"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Şatafat

ALMANYA Başbakanı Merkel’in ağırlandığı şatafatlı koltukları gördüğümde Sultan Abdülaziz ve Abdülhamid’in fotoğraflarına baktım, böyle “şatafatlı” koltuklar yok.

Dikkat ettiniz mi, “ihtişam” değil, “şatafat” diyorum. Evet, bu koltuklar ve Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı için doğru niteleme “şatafat”tır. 

 Şatafat

İhtişam ve muhteşem kelimeleri “haşmet” kökünden gelir, derin saygı uyandıran büyüklük, yücelik anlamındadır; “Yıldızlı semalardaki haşmet ne güzel şey.”
Prof. İsmail Parlatır Osmanlı Türkçesi Sözlüğü’nde şatafat için “gösteriş, tantana” karşılığını veriyor.
Koltukları restore eden Yüksek Mimar Ahmet Serbestoğlu “Koltukları ben de şatafatlı buldum” diyor.


ORYANTALİST STİL


Bu koltuklar Abdülaziz zamanında Fransa’dan getirtilmiş. Besbelli ki, Fransızlar tasavvur ettikleri “Şark Sarayı” için böyle “oryantalist” stilde koltuklar yapmışlar.
“Oryantalizm”, Batılının kafasındaki Doğu imajıdır.
Dolmabahçe dahil Osmanlı saraylarında böyle taht benzeri şatafatlı koltuklar yoktur. Bunları Osmanlı da sevmemiş olmalı ki kullanmamış, yıllar sonra depoda harap vaziyette bulunmuş, restore edilmiş.
Sanat tarihçisi Nurhan Atasoy şöyle diyor:
“Koltuk Batılılaşmayla evimize, sarayımıza girdi. Osmanlı saray koltukları Pera’da (Beyoğlu) yapılır veya Avrupa’ya sipariş verilirdi. Bu koltukları Fransızlar Osmanlı zevkini kendileri nasıl tasavvur ediyorsa ona göre yapmışlar, bu bakımdan elbette oryantalisttir. Biraz taht gibi tasavvur etmişler bir de üstüne hilal koymuşlar.”
Nurhan Hoca, altın varakların yeni olduğu için çok parlak olduğunu, tarihi dekor içinde çok dikkat çektiğini, kendisinin de güzel bulmadığını söyledi.
Demek ki bu koltuklar “Osmanlı” değildir, “modern” de değildir, “oryantalist”tir.


BATILILAŞMA SORUNU


Bizim kültür tarihimizde gelenek, modernleşme, Batılılaşma ve Şerif Mardin Hocamızın deyişiyle “aşırı Batılılaşma” kavramları iç içedir, karmakarışıktır.
İlginç bir şekilde “aşırı Batılılaşma” ile “oryantalist” zevkler iç içedir. Edebiyatımızdaki “Araba Sevdası” ve Batı-Doğu kırması “Konak” hayatı bunun örnekleridir.
Tanzimat, elbette bizleri 20. yüzyılda bağımsız devlete ulaştıran en önemli faktörlerden biridir. Tarihçi Yılmaz Öztuna’nın dediği gibi, Tanzimat olmasaydı “muhtemel olarak Türk İmparatorluğu 19. asrın sonlarında dağılıp giderdi.” (Türkiye Tarihi cilt 7, s. 23)
Fakat madalyonun bir de öbür yüzü var:
“Japonya’nın aksine Ortadoğu’da yüksek ve orta sınıflar Avrupa’nın üretim metotlarını öğrenmekte başarısız olurken, Avrupa’nın giyim kuşam biçimlerine, Avrupa tarzı konaklar yapmaya kendilerini kaptırdılar.” (Charles Issawi, An Economic History of Middle East and North Africa, s. 156)


BEŞTEPE SARAYI


Tarihte sultanların ve kralların yaptırdığı anıtsal binalar ve bütün sanat eserleri insanlığın büyük kültür mirası arasında yer alır.
Fakat çağımızda büyük yapılar iktisadi işlevleri ve şehircilik değerleri düşünülerek yapılıyor. Kültür sarayları gibi anıtsal yapılar ise kamusal amaçlarla inşa ediliyor.
Türkiye’nin Beştepe sarayına ihtiyacı yoktu. Yerli ve yabancı hiç kimse Çankaya Köşkü’nü yetersiz görmemişti. Saray ise bin odalı şatafatıyla dünya basınında yer aldı.
Osmanlı eserlerinin restorasyonu elbette alkışlanacak bir kültür faaliyetidir. Fakat Merkel, pasparlak altın varakları ve tahtımsı şatafatıyla dikkatleri çeken o koltuklarda değil de Yıldız ve hatta Dolmabahçe Sarayı’nın “ihtişamlı” kabul salonlarından birinde ağırlansaydı bence daha iyi olurdu.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI