Girişimiz neydi ki çıkışımız ne olsun

Eylül ayını da yediğimize göre artık yaz ve yazdan kalan her şey bittiyor diyebiliriz.

Haberin Devamı

İnternetteki yazılarına yeniden başlayan Ayşe Özyılmazel “Biz bu yaz ne yaşadık” diye bir yazı yazmış.

O soktu aklıma aşağıdaki satırları.

Sahi nasıl geçirdik biz bu yazı?

* Neredeydik?

* Ne yaşadık?

Her yaz başında methiyeler düzülür ve “Haydi yaz güzel gel” denir. Bitimindeyse “Ne yazdı be” sözleri söylenir.

Ve ne zaman ki biz hırkamızı üstümüze alırız, o zaman muhasebesi yapılır geride bırakılan yazın.

Fakat bu sene farklıydı. Bir tık heyecansızdık.

Mesela Bodrum’a gidenlerin dillere destan hikâyeleri yok. Alaçatı’dan dönenlerin de aynı şekilde.

Ne gidilen restoranlardan zevk alındı ne plajlardan.

Bari sevdiğim sanatçıyı dinleyeyim diye canlı müzik mekânlarına gidenler, kişi başı ödenen hesaplardan sonra halen kendilerine gelemedi.

Eskiden ‘kafama eser atlar uçağa giderim’ciler vardı.

Haberin Devamı

Bu sene Bodrum ve Çeşme’ye olan turist akını yüzünden uçak bulamadılar. İşin garibi huzuru bulmak için Cunda, Fethiye taraflarına kaçanlar bile stresli döndü.

Artık fiyatlar mı bezdirdi, yoksa değişen müşteri kitlesinin kalitesizliği mi bilemem.

Aşkları da aşk değildi mesela. Binbir türlü yalan dolan üzerine kurulmuş hikâyeler yaşandı.

Ünlü hayatı takip etmeyi sevenler (ki bu nasıl sevilir hiç anlamam) için de can sıkıcı bir yazdı. Yaprak gibi dökülen ilişkilere, boşanmalara tanıklık ettiler.

3 milyonluk yüzük geyikleriyle başlayan yaz, “3 milyonluk yüzük sahnede fırlatıldı mı” sorularıyla tamamlandı.

Havalar da bu yaz dalga geçti bizimle.

Ha ısındı ha ısınacak diye diye kandırdı hepimizi.

Yani neresinden tutsanız elimizde kaldı caaanım yaz ayı. Zaten gelişinden belliydi gidişinin böyle keyifsiz olacağı.

Ama bakın, benim halen umudum var!

O eski yazlar, eski keyifli gün batımları, eski insanlar, eski aşklar geri dönerse, biri bana ‘ıslık çalsın’.

Ben hazırım.

Uzaktan çalışma ‘fırsat olur mu?

Son zamanlarda...

* Her yer çok kalabalık...

* Trafik desen çile...

* Yolda yürümek desen mümkün değil...

Gibi küçük isyanlarımız var.

Yalan yok, benim de var.

O isyanlarla boğuşurken Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt’un sosyal medyasından yazdığı bir yazıyı, daha doğrusu öneriyi okudum.

Haberin Devamı

Uzaktan çalışma modeli bir fırsat olabilir mi” diye sormuş Ali Haydar Bozkurt.

“Anadolu’da en az 5-6 tane İstanbul yaratılsa, uzaktan çalışmaya uygun pozisyonlardaki kişilerin oralarda çalışması teşvik edilse, İstanbul’un keşmekeşinden uzaklaşmayı hayal edenlere bir çözüm olmaz mı” diyor kısaca.

Kendi hesaplamasına göre bu yöntemle 1 milyon beyaz yakalı bu işe ‘tamam’ dese, aileleriyle birlikte 3-4 milyon kişi İstanbul’dan gider.

Aslında tamamen ‘win-win’ yöntemi bu.

Kaybedeni yok.

Hem büyükşehirlerde bir nüfus azalması olur, hem de Anadolu’da yaşamaya başlayanlar kazandıkları paralarla daha rahat yaşayıp gittikleri yerlerin ekonomisine katkı sağlar.

Haberin Devamı

Bu iş kafama yattı benim.

Kadın kadındır!

Dünyanın en güzel 15 Müslüman kadını” seçilmiş. 3 Türk oyuncu da o listeye girmiş falan. Kusura bakmayın ne listeyi inceledim ne oraya giren isimleri alkışlayasım geldi. Ne demek “dünyanın en güzel 15 Müslüman kadını”?

Bu araştırmayı yapan siteye göz attım.

E bin beter işler yapıyor onlar.

Yok en zengin kadınlar, yok zengin adamların en güzel eski eşleri...

O kadınların hayatta zengin bir adamın eşi olmaktan başka bir sıfatı yokmuş gibi yani.

Olmaz böyle. O yüzden yavaş yavaş tekrarlayalım...

* Kadın kadındır.

* Dilini, dinini ayıramazsın.

* Kiloluymuş, zayıfmış bakamazsın.

* Zenginmiş, fakirmiş hiç umursamazsın

Haberin Devamı

Aynen aynen kesin ‘lodos’tandır

* Bugün keyifsiz uyandım.

* İşe gitmek istemiyorum.

* Dokunmayın temas sevmiyorum.

* Ağlayasım var, dur ağlayacağım.

Gibi düşüncelere kapılırsanız, neymiş efendim sebebi, ‘lodos’ muş.

Yani güneybatıdan esen rüzgârlarların karakterimiz üzerinde böyle büyük etkisi varmış. Kavga ederseniz lodostan, barışırsanız lodostanmış.

Hadi oradan!

Zaten başımızda retro, gezegenler, yıldızlar gibi şeyler var, zaten ortalık karışık, şimdi kalkıp ‘rüzgâr’a da anlam yüklemeyin.

Ne güzel alışmışız karakterimizi dış etkenlerin yönettiğine inanmaya, yapılan hataları böyle eften püften mevzulara bağlamaya...

Ah o eski gece gezmeleri

Ortaköy Ruby’de çıkan kavga, o kavganın halen önümüze düşen yeni görüntüleri, halen gelen yaralanma haberleri...

Haberin Devamı

Tamam sıktı ama ders çıkarılması gereken çok şey var.

Kabul ilk fitili müşteri ateşliyor.

İçeriye alınmayınca güvenliğe kafa atıyor ve 10 dakika boyunca yanındaki kadınla birlikte dayak yiyor.

Ah be kardeşim.

İçeri giremedin diye kafa atmak nedir?

Peki güvenlik görevlileri?

Bir adamı yanında kadın varken (veya yokken) dakikalarca sopalarla dövmek nedir?

Siz oranın güvenliğini sağlamak için varsınız terör estirmek için değil. Gece eğlenmeye çıkan kitlenin ışık hızıyla değişmesinin bu çıkan olaylarda payı büyük tabii. Şimdi gel de ‘nerede o eski mekanlar, nerede o eski kaliteli müşteriler’ diye dert yanma.

Değişime bir yerden başlama fikirleri varsa ( ki olmalı ) müşteri kitlesini değiştirerek başlaması lazım Ruby’nin.

Eşimizi dostumuzu asla göndermeyeceğimiz, kendimiz zaten hiç gitmek istemeyeceğimiz bir mekan haline geldiler.

Üzücü...

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları