Geçmişten bugüne aşure günü

Aşure günü için kısa süre kaldı. Hicri takvime göre yılın 12. ve sonuncu ay olan Zilhicce sona ermesiyle birlikte Muharrem ayı başladı. Muharrem Ayı’nın onuncu günü ise ‘Aşure Günü’ olarak idrak edilecek. Peki aşure günü ne zaman?

Haberin Devamı

Muharrem Ayı’nda dayanışmanın, birlikteliğin ve sevginin ifadesi olan aşureler paylaşılır. Aşure günü de Muharrem ayı içersindedir. Aşure gününü içinde bulunduran muharrem ayı 17 Eylül›de sona eriyor. İslam tarihinden günümüze kesitler ve mesajlar taşıyan aşure, 10 Muharrem’de idrak edilmektedir.
Buna göre ‘Aşure Günü’ bu sene 29 Ağustos Cumartesi günü idrak edilecek.

Geçmişten bugüne aşure günü

AŞURENİN ANLAMI

Aşure/Aşura Arapça’da on anlamına gelen “aşara” kelimesinden türemiştir. Kelimenin Sami diller arasında ortak bir kelime olduğu düşünülmektedi

İslami inanca göre Muharrem ayının onuncu günü Nuh, Büyük Tufan’dan sonra karaya ayak bastığında elinde kalan son malzemelerle bu tatlıyı yapmıştır. Tatlının ismi, Arapçada onuncu anlamına gelmektedir.Geleneksel olarak en az 7 maddeden oluşması gerektiği söylenir. Bazıları adından dolayı 10 madde ile yapılması gerektiğini söyler.
Aşure geleneğini uygulayan toplulukların bu güne yükledikleri anlama göre aşurenin içine konan malzeme, yapılış tarihi ve amacı değişiklik göstermektedir. Aşure, bu geleneği uygulayan topluluklara göre çeşidi ve sayısı değişse de içine konan malzemenin çokluğu ile ün yapmış bir yiyecektir ve genel olarak kabuğu alınmış buğday ile birlikte, fasulye, nohut, kayısı, ceviz, üzüm, incir gibi bakliyat ve yemişlerin uzun süre kaynatılmasıyla pişirilir.

*

Haberin Devamı

Pişirilen aşurenin duası yapılır; şifalı olduğuna inanıldığı için önce hasta ve çocuklara yedirilir, sonra yakın çevreden başlamak üzere birçok kişiye dağıtılır. Aşurenin kabı yıkanmadan iade edilir. Aşure artarsa meyve ağaçlarının dibine dökülür ve bu ağaçların daha çok meyve vereceğine inanılır.
Bir gece öncesinden buğday, fasulye ve nohut ayrı ayrı ıslatılır. Buğday iyice piştikten sonra ayrı ayrı pişirilmiş nohut ve fasulye de katılarak bir süre daha kaynatılır. Şeker ve yıkanmış üzüm ilave edilir. Küçük doğranmış incir, kayısı eklenir. Beş dakika daha pişirdikten sonra karanfil karışıma dâhil edilir. Pişen aşure sıcak sıcak kâselere alınır. Üzeri ceviz ve tarçın ile süslenir.

Haberin Devamı

YAS MI? KUTLAMA MI?

Aşure günü, Osmanlı döneminde de mezhebi kimliklerine göre Müslümanlar tarafından yas veya sevinç içerisinde kutlanmıştır. Aşure geleneği, İslam mezheplerinde kendine yer bulduğu gibi Musevilerde ve Hristiyanlarda da farklı isimlerle bilinmektedir. Anadolu’nun hemen her yerinde bilinen ve hâlâ uygulanan aşure geleneği, günümüzde köy derneklerinin düzenlediği çeşitli organizasyonlar yoluyla bir şenliğe de dönüştürülürken, Alevi toplumlarında yas ve oruç tutularak değerlendirilmektedir.

