"Tayfun Timoçin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tayfun Timoçin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tayfun Timoçin

Avcıdan uykuya: Yat

Gezi ve spor amaçlı teknelere neden yat deniyor? Yatıp uyumakla bir ilgisi var mı gerçekten?

Avcıdan uykuya: Yat

Yatlar limanda sessizce yatıyor. Foto Matt Thornhill.

 Geçenlerde liman çevresinde dolaşırken şöyle bir şey duydum:
- Çocuk: Baba, neden bu teknelere yat deniyor?
- Baba: İçinde yatacak yeri olana yat denir. Yatacak yeri olmayanlara kayık falan deniyor.
Bilgi çağında olduğumuz söyleniyor ya, bu tanım herkesin her şeyi biliyormuş gibi yapmasından kaynaklıyor olsa gerek! O sayın babanın bu “bilgi”ye nereden ulaştığını hiç bilmiyorum ama dönüp çocuğunun yanında babasının yanlış bildiğini, doğrusunun başka bir şey olduğunu anlatmaya yüreğim el vermedi. Bir süre kararsız kaldım gerçi, ama sonunda çocuğun gözündeki bilen baba imajını fena sarsacağımı düşünerek sessiz kalmayı seçtim. Umarım çocuk bir gün doğrusunu öğrenir.

GOTLARA DOĞRU

Yat sözcüğü, köken itibarıyla ortaçağ başlarında kuzeyden güneye inerek Roma imparatorluğunun çöküşüne neden olan Got kavimlerine kadar gider. Bu kavimlerin konuştuğu dillere Germanik diller denir ve evet tahmin ettiğiniz gibi Almanca (German) da bu dilden, kuşkusuz Latince, Yunanca ve Hint-Avrupa ailesinin tüm fertleri ile kaynaşarak ortaya çıkmıştır. Hollanda’da konuşulan Felemenkçe de bu dil grubundandır. Her iki dili de bilmeyen biri, karşısında Felemenkçe ve Almanca aynı anda konuşulduğunda aradaki farkı anlamakta çok zorlanır ve sanki aynı dil konuşuluyormuş gibi algılayabilir. O kadar yakındırlar yani.

AMAN AVCI VURMA BENİ

Bu kısa ve lüzumlu girişten sonra biraz daha deşelim. Eski Yüksek Almanca’da “jagäri” diye bir kök var. “Yageri” diye okunur, hoş Germanik dillerde bütün “j” harflerinin karşılığı bizim “y” sesidir. “Avlanmak” anlamına gelir bu sözcük. Bunun daha da eski Almanca’daki “jagön” kökünden, onun da Got dilindeki “jagöjan”dan geldiği ileri sürülür. Bunların hepsi “avlanmak” anlamındadır. Bugün günümüz İngilizcesinde “jaeger” diye bir sözcük var ve “başka kuşları takip ederek onlardan yiyecek çalan bir deniz kuşu türü”nün ismidir. Aynı zamanda “avcı” da demektir.

AVCIDAN TEKNEYE

İmdi... Bu kökten Hollandalılar, avcı tekne, takip teknesi anlamına gelen “jaghtschip”i türetmişler ama dillerine uzun gelmiş olacak ki zamanla sözcük kısalıp “jaghte” olmuş. Bu sözcük, “j”lerin “y” okunmasından dolayı diğer dillere, mesela İngilizce ve Fransızcaya “yaught” olarak geçmiş. Malum bütün dillerde sözcükler zamanla değişikliklere hatta dönüşümlere uğrar. İşte bu yaught lafı da sonradan, bugün de kullanılan yacht sözcüğüne dönüşmüş. Bunun da bizim dilimizdeki hali, elbette yat.

Avcıdan uykuya: Yat

Fransa Kraliçesi Mary’nin Amsterdam’da karşılanışı. Yıl 1638. Her yer yat.

