"Selçuk Şirin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selçuk Şirin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selçuk Şirin

Ötekine nefretin bedeli cebimizden çıkıyor!

ÜLKEDE ne zaman kavga gürültü olsa yüreğim ağzıma geliyor.

Ali Koç’un dediği gibi karpuz gibi ortadan ayrılmış bir ülke beni endişelendiriyor. Ancak endişemin kaynağı sadece toplumsal değil. Biz görmezlikten gelsek de bu meselenin bir de ekonomik faturası var. Bu faturayı çıkarmadan önce gelin Türkiye’deki toplumsal kamplaşmanın boyutlarını tespit edelim.

KİŞİLER ARASI GÜVENİN EN ZAYIF OLDUĞU ÜLKE!

Bahçeşehir Üniversitesi’nden Prof. Yılmaz Esmer Hoca’nın yürüttüğü Dünya Değerler Araştırması’na göre Türkiye, kişiler arası güvenin en zayıf olduğu ülkelerden biri. Halkın sadece yüzde 12’si başkalarına güveniyor. Bu oran İsveç, Norveç ve Danimarka gibi ülkelerde yüzde 70’in üzerinde.

Çocuklarımızı bile ayırıyoruz!
Toplumsal kamplaşmanın vardığı boyutu anlamak için geçtiğimiz yıl Marshall Fund tarafından yapılan kapsamlı araştırmaya bakalım. Bu araştırma bize, maalesef meselenin politik ayrışmanın çok ötesine geçtiğini gösteriyor.

Yetişkinler arasında,

- Kızının karşı görüşte biriyle evlenmesini istemeyenlerin oranı % 83

- Karşı görüşten biriyle ortak iş yapmak istemeyenlerin oranı % 78

- Karşı görüşten biriyle komşu olmak istemeyenlerin oranı % 76

- Çocuklarının karşı görüşten birinin çocuklarıyla arkadaş olmasını istemeyenlerin oranı % 74

GENÇLERDE DURUM DAHA DA VAHİM!

Nüfusun yarısı genç olan bir ülkede herhangi bir konuda fikir yürütmeden önce gençlerde durum tespiti yapmak gerekiyor. Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci ve Emre Erdoğan liderliğinde TÜBİTAK tarafından desteklenen kapsamlı bir araştırma, gençlerde ayrışmanın boyutlarını ortaya koymuş. Bu hafta açıklanan veriler iç karartıcı.

Gençler arasında,

- Kızlarının ‘öteki’ gruptan birisiyle evlenmesini kabul etmeyen gençlerin oranı % 90

- ‘Ötekilerle’ iş yapmak istemeyen gençlerin oranı % 84

- ‘Ötekilerle’ komşu olmak istemeyen gençlerin oranı % 80

- Çocuklarının ‘ötekilerin’ çocuklarıyla arkadaşlık etmesini istemeyen gençlerin oranı ise % 84.

KAMPLAŞMANIN EKONOMİK MALİYETİ

Toplumsal güven artık ekonomik bir kavram. Öyle olduğu için de başta Dünya Bankası olmak üzere kalkınma iktisatçıları toplumsal güveni detaylıca ölçer oldu. Çünkü ancak farklı fikirden insanlar birbirine güvendiği zaman ekonomik ve toplumsal ilerleme mümkün oluyor. Özellikle toplumların göçler ve politik çatışmalarla bu kadar karmaşıklaştığı bir çağda, insanları farklılıklarıyla huzur içinde bir arada tutabilmenin yolu toplumsal güveni inşa etmekten geçiyor.

FORMÜL BASİT!

