Dulun çilesi

Kadına saygısı olmayan toplumlarda dulun hayatı çiledir. Tarihte bu çileyi öngörmüş kadınların ölümü tercih ettiği bilinir!

Haberin Devamı

Dulun çilesi

Ganj kıyısındaki Varanasi'de halen ölüler yakılmakta ama artık kadınlar, kocalarıyla birlikte yakılmıyorlar. Foto Srivatsan Balaji - Unsplash

“Dulun Çilesi” başlığını okuyan kaç kişinin aklına erkek dul geldi? Pek az olduğunu sanıyorum. Dul deyince genellikle aklımıza kadınların gelmesi, bu toplumda ve neredeyse tüm Yakındoğu’da kocasını kaybetmiş veya boşanmış kadınların çektiği çilenin en net kanıtıdır.
Şu söyleyeceklerim sadece erkekler için ama kadınlar da kendilerini erkek yerine koyup okuyabilirler: Bayım, diyelim eşiniz (Allah korusun) hayatını kaybetti ve dul kaldınız. Töre de öyle ki sizi, ölen karınızın yaşlı anasıyla, o ölmüşse teyzesiyle veya daha reşit bile olmamış küçük kız kardeşi ile evlendiriyorlar. Mecbursunuz, bunu reddedemezsiniz. Reddedecek olursanız sizi öldürürler! Adına da töre derler! Nasıl hissederdiniz bayım? Hiç hoş hissetmeyeceğinize eminim. Ama bu korkunçluğu kadınlara binlerce yıldır yaptıklarını yani yaptığımızı biliyorsunuz değil mi? (Erkeklere hitap eden kısım bitti.)

Haberin Devamı

SATILMIŞ BEY BAKAR MISINIZ?

Çocukluğum Adana’da geçti. Hem orada hem de Güney ve Güneydoğu Anadolu’da eskiden sıkça rastlanan, şimdilerde azaldığını sandığım bir erkek ismi vardır, bilenler bilir: Satılmış. Kulağa ilk başta itici gelir çünkü derin anlamını bilmeyiz ama artık bilinmesi de zor, kullanılmayan hatta Türkçede olmayan sözcükten türemiş. Satılmış burada elbette “Parası karşılığında verilmiş mal” gibi bir şey değil; haşa, insan ismi zaten, olur mu öyle şey? İyi de, yaygın denebilecek bir ismin mantıklı bir anlamı olmasa, hele bir de bugünkü kulaklara biraz değişik geliyorsa, insan çocuğuna ne diye “Satılmış” diye isim koyar? 70’lerdeki çocuk kulağıma garip gelirdi “Satılmış Bey, bakar mısınız lütfen?” gibi cümleler. Genellikle erkeklere konur bu isim, kızlar için “Satı” formu tercih edilir.

FEODAL DERLERSE DE...

Dulun çilesi

Haberin Devamı

Kapaneus ölünce Evadne de kendisini ateşlere atar. Sanatçı Pietro Liberi (1605 - 1687). Bavyera Eyalet Koleksiyonu.

Diyeceksiniz ki, “Bunun dul olmakla ne ilgisi var?” Aşk olsun! İlgisi olmasa yazar mıyım? Bu arada, “Satılmış” hakkında internette bilgi ararsanız, karşınıza Şamanizm’e zorla bağlanan birtakım tuhaf şeyler çıkar, rağbet etmemenizi öneririm. Zira sözcüğün kavramsal ataları uzaklara, Hindistan’a kadar götürecek bizi. Fakat biz dullara, daha iyi bildiğimiz bir yerden bakalım isterseniz.
Bugün hâlâ belirli bölgelerde uygulanmakta olduğunu sandığım bir adet/töre/gelenek vardır. Aileye getirilen gelinin kocası bir nedenden ölürse, zavallı kadın, ölen eşinin kardeşiyle, yoksa amcaoğluyla evlendirilir. Kimi araştırmacılar, bu geleneğin feodal kökleri olduğunu, bir anlamda hanedan üyelerinin “dışarıya” çıkmaması için alınmış bir tedbir olduğunu söylerler ama şahsen tarihteki uygulamalara bakmayı yeğliyorum.

