Büyük Zafer’den 100 yıl sonra Türk-Yunan ilişkilerinin geleceği

"Büyük Zafer"in 100’üncü yıldönümünü coşku ile kutluyoruz.

Haberin Devamı

Bu vesileyle yapılan yayınlarda, mülakatlarda paylaşılan bilgiler, ayrıntılar, zafere giden “Büyük Taarruz”un planlaması ve icrası üzerinde hayranlığımızın daha da artmasına yol açıyor. Mustafa Kemal’in önderliğinde sahada gerçekleştirilen emsalsiz askeri başarı, yüzyıl sonra bugünkü kuşaklar için de bir gurur kaynağıdır.

30 Ağustos 1922 tarihinde gerçekleşen Dumlupınar’daki “Başkumandanlık Meydan Muharebesi”nin sonraki aşaması, İzmir’e doğru yakıp yıkarak, katliamlar yaparak kaçan işgalci Yunan ordusunun kovalanması ve nihayetinde 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’in kurtarılmasıyla son bulmuştur.

Bizler sahadaki çatışma hattının Türk ordusu tarafından bakıyoruz bu tarihi hadiseye. Tabii cephenin bir de diğer tarafı var. Peki “kaybeden” taraf olarak Yunanistan bu hadiseyi nasıl yaşamıştı?

Haberin Devamı

Değerli meslektaşım Stelyo Berberakis’in geçen hafta sonunda T-24’te yayımlanan “100 yıl önce, 100 yıl sonra/Garp Cephesi’nde yeni bir şeyler olmuştu başlıklı yazısı, bu kez cephe hattının diğer tarafına geçmemizi sağlıyor. Savaşın Yunanistan açısından seyrini ve Türklerin zaferinin Ege’nin karşı kıyısında yol açtığı sonuçları büyüteç altına yatırıyor.

Berberakis, yazısının girişinde Türkiye “Zafer Bayramı”nın 100’üncü yıldönümünü kutlarken, Yunanistan’ın da ordularının Anadolu’da uğradığı “hezimet”in 100’üncü yıldönümünü andığını hatırlatıyor. Yüz yıl önce Anadolu topraklarında yaşanan hadise, Türkler için “Kurtuluş Savaşı”, Yunanlılar için “Küçük Asya Felaketi”dir.

*

Bu felaketin başlangıç adımı İngiltere’nin teşviki ve desteği” ile Yunanistan’ın 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’i işgal etmesidir. Yunanistan’ın o dönemdeki başbakanı Eleftherios Venizelos, İzmir’e Helen kökenlileri korumak/kurtarmak için çıktık. Ülkemizi beş denizli, iki kıtalı bir ülke yaptık” diyerek, hayalindeki “Megali İdeanın, yani Osmanlı öncesindeki Helen topraklarının geri alınması hedefinin gerçekleşmeye başladığını ilan eder.

Berberakis’in özellikle dikkat çektiği bir nokta var. Venizelos’un amacı Ankara’ya kadar ilerlemek değildir. Kraliyet düşmanı bir Cumhuriyetçi olan Venizelos, yakaladığı bu avantajı sandıkta oya tahvil etmek hedefiyle bir yıl sonra 1920 kasım ayı için erken seçim ilan eder, ancak evdeki hesap çarşıya uymaz. Seçimi Kraliyet taraftarlarından oluşan koalisyon partisi büyük bir çoğunlukla kazanır. Muhalefet, seçimde “Yunan evlatlarının Anadolu’da ne işi var?” temasını kullanır.

Haberin Devamı

Seçimden sonra kurulan Dimitris Gounaris’in başbakanlığındaki hükümet, Kral Konstantin’i sürgünden geri getirirken, İzmir’in işgali konusunda seçim vaatlerinin aksi yönünde davranır. Anadolu cephesinin çökmekte olduğu şeklindeki bir değerlendirme hatasıyla Yunan ordusuna Ankara’ya doğru ilerlemesi emri verilir. Bu arada, Ordu içindeki Cumhuriyetçi komutan ve subaylar, Kralcı komutan ve subaylarla değiştirilir. Bu değerlendirme hatası büyük bir hezimetle sonuçlanacaktır.

*

“Büyük Taarruz” sonrasında uğradıkları bozgun yaşanırken Yunan ordusunun geri çekilmesine komuta eden Albay Nikolaos Plastiras bir Cumhuriyetçidir. Türk Ordusu 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’e girdikten dört gün sonra 13 Eylül 1922’de Sakız Adası’na çıkar Plastiras ve ardından hükümete karşı darbe düzenler.

Haberin Devamı

Darbenin ardından parlamento içinde kurulan askeri mahkeme, eski başbakan Gounaris dahil beş hükümet üyesi ve Anadolu Cephesi Başkomutanı General Georgios Hacıanestis olmak üzere 6 kişi hakkında idam kararı verir. Yunan güçlerini Ankara’ya göndererek kıyımlarına yol açtıkları, asırlarca Anadolu’da yaşayan yüz binlerce Helen’in hayatlarını tehlikeye attıkları ve “Küçük Asya Felaketi”ne neden oldukları için “Vatana İhanetten suçlu bulunmuşlardır. Hükümlüler 15 Kasım 1922 tarihinde kurşuna dizilirler.

Ardından 1923 Lozan Barış Antlaşması uyarınca 1.5 milyon Anadolulu Rum Yunanistan’a, Yunanistan’da yaşayan yaklaşık 400 bin Müslüman Türk de Türkiye’ye göç etmek zorunda kalır.

*

Haberin Devamı

Savaş sonrası Türk-Yunan ilişkilerinde bir barış dönemini beraberinde getirir. Bir süre sonra yeniden Başbakan seçilen Venizelos, 1930 yılında Ankara’yı ziyaret ederek Mustafa Kemal Atatürk ile bir barış anlaşması imzalar. Ayrıca, 1934 yılında Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterir.

Stelyo’nun yazısının en çarpıcı kısmı, final paragrafında yönelttiği şu soru: “Birbirleriyle savaşmış, kanını dökmüş, savaşın gerçek yüzünü görmüş iki ulusun önderleri bu denli bir dostluk inşa etme büyüklüğünü göstermişken, aradan geçen 100 yılın sonunda yeni ve özlü bir anlaşma yapılması için illa bir savaş mı çıkması gerekiyor?”

*

Ne kadar düşündürücüdür ki, “Büyük Zafer”in 100’üncü yıldönümü haberleri Türkiye ile Yunanistan arasında Ege’de patlak veren gerilim haberleriyle iç içe geçmiştir. Gazete sayfalarında 1922 yılı ağustos sonunda “Büyük Taarruz”da Afyon cephesinden başlayan topçu ateşini anlatan yazılardan, tam bir asır sonra aynı günlerde Yunanistan’ın Girit’teki S-300 radarlarının Türk-F-16 uçaklarına kilitlendiği bildiren haberlere geçiş yaptık.

Haberin Devamı

Bu haberler, geride bırakılan bütün zamana karşılık, iki komşunun aralarındaki anlaşmazlıkları çözüme kavuşturup ilişkilerini gerilimden arındırdıkları mutlak bir barış ortamını inşa edemediklerini anlatıyor.

Geçen yüz yıla baktığımızda, Yunanistan’ın 1974’te Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği darbe girişimi ve onu izleyen Türkiye’nin Barış Harekâtı hariç tutulursa, iki ülke arasında ilişkiler aslında ana doğrultusu itibarıyla bir çatışmasızlık dönemi izlemiştir. Gelgelelim özellikle 20’nci yüzyılın son çeyreğinde Ege Denizi üzerinde ortaya çıkan sorunların hiçbirinde çözüm yönünde özlü bir ilerleme sağlanamamıştır.

Türkiye ile Yunanistan, hava sahası, kıta sahanlığı, karasuları, adacık ve kayalıkların aidiyeti, adaların silahlandırılması dahil olmak üzere Ege Denizi’nin hemen hemen her noktasında, her köşesinde anlaşmazlık halindedirler.

Ege Denizi üzerindeki görüş ayrılıklarına son dönemde hidrokarbon kaynaklarını da içine alacak şekilde Doğu Akdeniz bölgesindeki büyük çekişme de eklenmiştir.

Durumu zorlaştıran bir başka gelişme, Yunanistan’ın Avrupa Birliği’ne tam üyeliği nedeniyle artık Türkiye’nin karşısına tek başına değil, çoğunluk AB’yi de yanına alarak çıkma imkânına sahip olmasıdır.

ABD Yönetimi ve özellikle de ABD Kongresi’nin desteğini açıkça Yunanistan’dan yana koyması, Batı dünyası cephesindeki tabloyu daha da ağırlaştırıyor Türkiye açısından. Yunan hükümeti, bir yandan silahlanma yönünde ciddi adımlar atarken, Washington’daki desteklerinden yararlanarak Türkiye’ye silah satışlarını engellemeye, Ege’deki güç dengesini kendi lehine değiştirmeye çalışıyor.

*

Kuşkusuz, son dönemde Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin -doğrudan kendisinden kaynaklanan nedenler de dahil olmak üzere- birçok faktörün bileşimiyle bir bütün olarak kuvvetli bir irtifa kaybına uğraması da Yunanistan’ın pekâlâ yararlanabileceği bir iklim yaratıyor.

Atina, Batı’da sağladığı desteklerle Türkiye’yi köşeye sıkıştırıp Ege’de ve Doğu Akdeniz’de geriletebilmeyi hedefliyor. Bu noktada hem AB hem de ABD’nin ağırlıklarını Yunanistan’dan yana koymaları, ne yazık ki komşumuzu Türkiye ile bir uzlaşıya girme ihtiyacından uzaklaştırıyor. Batı, buradaki taraf tutumuyla Türkiye ile Yunanistan arasında uzlaşıya hizmet etmediğini görmek durumundadır.

Ayrıca, Batı’dan uzaklaşmış bir Türkiye’nin mi, yoksa Batı ile bütünleşmiş bir Türkiye’nin mi Yunanistan açısından daha tercihe şayan olacağı da Yunan karar vericilerin yanıtlamaları gereken bir sorudur.

*

Şimdi başa dönelim. Bulunduğunuz konuma göre adı ister “Büyük Zafer”, ister “Küçük Asya Felaketi” olsun, geçen yüzyılın başında yaşanan tecrübenin mirası iki komşuya tarihi bir görev yüklüyor. İlişkileri bugün için ne kadar olumsuz bir doğrultuya girmiş olsa da, Türkiye ile Yunanistan, aralarındaki sorunları eninde sonunda barışçı yöntemlerle çözüme kavuşturacak olgunluğu sergilemek sınavıyla karşı karşıyalar.

Tarihin akışında bundan sonra iki ülke arasında bir zaferden söz edilecekse, artık bunun adı “Barışın Zaferi” olmalıdır. Atatürk ile Venizelos’un yaklaşık bir yüzyıl önce oluşturdukları emsal bugüne de ışık tutuyor.

Yazarın Tüm Yazıları