Kalkınma ekonomistleri için ortada çok basit bir hesap var. Bir ülkeyi ekonomik olarak şaha kaldırmanın yolu o ülkede toplumsal güveni inşa etmekten geçiyor. Çünkü bu varsayımları test eden epey bir veri var elimizde. Örneğin Horvath (2013), ülkeler arası karşılaştırmalı analizinde toplumsal güvendeki artışın doğrudan ekonomik kalkınmaya etkisinin doğrusal ve pozitif olduğunu ortaya koyuyor (r= 0.43).  Aynı şekilde Bjornskov (2012) ve Dearmon & Grier (2009) gibi pek çok ekonomist, bir ülkede toplumsal güvendeki her 1 standart sapma artışın o ülkenin milli gelirini yüzde 1 ila 2.4 oranında arttırdığını gösteriyor. Bu artışı elde etmek için eğitimde ya da sanayide ne denli büyük yatırımlar yapmamız gerektiğini hesaba katınca Türkiye’nin en masrafsız kalkınma formülünün ne olduğu ortaya çıkıyor.

TÜRKİYE’Yİ KALKINDIRMANIN EN MASRAFSIZ YOLU!

Kişi başı milli geliri 10 yıldır yerinde sayan bir ülke olarak ekonomimizi geliştirmek istiyorsak yapmamız gereken en ucuz yatırım toplumsal güveni arttırmak olabilir. Yol, köprü yapmanın, okul, üniversite açmanın maliyeti çok yüksek. Ama toplumsal huzur dediğimiz, insanların birbirine itimadı dediğimiz kavram sonuçta bir eko-sistem meselesi.

KARPUZ GİBİ YARILMIŞ BİR ÜLKEDEN GİRİŞİM ÇIKMAZ!

Türkiye’nin dünya ile rekabet edebilmesi için katma değeri yüksek üretime geçmesi şart. Bu konuda nihayet ülkede bir uzlaşma sağlanmış durumda. Kalkınmak için katma değeri yüksek üretim yapmak, bunun için de her alanda yeni girişimleri hayata geçirmek gerekiyor. Yani Türkiye’nin bu noktadan ileriye gidebilmesi için yol, köprü artık yeterli değil. Bundan öteye gitmenin yolu fındığı, üzümü, elmayı, İstanbul’u, Konya’yı, Kapadokya’yı daha akıllı bir şekilde işleyip piyasaya çıkarmaktan geçiyor. Peki bu nasıl olacak?

GİRİŞİMCİLİK GÖKTEN ZEMBİLLE İNMİYOR!

Bizde inovasyona büyük bir hayranlık var. Girişimcilik, startup kavramları herkesin dilinde. Sosyal medyada görüyorum, en son teknolojik oyuncaklara acayip düşkünüz. İyi de bu ürünleri ortaya çıkaran bir eko-sistem var. Toplumsal güven o eko-sistemin olmazsa olmazı. Eğer ülkedeki ekonomiyi harekete geçirmek istiyorsak yol, köprü inşasına ayırdığımız kaynağın onda birini toplumsal güven tesis etmek için ayırmalıyız.

 

Ötekine nefretin bedeli cebimizden çıkıyorOKULÖNCESİNDE ISRAR EDİYORUM!
İKİ haftadır bu köşede okulöncesi eğitimin önemini anlatıyorum. Yıllardır hep aynı şeyi söylüyorum: Her ile üniversite açmaktansa her mahalleye iyi bir okulöncesi kurumu açalım! Bunun niçin böyle olması gerektiğini, bir de Nobel Ekonomi Ödülü almış Jim Heckman’in aşağıdaki grafiği ile anlatmak istiyorum: Eğitimde geri dönüşü en verimli yatırım okulöncesine yapılan yatırımdır.

MİLLİ EĞİTİM’İN ÖNCELİĞİ

Eğitimde sınırlı kaynağı yatıracak yer belli. Peki biz eğitimde yatırımı hangi seviyeye yapıyoruz hiç merak ettiniz mi? Malum bu hafta Meclis’te 2018 bütçesi görüşülüyor. Acaba sınırlı bütçemizi eğitimde doğru yere mi harcıyoruz? Eğitim Reform Girişimi tam da bu soruya yanıt veren bir analiz paylaştı bu hafta. Okul türlerine göre, öğrenci başına düşen 2018 bütçe ödeneği yandaki tabloda mevcut. Gördüğünüz gibi öncelik olması gereken okulöncesine en az kaynağı harcıyoruz. Eğitimde yapmamız gereken tek bir reform var ise o da bu tabloyu tersine çevirmektir. Daha ne diyeyim...

X