bu. Dünkü ilk 11’lerinde 30 yaş üstü tek oyuncu kaleci Mignolet idi. Takımda 15 maçtan fazla Devler Ligi tecrübesi olan yok. İleri üçlülerinin yaş ortalaması 20...

Devrede oyuna kurtarıcı on numara olarak giren ve kadife ayaklarıyla dikkat çeken çocuk, De Ketelaere 18 yaşındaydı. Böyle bir takımın da doğal olarak bir numaralı özelliği dinamizmi ve iştahı. Maça da geride beklemek ve atletik forvetlerini koşturmak maksadıyla çıkmışlardı zaten. Müsabakanın ilk dakikalarında Brugge teknik direktörü Clement’in, stoper Mechele’ye taktik işaretini gördük: Geride kısa paslarla rakibi üstlerine çekip koşucu forvetlerine uzun vurmalarını işaret ediyordu Clement. Ancak bu taktiğin ömrü sadece 10 dakika sürdü. O dakikada, maçın kader anlarından biri, Adem Büyük’ün golü geldi çünkü.

ÇÖPE GİDEN TAKTİK

BRUGGE’ün son üç günkü taktik çalışmaları o saniyede çöpe gitti muhtemelen. Beklemek yerine topa sahip olmak, hızlı forvetlerini koşturmak yerine set hücumu yapmak zorunda kaldılar. Bu taktik koşullarda 75-80 dakika doğru oynayan bir Galatasaray izledik dün: Topsuz oyunda alanı iyi parselleyen, topu kazandığında da hızlı çıkan bir anlayış. Muslera gole kadar mükemmeldi, birkaç ihtiyaç anında devleşti. Geldiği günden beri en iyi Lemina’yı izledik, sezgileriyle birçok kritik pas arası yaptı. Adem çok çalıştı. Ancak sahanın en iyisi Ömer Bayram oyundan çıktıktan sonra geriye lüzumundan fazla yaslandı Galatasaray. Ömer, sarı kırmızılıların kazandığı hemen her topta çıkış istasyonuydu; Adem’le birlikte önde top tutabilen, faul kazanan ve nefes aldıran iki adamdan biriydi. Hatta birincisiydi bence. Dün Brugge’ün formasında kulüp mottosu ‘no heart, no glory (yürek yoksa başarı yok)’ yazıyordu. 10 yıl önceki sloganları da ‘no sweat, no glory (ter yoksa başarı yok)’ imiş. Galatasaray dün gerçekten terledi, yüzde yüzünü verdi. Ama gruptaki 5 maçın tamamı için aynı şeyi söyleyebilir miyiz, emin değilim doğrusu.

ATALAY VE CELİL

Galatasaray bu yıl UefA’ya 20 oyunculuk bir liste verebildi. Dün bunların 6’sı sakat/cezalı olunca Terim 18’i tamamlamak için altyapıdan 4 oyuncu yukarıya kaydırdı. Üç stoper birden, Işık, Emin ve Gökay bir arada kulübedelerdi dün. Gözler Atalay Babacan’ı, ve Celil’i aradı ama yoklardı. Terim belli ki onları tutmuyor. Ya da A takım için yeterli görmüyor.

Fatih Terim'den maç sonu açıklaması...

Yazının devamı...

Guilherme ve diğerleri

25 Kasım 2019

Bu sezonun en iyi 4-5 takımından ikisiydi dün sahadakiler... Hani bir yabancı şirketin Türk futboluna yatırım yapma planı olsa ve Süper Lig’den bir müsabaka izlemek istese, ona önereceğiniz maçlardan biri bu olur. Doğrusu bu yıl İstanbul derbilerinden daha fazla heyecan veriyor Malatya ve Sivas’ın maçları. Bu iki takım, ligin topa sahip olma istatistiğinde ilk dörtteler. Pas isabetinde de öyle. Oynatmama değil, oynama odaklı iki menajer. Ancak maalesef Türkiye’de tüm bu verilerden daha güçlü bir şey var iplerimizi bırakmayan. Dün de o devreye girdi maalesef: Bu ülkede hemen her darbe alan kurşun yemiş gibi yere yatıyor. Ve yere yatan da kalkmıyor! Dün özellikle ilk yarıda beş dakikalık kesintisiz bir futbol sekansı seyredemedik maalesef. Altay sakatlandı, Chebake sakatlandı, Jahovic, Emre, Hasan sakatlandı. Kimisi büyük, kimisi küçük ama her bir sakatlıkta oyun 2-3 dakika kesintiye uğruyor. Böyle bir maçta hakem olmak gerçekten zor. Futbolcuların bazıları maalesef iyi niyetli değiller ve elinizde de bir ‘niyetölçer’ yok. Ancak Mete Kalkavan gibi üst düzey bir hakemden de şunu beklerdim ben: Pozisyonu görüyorsan, sakatlığa inanmıyorsan devam ettir. Her bir sakatlığa inanırsan bazı adamlar futbolu katledecekler ve buna müsaade etmiş olacaksın. Kalkavan’ın ilk devredeki bir başka mühim hatası da faullere kart çıkarmayıp, itirazlara çıkarması idi. Fauller havada uçuşuyor, sıfır kart. Kalkavan’ın ilk devrede çıkardığı 4 kartın tamamı itiraza. Futbola gelince... Fenerbahçe’den Muriç’i çıkardığınızda ligin en az 7-8 takımıyla zaten kafa kafaya geliyor kuvveti. Dün de klasik bir ‘denk kuvvetler mücadelesi’ izledik Malatya’da. Alper’in boşalttığı alanlara Moses-Tolga değil Ozan-Emre’nin girmesiydi planlanan. Onu da iki-üç kez başarabildi Fenerbahçeliler. Sahada fark yaratan tek oyuncu Guilherme idi bence. 28 yaşındaki Brezilyalı mutlu olduğunda, oynamak istediğinde bu ligde kader değiştirebilecek 2-3 adamdan biri. Her dokunuşu özel. Top ona her geldiğinde bir şey olacağını hissediyorsunuz. Malatyaspor’un yerinde olsam Guilherme’nin bonservisini Benevento’dan hemen alırdım.

Mert ve Altay'ın kazakları

Esasında cumartesi yazısında Mert Günok’un kazak rengine değinmiştim, yerim yetmemiş, atmak zorunda kalmıştım. Mert’in kazağı takımının formasıyla aynıydı adeta. Dün de Altay’ın kazağı (Mert kadar bariz olmasa da) takım arkadaşlarıyla karışabilecek tonda olunca yer ayırmak şart oldu. Hakem ekibinin, bu konuda biraz daha dikkatli olmaları gerekiyor sanki.

Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal, maçın ardından açıklamalarda bulundu...

Yazının devamı...

Nwakaeme'den Yusuf'a ders

24 Kasım 2019

Bundan tam bir yıl önce, 25 Kasım 2018’de başlamıştı aslında hikâye: Trabzonspor, 5 farklı Malatyaspor mağlubiyeti sonrası zor günler geçirmiş; yönetim Ünal Karaman’ın arkasında durmuştu. Çok kritik Fenerbahçe maçı öncesi cesur kararlar alındı, önce Onur-Burak ikilisiyle yollar ayrıldı. 25 Kasım 2018 gecesi Trabzon’da oynanan zorlu Fenerbahçe sınavına da kalede 21 yaşındaki Uğurcan, savunma göbeğinde 20’lik Hüseyin Türkmen’le çıkıldı. O gün Trabzonspor 2-1’lik skorla galip geldi. Ama herhangi bir galibiyet değildi bu. Trabzon’da yeni bir dönemin başlangıcıydı, küçük çaplı bir devrimdi yaşanan. Geride kalan 365 günde Hüseyin ve Uğurcan’ları Abdülkadir Parmaklar, Abdürrahimler, Serkanlar takip etti. Trabzonspor 70’li yıllarda özkaynak üretimiyle isyan etmişti İstanbul hegemonyasına. Bu kadro dönüşümü de, 70’li yıllardaki isyanı anımsatıyordu.

BU STRATEJİ SÜRMELİ

O Fenerbahçe maçının üstünden 365 gün geçti, dün Trabzonspor Ankaragücü’nü farklı mağlup ederek zirve yarışını sürdürdü. Ünal Hoca son yarım saatte Doğan’a, son 20 dakika Fıratcan’a, son 10 dakika da Cafer’e şans verdi. Yani sadece bugünü değil, geleceği kazanma çabasını sürdürüyor Ünal Hoca. Şu anda Abdülkadir Ömür, Ekuban ve Sturridge’in sakatlıktan ne seviyede dönebileceklerini bilmediğimiz için şampiyonluk yarışındaki şanslarını ölçebilmek zor. Ancak Trabzonspor, bu stratejiyi sürekli hale getirirse, içeride-dışarıda sürekli iddialı bir kulüp olacaklarını tahmin etmek güç değil. Dün de Ankara’da 7 kritik eksiğe rağmen, yine hiç fena olmayan bir Trabzonspor vardı sahada: Hosseini ön liberoda görevini yaptı. Erce, Uğurcan’ı aratmadı. Obi Mikel her geçen gün daha etkili. Sörloth zaten hep harika: Birinci golü yoktan var etti, üçüncünün üreticisiydi. Yusuf çok hareketli ve etkiliydi ancak attığı gol sonrası Nwakaeme’nin söylediklerini kulağına küpe etmesi gerek. “Futbol basit bir oyun ancak zor olan onu basit oynamak” diye çok güzel özetlemişti meseleyi Cruyff. Yusuf mantalitesini değiştirmez, kolektif oynamayı beceremez ve yanlış çalım-şut tercihleri yapmaya devam ederse bu Trabzon organizasyonunda işi zor olabilir.

Trabzonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman, galibiyeti bu sözlerle yorumladı...

Yazının devamı...

Satrancı Okan Buruk kazandı

23 Kasım 2019

Ligin şampiyonluk adaylarından ikisinin Telekom Arena’da bu denli az futbol oynamaları can sıkıcı. Maçın büyük bölümünde oynamaktan çok oynatmamanın düşünüldüğü, faul sayısının şut sayısını neredeyse ikiye katladığı, hemen herkesin saklandığı bir müsabaka izledik 90 dakikanın genelinde. İki ekip de hafta içi sezonun en kritik maçlarına çıkıyorlar: Başakşehir Roma’yı yenerse gruptan çıkacak. Galatasaray da Brugge’ü yenerse muhtemelen Avrupa Ligi son 32’sinde iki takımımız olacak. Umarız dün oynamadıkları futbolu hafta içinde oynar iki ekip. Okan Buruk, dünkü maça Mehmet-Mahmut-Azubuike gibi tutucu bir orta üçlüyle başladı ki bu üçlü, bu sezon ilk kez oynadılar bir arada. İlk bir saat boyunca, son 2 ayda alıştığımız Başakşehir futbolundan çok uzaklardı. Çok fazla faul yaptılar, topu genelde rakiplerine bıraktılar
ve sadece Visca’dan bir sihir beklediler. Ancak Okan Buruk’un 60’ta yaptığı Gulbrandsen/Mahmut ve 73’teki Berkay/Azubuike değişiklikleriydi oyunu değiştiren. Önce Irfan orta üçlüye geçti, sonra yanına Berkay eklendi.

YİNE EMRE MOR!

Peki Okan Buruk sahadaki ön libero sayısının üçten bire düşürüp, yetenekli iki sekiz numara Irfan-Berkay’ı merkeze koyup, sol açığa da Gulbrandsen’i eklerken Terim ne yaptı? Artık herkesin ezberlediği Emre Mor değişikliğiyle 3-4-3’e döndü ve orta sahayı bir eksiltti. Maçın kaderini de bu taktiksel değişiklikler, yani teknik adamların hamleleri belirledi zaten. Maça başlayan 11’ler itibariyle Terim’in doğru hanesi daha zengindi. Ama maçı bitiren 11’lere bakıldığında, son yarım saatte kazanan net bir biçimde Okan Buruk’tu. Tabelayı da bu bölüm belirledi kesinlikle.

EMİN BAYRAM VE DİĞERLERİ

Dün kulübede oturan Emin Bayram 2003 doğumlu bir stoper. U19 takımıyla da maçlara çıkıyor, UEFA Gençlik Ligi’nde Real Madrid’i 4-2 yendikleri maçta ilk 11 oynadı. Aslında pozisyonunda daha önce A takım gören 2000’li Gökay Güney, 2001’li Işık Arslan
ve 2002’de Metehan Baltacı da var. Işık, Madrid’de oynayanlardan. Metehan’ın ligde 4 golü var. Ancak Terim, 16 yaşındaki Emin’i onların önünde tercih etti. Vedat Inceefe’leri, Fatih Akyel’leri, Ozan Kabak’ları yakalayan Terim, Emin’de de bir ışık görmüş belli ki.

Yazının devamı...

'VAR'dan 'Kural çıplak' mesajı geldi

21 Kasım 2019

ALMANYA 1. Bundesliga, VAR uygulamasında ideale en yakın lig. İtalya’da VAR’a güveniliyor ama hakemlere güvenilmiyor. Fransa’da her şey korkunç gidiyor, başlangıca göre gerileme olduğu söylenebilir. İngiltere henüz emekleme aşamasında. Premier Lig’de hakemler monitöre gitmiyor, bu sezon sonuna kadar da gidilmeyecek gibi  görünüyor. İspanya’da işler yolunda. Ancak elle oynama ve ofsayt kararlarında sıkıntılar var. Bunlar da aslında VAR’ın değil, kuralın yetersizliğiyle ilgili.

BBC, milli maç arasını fırsat bilerek harika bir derleme yapmış; 5 büyük ligde VAR’ın performansını o ülke futbolunun uzmanlarına sormuş. Ortaya bizim için de kılavuz olabilecek harika sonuçlar çıkmış.

VAR, BiR HUKUK MESELESi

FutboL kural kitabı ya da VAR statüsü, enikonu bir hukuk metni. Ve tüm hukuk metinleri gibi, yaşayarak gelişen bir organizma. Nasıl internet öncesi hukuk kitaplarının ‘sanal taciz’ gibi meseleleri yoktu, VAR çağının başlangıcında da kural metninin (veya statünün) bazı alanlarda eksik olması doğal. Bundesliga uzmanı Chris Williams, 2017’de VAR masasının karar almasının çok uzun sürdüğünü, stattakilerin de ne olduğunu anlamadığı için kargaşa yaşandığını söylüyor: “ocak 2018’de hakem komitesi, monitörlere daha sık gidilmesine karar verdi ancak bu kez de bunu abarttılar. Nihayet bu sezon bir optimum yakalandı. İncelemeler 45’le 90 saniye arası sürüyor. Almanya’da futbolcular da artık VAR’ın varlığından memnun.”

30 SANiYEDE ÇöZEMiYORSAN POZİSYON NET DEĞiLDiR

İspanya'da uygulama 2018-19 sezonuyla start aldı ve ilk yılındaki problem benzer. La Liga uzmanı Andy West, uygulamanın ilk yılında lüzumundan fazla pozisyonun incelendiğini söylüyor: “Her ufak şüphede VAR’a gidiliyordu. Mevzu net olmadığı için inceleme uzun sürüyor ve tribünler homurdanıyordu.”
2019-20 sezonuyla beraber La Liga’da bu sorun çözülmüş görünüyor. Zira resmi açıklama olmasa da şu düsturla hareket ediliyor artık: “İlk anda pozisyonu çözemiyorsan, net ve bariz değildir. Ceza alanında itmeler-çekmeler var ve ilk anda çözülemiyor. Öyleyse devam et.”

<script src="https://embed.dugout.com/v3.1/sporarena.js" data-dugout-video="eyJrZXkiOiJhaGMzQ3JvUSIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9"></script>

Yazının devamı...

Şenol Güneş Üniversitesi Yeni Ders Yılı

18 Kasım 2019

BUNDAN sekiz yıl önce ilk kez ‘Güneş Üniversitesi’ tabirini kullandığımda Şenol Hoca, Burak, Ceyhun, Engin gibi oyuncuları geliştirmekle meşgulmüş. Aradan geçen 8 yılda Güneş Üniversitesi, iki kafile mezun verdi. Yetinmedi, şimdi yeni öğrenciler yetiştiriyor. Güneş Üniversitesi’nin globaldeki benzerlerinden şöyle bir farkı var: Her yaştan, her milletten öğrenciyi kabul ediyor ve geliştiriyor. Şenol Hoca 18’lik bir çocuğu da, 33’lük bir adamı da yeniden kodlayabiliyor; bir simyacı edasıyla parlatabiliyor. Başlangıçta size kömür gibi gözüken o futbolcu, onun elinde kısa sürede elmasa dönüşebiliyor.

Bugün A Milli Takım’ın elinde muazzam bir insan kaynağı var, kabul. Ancak ekibimiz çok genç. İzlanda maçına 25 buçuk, Andorra müsabakasına 23 yaş ortalamalı kadrolarla çıktık. İki maçta ilk 11 şansı bulan 19 oyuncumuzun 15’i, 25 yaş altıydı. Ve normalde, büyük turnuvalarda 25 yaş ortalamalı takımların başarısına alışık değiliz. Avrupa şampiyonaları ve Dünya kupaları tecrübe işidir, olgunluk işidir. Ancak Şenol Hoca’nın elindeki genç kadronun ufak bir avantajı var: İki maçta ilk 11 şansı bulan 19 oyuncunun dokuzu hem Türkiye, hem de Avrupa’nın top 5 ligini görmüş oyuncular.

23’lük Çağlar’ın veya 22’lik Cengiz’in yaşlarının üstündeki olgunluklarını biraz da farklı deneyimler yaşamalarına bağlayabiliriz sanırım. Mevcut oyuncu havuzumuz, Süper Lig’e sıkışmış değil. Ya da bir ara denediğimiz gibi gurbetçi ağırlıklı da değil. Farklı tatlar, farklı deneyimler barındıran güzel bir karma var elimizde.

<script src="https://embed.dugout.com/v3.1/sporarena.js" data-dugout-video="eyJrZXkiOiJoTjBPU1dRRiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9"></script>

GÖZ KAMAŞTIRIYORLAR

Dün de Andorra önünde bu karmaya yeni oyuncular ekledik: Bir gurbetçinin, Hakan’ın kaptanlık bandı takması önemli. Ahmed Kutucu-Orkun Kökçü gibi gençler için güzel bir rol model yaratmaktır bu. Ozan Kabak ve Mert Çetin’in ilk kez milli formayı giymeleri de harika. Forma yarışı yaptıkları kulüplerine artık ‘milli oyuncu apoleti’ ile dönecek oyuncularımız. Ben bu üniversitenin yeni öğrencilerinden çok umutluyum doğrusu. 2016’daki ‘adam gibi adamlar çetesi’nden sonra bunların pırıl pırıllığı göz kamaştırıyor.

Yazının devamı...

Hayatımın en güzel günüymüş

15 Kasım 2019

12 Ekim 1994’te Ali Sami Yen’de 5-0 kazandığımız Türkiye-İzlanda müsabakası, benim stadyumda izlediğim ilk milli maçtı. Bir ortaokul öğrencisiydim, çocukluğum şerefli mağlubiyetler dönemine denk gelmişti ve doğrusu o gün bir tarihe tanık olacağımı bilmiyordum. Belki de Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ndeki deyimiyle, “hayatımın en güzel günüymüş, farkında değildim”. Çocukluğumda iki kez 8-0, bir kez de 6-0 yenilmiştik ama hiç farklı galip geldiğimizi görmemiştim. Farklı galip gelebileceğimizi düşlememiştim bile hatta. Neyse ki bu düşlere sahip birisi varmış. Sonradan Fatih Hoca’nın kendisinden dinledim hayallerini: “Futbolculuğum boyunca savunma yaptım. Her milli maça rakibi ilk 30 dakikada durduralım, yorulduklarında fırsat buluruz umuduyla çıktım. Bu savunmanın hiçbir faydasını görmedik. Ve karar verdim: Bir gün hoca olduğumda ben savunma yaptırmayacağım. Ben o 30 dakikayı beklemeyeceğim.” O gün Ali Sami Yen’de dakikalar 30’u gösterdiğinde tam 3-0 öndeydik. Terim maça beş hücumcuyla çıkmıştı. Euro’96 eleme grubundaki ikinci maçımızdı bu. 13 yeni genç adamla bir devrim yapmıştı Terim. Sahada 19-20’lik çocuklar ter döküyordu. O gün Rüştü’nün ilk milli maçıydı mesela. Maçı 5-0 kazandık. Ve grupta liderlik koltuğuna oturduk.

İKİNCİ DEVRİM EKİBİ

Dün İzlanda’dan istediğini alarak Euro 2020 biletini koparan takımı, ben ikinci devrim ekibi olarak görüyorum doğrusu. Dün ilk 11’imizin sekizi 25 yaş altıydı. Sahadaki en genç sekiz adamın tamamı Türk’tü. 33 yaş ortalamalı bir savunmaya karşı, 22 yaş ortalamalı bir defans dörtlüsüyle oynadık. Ve gerektiği gibi, ihtiyaç duyduğumuz gibi, gol yemeden bitirdik maçı. Dün kornerlerde alan/adam karma savunmamız etkileyiciydi. Taçlarda ön direkte kalabalık olmayı becermemiz de. İkinci 45’te gol de aradık ama olmadı bu kez. İkinci devrim ekibinin önünde yeni hedefler var şimdi: Önce Andorra’yı yenip grup liderliği şansımızı sonuna kadar kovalamak. Bunu başaramazsak da en iyi 2 ikinciden biri olup finallerde ikinci torbaya girmek. Ardından haziranda finallerde yine böyle tertemiz, pırıl pırıl, medeni gençlerle terimizin son damlasına kadar mücadele etmek. Teşekkürler gençler. Kalbimiz her zaman sizinle.

Medeniyet bulaşıcıdır

Ekim 94’teki İzlanda maçından bugüne geçen çeyrek yüzyılda hemen hemen her departmanda gelişti Türk futbolu. Ama tek bir alanda maalesef geriledi: Hemen her milli maçta, her statta, her rakibin ulusal marşının ıslıklanması ilkelliğinden utanıyorum. İzlanda’yı havalimanında sorunsuz karşılamamız ve problemsiz geçirmemizden büyük gurur duydum. Ama bu ıslıktan hicap duyuyorum. Birisi durdursun şu işi artık. Zira medeniyet bulaşıcıdır. İlkellik de öyle.

<script src="https://embed.dugout.com/v3.1/sporarena.js" data-dugout-video="eyJrZXkiOiJoTjBPU1dRRiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9"></script>

Yazının devamı...

Büyük Türk yalanı: Rotasyon

14 Kasım 2019

Ben 30 senedir böyle bir şey görmedim, izleyemediğim 30 yılda da yaşandığını sanmıyorum: Türk futbolu, tarihinde ilk kez Avrupa kupalarında bilinçli olarak alternatif kadrolarla temsil ediliyor. Ve bu ihaneti yapanlar, konunun sadece ülke puanından ibaret olduğunu düşünüyorlar. Hayır, konu sadece ülke puanı değil. Hatta ülke puanı, konunun en önemli parçası bile değil. Çok daha önemli bir şeyi, uluslararası itibarımızı kaybediyoruz sizin bu ilkel tercihlerinizle. Hafta içinde yaşananları biliyorsunuz: Beşiktaş ve Trabzonspor, matematiksel olarak şansları devam ettiği halde Portekiz ve Rusya deplasmanlarına ağırlıklı alternatif kadrolarıyla çıktılar. İki temsilcimiz de ligdeki asıl (!) sınavlarında 8’er oyuncu birden değiştirdiler. Trabzonspor’un Krasnodar deplasmanında ilk 11’de oynayan Muhammet, ligde 21 kişilik kadroda yoktu. İzini sürdüm, U19 takımına dönmüş, orada maça çıkmış. Yani kısacası, peşinen kabul edilmiş iki yenilgi aldık Avrupa’da.

RAKİPLER ROTASYON YAPMIYOR

Avusturya Ligi’nde şampiyonluk yarışı yapan Wolfberger, Sturm Graz maçını kazanan ilk 11’in bire bir aynısıyla Başakşehir önüne çıktı. Sonra da yine aynı 11 adamla lider Salzburg’u ağırladı. Gerhard struber, tek bir oyuncu değiştirmedi ilk 11’inde. Rusya Ligi’nde şampiyonluk yarışı yapan Krasnodar, Rostov maçında oynayan 9 adamla Trabzonspor önüne çıktı. Orada oynayan 8 oyuncu da, Lokomotiv deplasmanındaydı. Portekiz Ligi’nde tekrar Avrupa Ligi potasında olmak isteyen Braga da Beşiktaş 11’inin bire bir aynısıyla pazar gecesi Guimaraes deplasmanına gitti.

PERŞEMBE-PAZAR OYNATAMIYORUZ

Braga A ve Krasnodar, ekonomik olarak Beşiktaş, Trabzonspor, Galatasaray, Fenerbahçe düzeyinde seyreden takımlar. Yani bizim direkt rakiplerimiz. Bu kulüpler, kendi oyuncularını perşembe-pazar oynatırken, biz oynatamıyoruz. Braga’nın, Beşiktaş’ın, Krasnodar’ın ya da Trabzonspor’un futbolcuları, benzer standartta, yakın kalitede adamlar. Onlar yorulmuyorken, bizimkiler niye yoruluyor sahi? Aynı Manuel Fernandes, bugün Beşiktaş forması giyiyor olsa, muhtemelen “Haftada 3 maç oynayamıyor” diyecektik. Ama Krasnodar’da oynuyor! İki ihtimal var öyleyse: Ya sadece Süper Lig oyuncuları kırılgan. Sadece bunlar yoruluyor. Ya da bu antrenörler, bu oyuncuları hazırlayamıyor. Oynatamıyor. Aşırı ihtimamla oyuncuyu tembelleştiriyor. Zaten Abdullah Avcı döneminde haftada 2 maç oynayamayan Başakşehir’in şu anda Avrupa’da lider olmasından da anlaşılıyor problem.

<script src="https://embed.dugout.com/v3.1/sporarena.js" data-dugout-video="eyJrZXkiOiI1Z3JuNUVicCIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9"></script>

SADECE ÜLKE PUANI DEĞİL KULÜP PUANINI DA TÜKETTİNİZ

Evet, ülke puanı açısından kritik bir eşikteyiz. Bu sezonu 11’inci tamamlamak, 2021’de şampiyonumuzun direkt Devler Ligi bileti alamaması anlamına gelebilir. Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi galiplerinin kendi liglerinden bilet almasına bağımlı oluyoruz. Ama mesele bundan da ibaret değil. Beşiktaş, bu yıl Avrupa Ligi kurasına birinci torbadan girdi. Zira Şenol Güneş döneminde kulüp puanı tavan yaptı. Bugünkü zihniyet sürerse, Beşiktaş’ın bir-iki yıl içinde birinci torbada kalamaması sürpriz olmaz.

Yazının devamı...