Ali Ağaoğlu’na kızmak ya da kızmamak

İşte bütün mesele bu: Ünlü müteahhit yıllar önce dile getirdiği itiraflarına son depremlerin ardından yenilerini ekledi. Bir yanıyla dürüstçe, mertçe ve uyarı dolu. Ama öbür yanıyla?

Haberin Devamı

Depremin ardından Ahmet Hakan’ın “Tarafsız Bölge” programında 2011’de yaptığı konuşma tekrar gündeme gelmişti Ali Ağaoğlu’nun.
Şöyle bir itiraf zincirinde bulunmuştu ünlü müteahhit:
“İstanbul’daki binaların durumu, Van’daki yıkılan binalardan daha kötü olur. Ben çocukluğumdan beri sektörün içindeyim.
Evet, çürük bina yaptık, yapıldı, herkes buydu malzeme buydu, yoktu ki. Kumu ithal mi getireceksin? O dönemde yapılan binaların yüzde 90’ı bu şekilde yapıldı.”
Bu sözlerinin gündem olması üzerine tekrar bir açıklama yaptı Ağaoğlu:
“İstanbul’daki yapı stokunu en iyi bilen üç kişiden biri benim. O dönem İstanbul’daki inşaat malzemeleri kumundan demirine kadar maalesef bugün inşaata sokulmayacak malzemeydi. Kum denizden geliyordu. Yarısı midye kabuğu, yarısı balçık, inşaata giderdi ve inşaat yapılırdı.
O dönem demir için ihtiyaç belgesi alırdın, Karabük’te 6 ay sıra beklerdin bir kamyon demir için. Demirler en kalın 12’lik kangal demirdi... Düzeltirken bile kırılırdı. Bu dediğim 60-70-80’li yıllardı.”
Bir yanıyla “Bravo” diyorsunuz Ali Ağaoğlu’na: “Adam çıkmış; mertçe, dürüstçe, kendini de katarak bir dönemin inşaat anlayışını, o dönemin imkânlarını, yapılan yanlışları tek tek ortaya koyuyor...”
Ama öbür yandan da çok kızıyorsunuz Ali Ağaoğlu’na:
-“Malzeme buydu, yoktu ki. Kumu ithal mi getireceksin?” diyorsunuz... Arkadaş; sizin döneminizde malzeme yoktu da Sokullu Mehmet Paşa camisini inşa ederken Mimar Sinan taşı, kumu ithal mi getirmişti 1574’te? Niçin bütün etrafı yıkık da cami depremzede sığınağı şu anda?
- “Kum denizden geliyordu. Yarısı midye kabuğu, yarısı balçık, inşaata giderdi” diyorsunuz...
Arkadaş; kum yoktu da elek de mi yoktu midyeyi eleyecek? Su da mı yoktu tuzunu yıkayacak?
- “Evet, çürük bina yaptık, yapıldı, herkes buydu” diyorsunuz...
Arkadaş; madem malzeme buydu, tek katlı evi yıkıp yerine niye sekiz kat çıktınız? O binaları yapıp satarken söylediniz mi “Kolonu midyeden, kirişi tuzdan” diye?
- “İstanbul’daki binaların durumu, Van’daki yıkılan binalardan daha kötü olur” diyorsunuz...
Arkadaş, millet dişinden tırnağından biriktirip almış. Yıksan yıkılmaz, satsan satılmaz.
Her şey ateş pahası. Bu itirafı yapınca insanlar işin aslını anladı, doğrusunu öğrendi, rahata mı erdi sanıyorsunuz?

Haberin Devamı

Şevval Şahin’in durumunda
milyonlarca gurbetçimiz yok mu?

Haberin Devamı

2018 Türkiye Güzeli ve model Şevval Şahin’in bol İngilizce kelimeli Türkçesini yadırgadım, eleştirdim.
Pandemide doğum günü partisi vermesini yanlış buldum, eleştirdim. Yine pandemide “Özgürce seyahat edemiyorum. Londra-İstanbul-Miami arasında yaşıyorum” açıklamasını yadırgadım, eleştirdim.
Anlayacağınız eleştirdim Allah eleştirdim bu kardeşimizi.
Ama Şevval Şahin’e yapılan son lincin de önünde durmak lazım.
Yok öyle “vurun abalıya...”
“Türkiye’de 3 ay kalınca daralıyorum” diyen Şahin’e tepkilerin ardı arkası kesilmiyor:
“Mümkünse hiç gelmesin”, “Biz de ona bayılmıyoruz” diyorlar...
Halbuki hikâye şöyle:
Bundan 1 yıl önce Armağan Çağlayan’ın “Gör Beni” adlı programına konuk oluyor. Yani bu açıklamanın depremle falan bir alakası yok, çok eski.
Zaten 6 yaşından 19 yaşına kadar İngiltere’de yaşamış Şahin.
Programda “Türkiye’de mutlu musun?” diye sorulunca hayat felsefesini açıklıyor:
“Mutluyum ama 3 ay fazla kaldığımda bana bir daralma geliyor. Buranın enerjisi olabilir, bazen üstümde olan ilgiden daralabiliyorum. Ailemin bir kısmı burada, bir kısmı Hollanda’da. Burada gerçekten yaşamaya başladıktan sonra İstanbul’a da, Türkiye’ye de âşık oldum ama bir tek yere ait istemiyorum. Bir yerde bütün bir yıl kalamam. Ben gidip gelme taraftarıyım.”
E şimdi ne var bunda linç edecek?
Benzer durumda milyonlarca gurbetçimiz yok mu?
Tatillerini, senenin bir kısmını Türkiye’de geçirip, sonra gündelik düzenine dönen?
İkili, bazen üç ülkeli bir hayat sürdüren?
Tepkilere dayanamayıp Armağan Çağlayan da bir açıklama yaptı:
“Hiçbir şeyden ders almıyoruz! Taha’yı (Duymaz) yıllar boyunca sosyal medyada linç ettiniz! Siber zorbalık yapıldı. Sonra felaket oldu. Gencecik yaşında ‘kelebek gibi ömrü’ bitti! Şimdi gencecik bir kızı linç ediyorsunuz. Herkesin ‘yas komiseri’ olacağımıza, keşke biraz yaşadıklarımızdan ders çıkartsak...”
Son olarak Şevval Şahin’in şu sözlerine yer verelim ve noktayı koyalım:
“Herkes her şeyi konuşabilir, benim hakkımda istediğinizi söyleyin ama ülkeme karşı ilgimi ve sevgimi sorgulayamazsınız. Bu hassas bir konu.”

Haberin Devamı

Bu diziyi boşuna sevmemişim
"Seksenler” dizisini bilirsiniz. Biraz Yeşilçam filmleri gibidir, izle izle doyamam.
Ali Ağaoğlu’na kızmak ya da kızmamak
Komşuluk, dayanışma, yardımlaşma gibi kavramları ön planda tutar, sizi dönemin ruhuna, hayat tarzına ışınlar.
Dizinin oyuncuları Darıca’daki sette depremzedeleri ağırlamış, tek tek ilgilenip yemek servisi yapmış.
Yapımcı Birol Güven paylaştığı fotoğrafın altına “Deprem bölgesinden gelen misafirlerimizle ‘Seksenler’ dizisinin çınar ağacına sığındık, yaralarımızı hep beraber sarıyoruz” notunu düşmüş.
Oyuncular oynadıkları rolün etkisinde kalabiliyorlar ya...
Bu da tam öyle olmuş, dizinin ruhuna çok yakışmış.

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları