İyi, güzel ve doğrunun komik bulunduğu çağdayız!

 Bugünlerde 50’inci sanat yılını kutlayan Tamer Levent, tiyatro oyunculuğundan yöneticiliğe, eğitmenlikten yönetmenliğe kadar uzun yıllardır mesleğini ‘SanataEvet’ bakış açısıyla sürdüren duayen bir isim. Levent, her fırsatta ‘etik, estetik ve adalet’ değerlerinin altını çizerek, sanatların en yücesinin yaşama sanatı olduğunu anlatırken, ‘Artık iyi, güzel ve doğrudan söz eden bir insanın komik bulunduğu bir çağdayız. Ama geçecek diye düşünüyorum. Sanat, ahlaklı ve adaletli olmak konularında tüm dünyaya mutlaka yol gösterici olmalıdır’ diyor.

Haberin Devamı

İyi, güzel ve doğrunun komik bulunduğu çağdayız
Son dönemlerde yer aldığı dizilerdeki farklı karakterlerle dikkat çekerek, geniş bir izleyici kitlesi tarafından sevilmeyi başaran Tamer Levent ile 9 yıl aradan sonra yeniden bir araya geldik. Sanat kavramı ve oyunculuk üzerine dolu dolu bir söyleşi gerçekleştirdiğimiz usta oyuncu, ‘Tamamen boş beyinle oyunculuk yapmak kolay bir iş değildir,’ diyerek başarılı bir oyuncunun sahip olması gereken özelliklere de değindi.

Tüm yaşamınız boyunca görüyoruz ki ‘sanat’ın gerçek anlamının anlaşılması için başlı başına çabanız olmuş hep. Bir gün herkesin ‘SanataEvet’ dediği bütüncül bir düşünce yapısına sahip bir dünya hayali kuruyorsunuz hala. Nedir inandığınız bu vizyonun bizi götüreceği yol?
Sanat insanın pusulasıdır, yol gösterir. Doğruları seçmesinde, problemlerinde, yaratıcılıkta, kendini geliştirmekte, yaşamı güzelleştirmekte, ahlaklı olmak ve adaletli olmak konularında sanat yol göstericidir. Ancak biz sanat kavramını anlamadık. Resim, müzik, tiyatro, heykel, mimarlığın kod adı zannediyoruz. Öyle değil tabii, sanat başlı başına bir kavram ve düşünme biçimidir. ‘SanataEvet’ ise insanın farkındalığını arttırmak, kendi kendini yönetebileceği iddiasını geliştirmek üzere, tüm dünya üzerinde din, dil, ırk farkı gözetmeksizin, ayrıştırıcı değil, bütünleştirici olan, insanın başarı ve mutluluğunu hedefleyen özenli ortak vizyonun adı olmalıdır. ‘SanataEvet’deki teraziyi yaşamın her anına uygulayan toplumun çok daha huzurlu yaşayacağına inanıyorum.

Haberin Devamı

Dünyada insanların bir arada yaşama sanatını gerçekleştirmesi nasıl mümkün olabilir?
Sanat insanın var olduğu günden yani mağara devrinden bugüne geçirdiği evrimin gerçekleşmesini sağlayan insan beyninin özelliğidir. Evrensel bir tanımdır bu.
Antik Çağ’dan bu yana insanlar birtakım kötü, çirkin ve yanlış şeyler yaşıyorlarsa bunu nasıl iyi, güzel ve doğruya çevirebiliriz diye düşündüler. Kendini bu anlamda kontrol eden ve yöneten insanlar varken, yapabilenlerin meziyetlerinin nasıl geliştiğini öğrenip, yapamayanlara da bunu göstermek ve eğitmek mümkün mü değil mi? Tabii ki mümkün. Sonuçta dünyada insanlar bir arada yaşama sanatını gerçekleştirmek için eğitim diye bir kavram buldular.

Haberin Devamı

‘HER ÇOCUK SANATÇIDIR’

Bir düşünce biçimi olarak sanat kavramının insanda gelişebilmesi için en önemli özellik ne olmalıdır?
En önemlisi insanın kendisini fark etmesidir. Mesela ben çocukluğumu hiç unutmadım. Her yaş evrimi, çocukluğumla şimdiki halim arasındaki değişimi fark ederek geçti. Giderek kendime olan güvenim arttı ve kendimi daha farklı alanlarda sınamak istedim. Hayata dair daha çözüm getirici düşüncelerim varsa bunları projelendirdim ve uyguladım. Her değişim noktasının gerisine baktığınızda, neydim ne oldum ne olacağım süreçlerini düşünebilmek bir sanattır. Başlangıcından itibaren ‘sanat’ özelliği ile doğmuştur insan. Picasso, ‘Her çocuk sanatçıdır. Sorun büyüdüğümüzde de sanatçı kalmayı sürdürmektir’ diyor. İnsanlara ‘sen sanatçısın’ demek lazım. Mutlu olurlar bunu duyduklarında. Çünkü insanın organizmasında var sanat. O yapı insana bir şeyleri düşündürtmek, yeni bir şey bulup, başkalarıyla paylaşıp takdir edilmek istiyor. Bunları yapamayan birisi ise mutsuz oluyor. Bu düşünce malzemesi beyinde eksikse, çevresi, imkanları kısıtlıysa tepkisel biri olmaya başlıyor.

Haberin Devamı

OYUNCUNUN EMEKLİSİ OLMAZ!

İyi, güzel ve doğrunun komik bulunduğu çağdayız
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü ve de TOBAV Genel Başkanı olduğunuz dönemlerde sanata evet kampanyası düzenlemiş birçok ilke imza atmıştınız. Bunlardan birisi de 2013 yılında Kültür Bakanlığı’na sunduğunuz ve tarihi bir gün dediğiniz 46 bin 463 imzaydı. Sanat alanından çalışan insanların sosyal güvence, meslek tanımı ve özerklik kavramları ön planda olmasını ancak memur gibi algılanmamasını talep ediyordunuz. Bugün gelinen noktada tiyatro oyuncularının yaştan emekli edilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kurucularından olduğum TOBAV’ın 30 küsur sene başkanlığını yaptım. Biliyorsunuz Devlet Tiyatrolarına da ilk defa seçimle genel müdür olan kişiyim. Seçimle genel müdür olduğum bir kurumdan erken emekli olmayı hiç düşünmedim. Dünyaya baktığımızda 65 yaşın üstünde çok fazla başarılı oyuncu var. Öyle olsa hiçbir şey yapmamaları lazım öyle değil mi? Artık Devlet Tiyatrosundan emekli olduğuma göre benim de yapmamam gerekiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Hipokrat şu çok önemli bir söz söylemiştir: ‘Sanat uzun hayat kısa’. Dolayısıyla bir işi yapabildiğiniz kadar yapmak sanattır.

Haberin Devamı

EVRENSEL DEĞERLER UYGULANMALI

Bunun için bir çözüm arayışı var mı ya da sorun nasıl çözülebilir?
Öncelikle sanatçı diye bir meslek yoktur zaten, oyuncu diye bir meslek vardır. Bu meslekleri yapan kişilerin de fikri mülkiyet hakkı vardır, yaratıcılık hakkı yani. UNESCO bünyesinde merkezi Cenevre’de olan bir kurum tarafından dünyada uygulanan bir sistem vardır. Türkiye bu sisteme üye olduğu takdirde zaten böyle bir sorun kalmayacaktır. Ancak ta en başından beri bu sisteme üye olunmadığı, evrensel hukuk uygulamadığı gibi aslında böyle bir hak, hukuk olduğu da pek bilinmiyor. Bizde uygulanan memur kanunudur ve fikir üretmemek yer alıyor. Oyuncunun meslek haklarının tanımlanması, fikir üreten kişi olduğu da kabul edilmesi gerekiyor. İşte bu iki durum çelişiyor. Bir çözüm arayışı da yok maalesef. Ancak toplum olarak evrensel değerleri uygularsak gelişme kaydederiz.

Haberin Devamı

DÜŞÜNMEKTEN VE SORGULAMAKTAN UZAKLAŞTIK

İyi, güzel ve doğrunun komik bulunduğu çağdayızSohbetimizde hep kavramların evrensel ve bizde anlaşılan şeklinden söz ediyoruz. Evrensel kavramları çok tanımadığımız ortaya çıkıyor sanırım. Sebebi nedir size göre?
Sanatın evrensel anlamını yaşamımızda, pratiğimizde zaten kullanmıyoruz. Kültür kelimesine de yaşamımızda bir disiplin, bir etik, estetik, ahlak kuralı olarak yer vermiyoruz. Dünyada kullanılan ama bizim lafta yeri geldiğinde sözünü ettiğimiz uygulamada kullanmadığımız bir sürü kavram var. Ezberlenerek alınmasından kaynaklı olabilir. Öte yandan muhakeme de etmiyoruz ve giderek muhakemeden uzaklaşan toplumlar haline geliyoruz. Bu benim garibime gidiyor. Sanki tüm dünyada da insanlar üretmesinler, düşünmesinler, merak etmesinler, prototip robot gibi yasasınlarmış gibi bir dönem yaşanıyor.

BİNLERCE DRAMA LİDERİ YETİŞTİRDİK

Drama kelimesi de doğru bilmediğimiz kavramlardan biri değil mi? Sizin üstelik Türkiye’de drama eğitimini başlatmak gibi önemli bir misyonunuz da var.
Dram kelimesi acıklı olarak anlaşılıyordu Türkiye’de. Oysa acıklı duruma trajedi, komik duruma komedi deniliyor. Peki hayatta acıklı ya da komik olmayan durum yok mu? İşte durumun adı dramadır. Tiyatro demek antik Yunanda seyir yeri demektir. Seyir yerinde oynanan şeydir drama. Ben dramın durum olduğunu ve rol oynamaya metodu ile incelenebileceğini anlatmak, drama kültürünü geliştirmek için tamamen gönüllü ama çok çalışma yaptım. Drama kavramının değeri konusunda da atölye ve eğitim çalışmalarını başlattım. Çağdaş Drama Derneği’ni kurdum ve binlerce drama lideri yetiştirdik. Bu anlamda drama atölyesi ile de rol oynama yöntemi ile birlikte düşünme çalışmalarını hala yapıyorum.

SANAT ORTAK BAKIŞ AÇISI OLMALI!

Mesleğinizi yaparken ön planda tuttuğunuz değerleriniz, öncelikleriniz neler?
İnsan seven, insan haklarına önem veren birisiyim. Mesleğim oyunculuk ama hangi meslek olursa olsun onu sanat olarak yapılması gerektiğini düşünüyorum. Sanat olarak yapmak konusunda refleks olarak dert edindim kendime. O çabayı gösterirken de içerisindeki etik, estetik, adalet değerleri benim için çok önemli. Bu değerleri suistimal edersek bu mesleği yapmakta da mutlaka bir yara almış oluruz. Şimdi etik, estetik ve adalet değerlerine sahip; iyi, güzel ve doğrudan söz eden bir insanın komik bulunduğu bir çağdayız. Mesela benim çocukluğumda iyi, başarılı, dürüst adam olmak makbuldü. Şimdi ne oldu da bunlar yer değiştirdi? Ama geçecek diye düşünüyorum. Sanat kavramının bu yüzyılın ortak bakış açısı olması lazım. Kendi başına bir dünya felsefesinden söz ediyorum.

OYUNCU İNSAN BİLİMCİDİR

Oyunculukta başarı olmak için olmazsa olmazlar nedir sizin için?
Kendisini yetiştiremeyen bu meslekte asla başarılı olamaz. Bu bir gerçek. Oyunculuk bir zanaattır ve felsefesi vardır. O zanaatın bir süre sonra sanat düşüncesiyle beslenmesi gerekir. Öyle olmadığı halde sorarsınız bazı kişilere sanatçıyım der! Böyle bir şey yok! Ben oyuncuya insan bilimci diyorum. Yazarın yazdığı karakteri tip olmaktan çıkarıp yaşayan bir karakter haline dönüştürebilmesi için oyuncunun algılarının açık olmalı, birçok bilimden sosyolojiden, psikolojiden siyaset biliminden tut toplumsal değişim kurallarına kadar dünyada olup bitenler hakkında fikir sahibi olmalıdır. Her şeyden öte durumu anlaması ve o durum içerisinde bu karakter nasıl davranır onu çözmesi gerekir. Sadece duygularıyla hareket eden, rolündeki kişinin neyi niçin söylediğini bilmeyen, ezberleyip söyleyen kişi olmamalıdır. Ezberci öğretim sanatçı kalmayı da engelliyor. Tamamen boş beyinle oyunculuk yapmak kolay bir iş değildir. Eskiden bunu önerenler olmuştu çünkü.

ÖZGÜN SENARYOLAR BAŞARILI OLUYOR

Tiyatro oyunculuğundan sonra izleyiciler sizi daha çok dizilerdeki birbirinden farklı rolleriniz ile tanıdı ve sevdi. En son Camdaki Kız’daki Rafet Baba karakteri ile dikkat çektiniz. Dizi oyunculuğuna yıllar sonra evet demenizde etkili olan şey ne oldu?
Eşim Seynan Levent, 1993- 1999 yılları arasında Ferhunde Hanım ve Kızları dizisini yaptığında benim de o dizide oynamamı çok istemişti. Ancak ben inatla oynamadım. Hatta oğlum Efe’de oynamıştı o dizide. Yeşilçam’a gelmemeye de inat ettim, hep tiyatrocu kalacağım dedim. Ama bu inat artık çağın gelişmesi karşısında yapay zekayı reddetmek gibi bir şey oldu. Dizi senaryolarında sürekli silahların konuştuğu, kurnaz düşmanların her an kötülük yapmak için tetikte beklediği senaryoları kurgusal ve hayattan kopuk buluyorum. İnsanın gelişimini, başkaları ile olan ilişkilerini yaşanmış örnekler ve diyaloglar ile ele alarak diziler başarılı olmaya devam ediyor. İki sezon oynadığım İstanbullu Gelin ve devam eden Camdaki Kız da Psikiyatrist sevgili Gülseren Buğdayıcıoğlu’na ait, yaşanmışlıktan yola çıkan bir hikâye. Senaristleri kendi formatlarını kurarak yazdılar ve izleyicimiz de çok beğendi. Yaratıcı ekip çalışmaları ile özgün senaryolar yazılmaya devam edilmeli diye düşünüyorum. Bu anlamda oynadığım dizilerdeki farklı rollerden büyük mutluluk duyuyorum. Kendi adıma sürekli gözlem yapıyor, eleştirileri dikkate alıyorum.

SANATAEVET KİTAPLIĞI OLUŞACAK

İyi, güzel ve doğrunun komik bulunduğu çağdayız
Son olarak yakında zamanda ‘SanataEvet’ defterinizi yeniden çıkardınız. Bir de Fransa’da bir oyun kitabınız basıldı. Biraz içeriklerinden söz eder misiniz?

Ben bu defterde aralara düşünce lekeleri bırakan kişiyim. SanataEvet defteri konuşan bir defter aynı zamanda; kendinizi keşfetmek ve yeniden yaratma konusunda yeniden anlamak ve anlamlandırmak defteri. Bu defterden hareketle düşüncelerinizi bırakılan boş sayfalara kaydederek geliştirin sonrada yaratıcı ürünler yaratmaya yönelin diyoruz. Yazdıklarını bize gönderenler arasından seçme yaparak önerileri, deneyimleri kahvaltılı bir toplantıda birlikte değerlendireceğiz. Bu defterleri yeni konularla, yeni düşüncelerle ve tartışmalarla sürdüreceğiz. Ve bir süre sonra ‘Tamer Levent ve sanataevet kitaplığı’ oluşacak. Öte yandan L’harmattan yayınevi tarafından Fransızca baskısı yapılan, ‘Ya Tutarsa’ isimli oyunum 10 Haziran’da Paris’te kitap fuarında tanıtılacak. İmgesel bir uzamda geçen bu oyunumda, ünü yurtdışında da yayılmış bulunan Nasreddin Hoca’mızı, ünlü Don Kişot romanı, Mahabarata destanı kahramanları ve Diyojen ile karşı karşıya getiriyorum.

Yazarın Tüm Yazıları