Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Eli mecbur, ötecektir!

SOYADI üzerine fikir birliğine varılamayan Rıza Sarraf’ın sultan-i yegâh makamındaki saltanatı Miami’de bitti. (Not: Ben kolayıma geldiğinden Sarraf’ı tercih ediyorum.)

Türkiye’de canının istediğini yapabiliyordu. Misal, şimdilerde “yalı” olarak tesmiye edilen bir “sahil sarayı” alıp, Anıtlar Kurulu filan dinlemeden kafasına göre şekillendiriyordu.

Yahut kırk metrelik yatında kendisini ve muhterem eşi hanımefendiyi görüntüleyen magazin esnafından leşkerleri, karaya ayak basıldığında kıstırıp adamlarına dövdürüyordu.

 

* * *

 

Ne yaparsa yanına kâr kaldığından, bunun “yerli cinsten hukuk” ile bağlantısını kuramayıp “doğa kanunu” sanıyordu.
“Çok parası olana, arkası kuvvetli olana, bir de adı Rıza olana herşey mubahtır” diye yazıldığını sandığı o Türkiye’ye özgü doğa yasası Amerika’da işlemedi.
Rıza Sarraf nam ulaşılmaz yiğit Amerika’ya ayak bastığı anda karşısında FBI’ın adamları ile yerel polisi buldu. Apar topar tutuklanıp cezaevine kondu.

 


‘HOŞ GELDİNİZ’

 


Meğer Amerikan zaptiyesi, ille de FBI (Federal Polis), bir de şehla gözlü savcı Preet Bharara hacı bekler gibi Rıza Sarraf’ın yolunu gözlermiş.
Amerika Başkonsolosluğu için “Gitsin de tutuklayalım” niyetiyle Rıza’ya vize verildiği tevatürü İstanbul’da çıktı. Tutmuş ki herkesin dilinde.
Konuştuklarında, Amerika Başkanı Obama’nın bile neredeyse saygıdan esas duruş göstereceği şehla gözlü savcı Preet Bharara’nın niyeti niyet değil.
Maliyecilerin “cari açık” dediği bütçedeki deliği kapattığı varsayılarak bizde “ekonomi mücahidi” muamelesi gören Rıza Sarraf’a Amerikan hukuk sistemi “potansiyel dolandırıcı” gözüyle bakıyormuş.
Nitekim gözaltına alınır alınmaz avukat arandı. Amerika’nın en iyilerinden bir şirket Rıza’ya parası karşılığı arka çıkmayı kabul etti. Koşturup hâkime “kefaletle serbest bırakma” dilekçesi verdiler.
Hâkim mi aksiydi yoksa bir “ayakkabı kutusu” bulunup mahkemeye yetiştirilemediği için mi nedir bilinmez, talep reddedildi.

 

* * *

 

Savcı’nın şehla olmayan gözü de dönmüş olmalı ki bizim “ekonomi mücahidimiz” için tam 75 sene hapis cezası isteyecekmiş.
Amerikan hukuk sistemi sayı saymayı iyi bilir.
Bizimkilerin yaptığı gibi, ortalama bir suça 365 sene hapis cezası istedikten sonra adamı iki sene yatırıp tahliye etmezler. Yetmiş beş sene diyorlarsa yetmiş beş sene yatırırlar.

 

 

ANLAŞMA YOLU

 


Amerikalıların en canını sıkan şey açılan davaların ortaya çıkardığı masraftır. Adalet sistemi bu masrafı düşürmek için elinden geleni yapar.
Misal “kasıtsız adam öldürme” kategorisine giren ve “sanığın suçu kabul etmemesi” üzerine açılan bir cinayet davasının sisteme maliyeti iki buçuk milyon dolardır.
Diyelim ki cezası da yirmi dokuz sene olsun.
Sanığın avukatına anlaşma teklif edilir veya teklif avukattan gelir. (Onlar buna “işbirliği” diyorlar.) Sanık suçunu kabul eder ve o suça karışanları da ele verirse düşük bir ceza üzerine anlaşılır.
Yirmi dokuz yerine on iki yıl cezada anlaşırlar. Bunu hâkime söylerler. Hâkim de “işbirliği” olayını esas alıp üzerinde anlaşılan cezayı bastırır.
Rıza akıl edemese de pahalı avukatları “işbirliğini” akıl edecektir. Buna ihtiyaç olduğu da görülüyor. Zaten Rıza gözaltına alındığında FBI adamı “Bu operasyon birilerine mesaj olmalı” dedi.
Kılıcını Miami’den toprağa soktu, ucunu bizim memleketten çıkardı. Hep beraber “Haydaaa” çektik.
Ortağı Babek, hakkında verilen idam hükmünü ağlayarak dinlemişti. Rıza Sarraf da belli ki yolun sonuna geldi.
Bunu kendisi idrak etmese bile kuvvetli avukatları anlatacaktır. İşbirliği yolunu önereceklerdir.

 

* * *

 

Rıza Sarraf için artık iki yol var. Ya delikanlı tavrı gösterip mahkemede susacak, otuz üç yaşında girdiği cezaevinden Allah ömür verirse yüz sekiz yaşında çıkacak veya işbirliği yapacaktır.
Hukuki “işbirliği” lafının düz vites karşılığı şöyledir.
Kimlerden yardım gördüyse, buna karşılık ayakkabı kutusu yolladıysa tek tek isimlerini vermek. Tabii bir de lafı dolandırmadan suçu kabul etmek.
Bunları yaparsa altmışlı yaşlarında dışarı çıkar, Türkiye’deki parasının, tabii kaldıysa, tadını çıkarır.
Ben “Yüzde yüz konuşacak” ve ne kadar dostu varsa hepsini satacak derim.

X