Haberin Devamı

LEVİRAT DENEN TUHAFLIK

Bakınız, bizim güzeller güzeli vatanımızın en eski halklarından olan Hititlerin bir uzantısı niteliğindeki Hurriler, MÖ 3. binyıldan itibaren yaklaşık 2000 yıl Güneydoğu Anadolu ve onun da güneyini, Diyarbakır’dan başlayıp yani Kuzey Irak ve Suriye’yi kapsayan alanı mesken tutmuş bir kavimdir. Mitanni devletini de kurmuşlardır, Hurri dili konuşurlar. Onlardan kalan belgelerden biliyoruz ki, “dul kadının ölmüş kocasının erkek kardeşi ile evlendirilmesi” geleneği o gün de var! (A. Kuhrt, Eskiçağ’da Yakındoğu, YKY, I/391) Bunlar öyle hanedan falan değil, sıradan aileler için geçerli kurallar.
Eh, biraz daha eskiye gidince Hitit metinlerinde de görüyoruz aynı şeyi! Kadınların mal yönetip, ticarete katılıp, kocalarından rahatlıkla hesap sorabildiği Hitit uygarlığında, ölen adamın karısının, kayınbiraderi veya kayınpederi ile ve hatta ölen eşinin amcası ile evlendirilmesi söz konusu. “Karısı”yla birlikte, ölen kocanın “diğer mallarının” da aile içinde kalmasını amaçlayan bu uygulamaya “Levirat” denirmiş. Öğrendim ki bugün de öyle deniyormuş! Buyurun 5 bin yıllık bir kelime daha. Kadın malmış gibi oldu burada ama ne yazık ki durum bu. Baba kızını “tazminat” olarak bile verebiliyor Hitit Hukukunda! (Hititler/Bir Anadolu İmparatorluğu, YKY 2013, Prof. Dr. Belkıs Dinçol makalesi, s525,527) Ayrıca bütün bu Hitit ve Hurri metinlerinden, başlık parasının da o dönemde var olduğunu öğreniyoruz. Bilmiyorum ki, acaba coğrafya gerçekten kader midir?

Haberin Devamı

AH GÜZEL YÜREKLİ KADIN!

Dulun çilesi

Şiva, fedakâr ve dürüst eşi Sati için yas tutuyor.

Dönelim “satı”ya. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne bakarsanız, “satı” için karşınıza iki karşılık çıkar. İlki, normal olarak satış işlemi ile ilgilidir; ikincisi ise tuhaftır: “Adanmış.” Adanmak mı? Nasıl yani? Tabii ki anlatacağım.
Efendim, Hinduizmi duymuşsunuzdur, çok eski bir inanç sistemidir. MÖ 2000’lerde var olan İndus Vadisi uygarlığı ile başladığı bilinir. Yani bugün Hinduizmi eleştiren, onu hakir gören dinlerin hiçbiri yoktu o varken. Bir sürü tanrısı, tanrıçası vardır Hinduların. Tanrıçalardan birinin adı “Sati”dir. Sati, Şiva ile evlendirilir ama babası Dakşa, onun önünde kocasıyla alay eder. Şiva, daha önceden Sati’ye “Baban ne yaparsa yapsın, duymazdan gel” deyip ondan bu konuda söz alır. Fakat Dakşa’nın alayları o derece varır ki, Sati daha fazla dayanamayıp babasına karşı çıkar; sonra da kocasına verdiği sözü tutamadığı için kendisini ateşe atar. Vişnu da karısı Sati’nin böyle ölmesine çok üzülür ve tanrısal birşeyler yaptıktan sonra onun yeniden dünyaya gelmesini sağlar. (Bazen de sağlamaz, Vişnu kendisi Sati gibi görünür.)

Haberin Devamı

İSPATLADIM AMA ÖLDÜM!

Bu erdemli, kocasına “kendisini adamış” kadın figürü olan Sati, Hindistan’daki kahrolası bir geleneğin de fikir babasıdır...derler. Derler de, doğru mu derler, yoksa yine “erkek egemen” bir dünyanın, erkek mabadından uydurulmuş kurallar silsilesinin sonradan tanrısal kılıf uydurulmuş bir başka tüyler ürpertici maddesi midir acaba? (Öyle olduğundan benim kuşkum yok.)
Hindistan’ın bu eski ve tüyler ürperten geleneği, artık eskisi gibi uygulanmıyor çünkü yasak. Mahatma Gandhi de kaldırmaya çalışmıştı, ülkeyi uzun zaman idaresi altında tutan İngilizler de. Geleneğin adı: Sati! Nasıl bir şey peki?
Bilirsiniz Hindu geleneği, öleni gömmez, yakar. Adam ölünce, haliyle bu geleneğe göre cesedi yakılır. Sati geleneği de der ki, “Kadın da kocasıyla birlikte diri diri yakılacak. Erdemini ve kocasına ‘adanmışlığını’ kanıtlayacak.” Kadınları eskiden kocasının yakıldığı ateşe zorla atarlarmış. Zamanla gelenek biraz yumuşamış ve kadınların isteğine bırakılmış. Tabii birileri atmış kendini ateşe ve adanmışlığını ispat etmiş. Tabii öyle bir tutum ki bu, kendini ispatladıktan sonra kimse seni tebrik edemiyor, ölmüş oluyorsun!

HA SATI HA SAÇI

Bu korkunç geleneğin ardından “Sati” veya “Satı”, “ermiş, azize/aziz” anlamına da gelmeye başlamış, “adanmışlık” anlamına da. Şimdi açıp bakın sözlüklere “Satı’dan türeyen Satılmış” ne demek diye. Karşınıza çoğunlukla “Ermişlere adanmış” diye bir anlam çıkar. Fakat İslâm geleneğinde o “Allah’a adanmış” anlamına gelir.
Bir adanma olduğu kesin, çünkü Türk kültüründe de (işte burada Şamanizm geçer) Şamanizm’den gelen bir “saçı” adeti vardır. Saçı, daha önce üzerinde sohbet etmiştik, Türklerde ve Şamanizm’de, “kansız kurban”dır. Toprağa, toprağın, ağaçların vs. ruhlarına “adanan” hububat, yağ, süt, kımız, alkol vs . saçılır! Diyebilirsiniz ki “satı” ile “saçı” aynı şey mi? Uygulamada aynı olmayabilir ama ikisi de “adanmışlığı” temsil ettiğine göre siz diyebilir misiniz ki aynı değiller?

SAYGISIZLIĞIN EN NET HALİ

Hemen dönelim dul kadına. Genel olarak Yakındoğu’da, özel olarak ülkemizde ve dahi kadına saygıda kusur eden tüm diğer toplumlarda, dul kalan kadın, hayatı korku içinde geçen kadındır. Eğri oturalım, doğru konuşalım. “Dul” sözcüğünü duyunca erkekler bir çeşit hipnoza girerler! Sanki gizli bir şifredir “dul”. Erkekleri en gizlenmiş halleriyle kendine çeker, etkiler, sinsileştirir. Tüm namus bekçileri, bir anda ciğercinin kedisi gibi dolanmaya başlar “dul”un etrafında. Erdemli zannedilen tüm adamlar bir anda erdemsizliğin dibine vururlar. Kadını lekelemek için elden gelen çaba gösterilir, herkes ayrı bir laf uydurur, kimileri de kadınla birlikte bir anıları varmış gibi yapar vs. Detaylandırmayalım, malum olanı anlatıyorum ve hepiniz biliyorsunuz ne anlattığımı. Korkunçtur velhasıl dul kadının hayatı.
Hindistan’daki eski uygulama, çok sonradan Helen mitolojisine de girmiş biliyor musunuz? Kapaneus adında iri vücutlu, korkusuz, mert bir savaşçı ölmüş savaşta, naaşı da yakılırken, onsuzluğa dayanamayacağına kanaat getiren eşi Evadne de atmış kendisini ateşe!
Acaba, Hindistan’dakiler de, Yunan mitolojsindekiler de, kocaları öldükten sonra başlarına gelecekleri, çekecekleri çileyi öngörerek mi attılar kendilerini ateşe dersiniz? Bana hiç mantıksız gelmiyor doğrusu. Çekilecek dert değil dul kadınlarınki.

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

TEDBİRİ ELDEN BIRAKMAMALI
Rüzgârın bir lodostan, bir poyrazdan esecek olması, hafta sonunda hava sıcaklıklarının da, yağışların da kafasını karıştırıyor anlaşılan. Sıcaklıklarda önemli bir değişiklik yok, yağış, yükseklere kar, aşağılara hafif yağmur yeklinde kendisini gösterirse şaşırmayacağız. Siz siz olun, günlük hareketinizden olmayın ama karda buzda da tedbiri elden bırakmayın lütfen. Sağlıkla kalın.

Yazarın Tüm Yazıları