*

Bu günün önemini arttıran ve gerçekleştiği varsayılan olayların bazıları da şunlardır:
Aşure Günü Şii inancına göre, İmam Hüseyin’in 10 Muharrem’de şehadete ermesinden dolayı en büyük matem günü sayılmaktadır.
Hz. Adem’in tevbesinin bu günde kabul edildiği,
Nuh’un gemisinin bu günde Cudi dağı tepesine oturduğu ve inananların kurtulduğu, bu sebeple şükür orucu tutulduğu,
Hz. Musa ve İsrailoğulları’nın, Firavun’un zulmünden bu günde kurtuldukları,
Hz. Yunus’un balığın karnından kurtulduğu gün.
Hz. Musa ve Hz. İsa’nın doğdukları gün.
Hz. Süleyman’a mülkün verildiği gün.
Hz. İbrahim’in doğduğu gün gibi yakıştırmalar da vardır.

Haberin Devamı

OSMANLI’DA SARAY GELENEĞİ

Efdalüddin (Tekiner) Bey’in kaydettiklerine göre, Osmanlı döneminde aşure geleneğinde öncülük saraya aitti. Muharrem ayının 10. günü Topkapı Sarayı mutfaklarında pişirilecek aşure için Kilar-ı Has’tan gereken malzeme verilir, birkaç gün önceden hazırlıklara başlanırdı.
Saray aşuresini helvacı başılar pişirmekteydiler. Büyük kazanlarda hazırlanan aşureler ilk olarak özel bir törenle padişaha, harem halkına sunulması, sonra devlet ileri gelenlerine, imaretlere, halka dağıtılması adetti. 1735’te sarayda pişirilen amberli ve miskli iki maşrapa aşurenin, o sırada Beylerbeyi Sarayı’nda dinlenmekte olan Sultan I. Mahmud’a götürüldüğü, bir maşrabanın padişaha, diğerinin de maiyetindekilere sunulduğu ve zevkle yenildiği yazılıdır. II. Abdülhamid döneminde Yıldız ve Beşiktaş saray mutfaklarında hazırlanan aşurenin dağıtımı İstanbul halkını saray önlerinde kuyruk oluştururdu.

*

Haberin Devamı

Saray matbahlarının her birinde iki ve dört kulplu büyük kazanlarda, buğday, incir, üzüm, kayısı kurusu, nohut, bakla vb. malzeme ile “daneli” denen aşureler pişirilir, 10 Muharrem gecesi hamallarca taşınan 50-60 kazan, Yıldız Talimhane Meydanı’na götürülerek düzgün bir sıra halinde dizilirdi. Sabah erkenden Matbah-ı Amire müdürü ve helvacı başılar resmi giysileriyle meydanda hazır beklerler, seccadeci başının, aşure dağıtımının padişahın buyruğu olduğunu duyurmasından sonra Matbah-ı Amire imamı dua eder, amin diyen halka parmaklıklı kapılar açılır, her kazanın önünde kuyruklar oluşur ve beraberinde getirdikleri kaplara aşure doldurulurdu. Bu sırada disiplinin sağlanamadığı, görevlilerin tepeden tırnağa aşureye bulaşığını battıklarını, hatta hücum edenler arasında kazana düşenler olduğu da görülürdü.

*

Haberin Devamı

Musahipzade Celal, Aşure gününün İstanbul’da iki farklı şekilde kutlanışını eserinde şu şekilde anlatmıştır: «Muharrem ayının onuncu günü, Hz.Peygamber’in torunu İmam Hüseyin’in şehit edildiği gün olduğu için bazı evlerde kristal bardaklar kaldırarak bakır veya toprak kupa ve taslardan su içer, fakat kana kana içmezlerdi. On gün oruç tutanlar, düğün demek yapmayanlar, gülüp eğlenmeyenler vardı. Yine bu ayın onuncu gününde Hz. Nuh’un gemisi Cudi Dağı tepesine oturarak selamete erdiği için gemide bulunan zahireden çorba pişirmişler. Hz. Nuh’un bu selamet gününe hürmeten bizde de aşure pişirilir. Eşe dosta, akraba ve konu komşuya fukaraya dağıtırlardı.

Yazarın Tüm Yazıları