KRALİÇE KARŞILAYAN YATLAR

Peki, bugün gezmek ve spor yapmak için kullanılan özel teknelere ne diye Kuzey Avrupa’nın avcı-takip teknelerinin adı verilmiş? Ona da bakalım:
Her şeyden önce Hollandalılar, bu tekneleri kullanarak kendi aralarında, rekabet nitelikli yarışlar düzenlemişler. Hani, “kim daha önce karşı limana varacak görelim çünkü iddia ediyorum, benim teknem seninkinden daha hızlı” gibisinden rekabetler bunlar. Tekneler küçük, kullanımı büyük yelkenli gemilere oranla çok daha kolay olduğu için rağbet de görüyormuş. 1600 yılına gelindiğinde Hollanda’da bu tekneler çoktan jaghte adıyla anılmakta ve ciddi işlerin dışında, zevk için de kullanılmakta imişler. Örneğin, fotoğrafta da göreceğiniz gibi 1638 yılında Fransa Kraliçesi Mary Hollanda’ya gittiğinde Amsterdam’da yatların coşkusuyla karşılanmış.

Avcıdan uykuya: Yat

Kimi ülkelerde yatlar, ulusal kimliğin bir simgesidir ve festivallerin baş aktörleridir.

ÇOCUK GİBİ SEVİNEN KRAL

İngiltere tahtının Hollanda’da sürgünde bulunan veliahtı Prens Charles (Charles II) 1660’ta tahta çıkmak üzere İngiltere’ye çağırıldığında henüz 30 yaşındaymış. Hollanda’da gördüğü ve çok beğendiği bu teknelerden İngiltere’de de olsun istemiş. Bir de Charles’ı İngiltere’ye bir yat filosu yolcu edince, taze kral bir yat sahibi olmak için yanıp tutuşmuş. Hollandalılar da sürgünde ağırladıkları Charles’a bir güzellik yapıp birkaç ay içinde teknesini hazırlamış ve Londra’ya göndermişler. 15 Ağustos 1660 tarihli bir günlükte, Kral’ın sabahın köründe kalkıp limana indiği ve yeni oyuncağının içine girip saatlerce keyfini çıkardığı yazar. Ama günlükte “yat” ismi geçmez. Onun yerine günlük yazarı (Pepys) “zevk teknesi” lafını kullanır. Zaten halen de bu tip teknelerin İngilizcesi zevk teknesi (pleasure boat) olarak kullanılmaktadır. İngiltere’nin “restorasyon dönemi kralı” olarak tanınan Charles II, elbette bu teknenin, hem de adıyla (yacht) birlikte ülkesinde yayılmasını ve sevilmesini sağlamış. Kuşkusuz uluslararası ilişkiler, ticaret ve hayatın -bizim coğrafyada pek benimsenmese de- vazgeçilmezi olan eğlence, bu tip teknelerin ismiyle birlikte yayılmasını sağlamış.

Avcıdan uykuya: Yat

Falmouth’ta klasik yatların yarışı. Maksat eğlenmek tabii.

YA TÜRKÇEDEKİ DURUM?

Peki bizim dilimizde nasıl geçer yat? Elbette yazının başından bu yana anlattığımız gibi değil. Evet bugün yat deyince kişisel kullanım için üretilmiş, özel mülkiyete haiz, düzenli sefer etmeyen zevk teknelerini anlıyoruz ama bu hali dışında kelime Türkçe’de farklı anlamlara sahip. (Boyuyla posuyla hiç ilgisi yoktur. Yat küçük de olur, büyük de. Özel kullanım amaçlı ise yattır. Ötesi yok.)
Bakınız 1560 yılında meydana gelen Cerbe Savaşı’nı bize bütün detaylarıyla anlatan ve sadece bir tersane kâtibi olduğu bilinen, Zekeriya isimli yazarın kaleme aldığı “Ferah” adlı kitapta ne var:
“Ama bundan önce, din gazilerinin başlarının başbuğu ve Müslüman askerlerinin buyurucusu, demek istiyorum ki, kadri-yüce, üst köşenin büyüğü paşa hazretleri ne zaman ki düşman donanması gemileri alınıp da toplulukları dağıtıldı, o zaman kendilerinin yakın adamlarından Nasuh Ağa adında bir hizmetli kullarını, hemen yalnız kendisinin bindiği gemiyi yat ve yarağla donatmış, vaktine hazır içini, dışını yarar yiğitler ve güç işler gören şehbazlarla doldurmuş, sonunda sevinç veren fütûhat için, cihanın sığınağı olan padişahın eşiğine göndermişlerdi.” (Ferah, Cerbe Savaşı, Zekeriyazade, Tercüman 1001 Temel eser, 1980, s.83)
Burada geçen yat ve yarağ, silah, mühimmat, ok; mermi vs. anlamına geliyor. Gemilerin yat ve silahla hazır edilmesi, ki eserin içinde bolca geçer bu tabir, savaşa hazır hale getirilmesi, gerekli silah ve mühimmatın yüklenmesi demek. Muhtemelen, kavisli kılıç anlamına gelen “yatağan” sözcüğü de bunlarla kökteş. Anadolu öncesi Türkçede “yatan” sözcüğü de “ok atmaya yarayanahşap yay” demek. (Kâşgarlı Mahmûd)

Avcıdan uykuya: Yat

Klasik bir Hollanda ‘jaghtschip’in günümüz replikası.

BÜYÜ TAŞI OLABİLİR Mİ?

Fakat size ilginç bir şey daha göstereyim. Yine Kâşgarlı Mahmûd’un Divânü Lugâti’t Türk’ünde “yat” sözcüğü, “yağmur, rüzgâr ya da benzeri şeyler getirmeye yarayan bazı özel taşlar kullanılarak icra edilen bir tür kamlık” olarak tanımlanıyor. Ve şöyle ekliyor Mahmûd: “Bu, Türkler arasında yaygın olan bir şeydir.” Kamlık, şamanların yaptığı törensel ve yabancı gelse de büyü içeren ayinlerin adı.
Yani, ilgisi var mı bilmiyorum ama, “rüzgâr”a ihtiyaç duyan bir gemiye, onu getirme gücü olduğuna inanılan özel taşlar yüklenmesi düşünülemez mi? Bu konuda hiçbir ipucu bulamadım ama bana pek mantıklı geldi doğrusu. Belki daha sonra, yani barut öncesi, düşman gemilerine silah olarak da sapanla ve benzeri aygıtlarla taş atma eylemi de adını buradan almış olamaz mı? Bilemiyorum ama ilginç bir bağlantı.

Avcıdan uykuya: Yat

Cerbe Deniz Savaşı

YATIP UYUMAK

Peki bizim “yatak” nereden geliyor? Yine Kâşgarlı’ya başvuralım: Hem yatıg, hem de yatıq sözcükleri “uyku” demek. Ama aynı zamanda uyunan yer de bu sözcükle anlatılıyor. Daha pek çok detayı var bu kökün ama burada gereği yok. Özetle demem o ki, binlerce yıldır Türk dilinde yatıp uyumak için bu yat kökeni kullanılıyor.
Sonuç olarak, en başta kavram, terim ve tanımları birbirine karıştıran babanın harmanladığı lafların dünü bugünü böyle. Yani, her yat yatak değil, her yatak yat değil vesselam.

HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

HER ŞEY OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ

- GÜZEL bir hafta sonu bizi bekliyor gibi. Okullar açılmadan keyifli olabilir. Poyraz canlı, yelken açmak isteyen tüm “yat”lar için muhteşem bir yelken havası var. Pazar günü çok küçük bir ihtimalle üzerimizden yağmur bulutları geçecek gibi ama aşırı bir yağış beklentisi yok. Daha ziyade günlük güneşlik bir hava gibi görünüyor. Sıcaklıklar günün en yükseği anlamında 27-30 derece arasında. Keyifli bir hafta sonu olsun. Tüm öğrencilerimize başarılar ve cep telefonlarından olabildiğince uzak durulan bir eğitim yılı dilerim.

X