‘Evde kalmışlık’ daha ne kadar sömürülür

Bridget Jones en azından esaslı bir aşk arıyordu.

Haberin Devamı

‘Evde kalmışlık’ daha ne kadar sömürülür

Ya da bize öyle yutturdu.
Bizim şehirli/akıllı/komik kızlar ise direkt koca arıyor.
İster annelerinin feci vıdı vıdılanması sonucu olsun ister çevrelerinin “Galiba evde kaldın” alt metinli laf sokmalarından dolayı olsun...
Buyrun işte, önce Büşra Pekin’li Hadi İnşallah’ı izledik.
Şimdi de Ezgi Mola’lı Kocan Kadar Konuş’u.
Birbirinin kız kardeşi, birbirinin kes/ama başka şekilde yapıştır kopyası iki film (romanları farklıdır orası ayrı, konumuz filmler).
Yeri gelmişken vık vıklanmalı...
Bu evde kalmış kız komedileri nereye kadar gider?
“Evde kalmışlık” komedi kılıfı giydirilmek suretiyle daha ne kadar sömürülür?
Dahası, evde kalan kızlar günün sonunda illa kocalanmak zorunda mıdır?
Kocalanmazlarsa küçümsenmek zorunda mıdır?

Haberin Devamı

‘Evde kalmışlık’ daha ne kadar sömürülür



OĞLANLAR NEDEN HEP BÖYLE?

Evde kalan kız komedilerinde oğlan tarafı neden hep über çarpıcı/yakışıklı şahsiyet olarak sunulmakta ve fakat kız tarafı neden illa ki ultra sarsak, azıcık entelektüel, ailesinin başından savamadığı zeka küpü biricik diye diye sembolleştirilmektedir?
Peki ya evde kalan oğlanları napıcaz?
Yoksa onlardan komedi değil de, sıkıcı bir dram mı çıkar?

YENİ YÖN LAZIM...

Velhasılı kelam:
Türk Sineması’nın ve dahi şehirli kadın yazarların artık şu “evde kalmışsın kız” çıkmazından/hep aynı nakarat komikliğinden kurtulup yeni bir
yön bulmaları
gerekiyor.
O yön de belli gibi:
Yeni nesil şehirli kızlar/oğlanlar artık pek bildiğiniz gibi değil.
İlişki yaşayış biçimleri çok hızlı, çok acımasız, çok da seks üzerine kurulu.
Asıl eğlence, asıl komedi, asıl labirent orada yani.
Geçiniz bu evde kalma/börek açma muhabbetini
artık.

Kente bahar geldiğini nereden anlarsın?

İstanbul Film Festivali’nin 34’üncüsü 4 Nisan’da başlıyor. Kentin dört bir yanına serpiştirilmiş ilanlardaki sloganlardan öğrendim.
Bir tanesi çok zıpırdı:
“Bizim için kötü adam son bileti alandır.”
Aslında bu slogan kanayan bir yaraya da parmak basmış.
Çünkü biletlerin Lale Kart sahipleri tarafından ön satışta hızla tüketildiği hep eleştiri konusu olmuştur öğrenciler ve festival gediklileri tarafından...
Bir diğer acı husus, festivalin Beyoğlu tarafı.
Emek’in yokluğu nedeniyle festival bu bölgede epeydir Atlas ve Beyoğlu sinemalarına yoğunlaşmış durumda.
Ortaköy Feriye iyi bir alternatif, ama trafiği düşününce, özellikle akşamları orada filme gitmek kabusa dönüşebilir.
Nişantaşı City’s salonu ise bu yıl ilginç bir şekilde yok.
Oysa buraya yakışıyordu festival filmleri.
Kadıköy’ün kurtarıcısı her zamanki gibi Rexx. Yıllardır değişmeyen tek adres.
Hatırlıyorum (Altın Kızlar’daki Sophia gibi oldum bir an, “Yıl 1942, Sicilya” diye başlarsam şaşırmayın), bir filmin seansı sadece oradaydı ve koşa koşa Rexx’e gitmiştim.
Zamanında. Fi tarihinde...
O fi tarihlerinde iki-üç film arka arkaya izlerdim. Şimdi öyle bir sabrım yok.
Neyse, herkese iyi seyirler şimdiden...

Haberin Devamı

Mamut Art hem hoş hem acayip

‘Evde kalmışlık’ daha ne kadar sömürülür

İki yıl önce yola çıkmış kendi halinde genç bir modern sanat fuarı Mamut Art.
Farkı şu: Sürekli yeni sanatçılara yer vermek. Böylece fiyat anlamında ulaşılabilir sanat eseri sunmak, yeni koleksiyonerler yaratmak...
Yaratıcısı/direktörü Seren Kohen harika bir iş yapıyor, bu yıl Akkök Holding’i de sponsor almış, o da çok şahane.
Ama daha fuarın ön gösteriminin olduğu dakikalarda, yani henüz bu mini fuara kimsenin adımını atmadığı anlarda bir baktım birçok eser kırmızı noktalı, çoktan satılmış. Mesela fuarın favorisi, İbrahim Resnelli’nin 5 bin lira değer biçilmiş nefis
karakalem işi.
“Hangi ara satıldı? Hangi koleksiyoner ne ara geldi gördü?” diye sordum.
Meğer adını vermedikleri bir koleksiyoner önceki gün gelmiş bakmış ve satın almış.
Tamam, sanatçı için çok iyi bir şey.
Ama o zaman bunun adına ulaşılabilir sanat fuarı demeyin. Rezervasyonu önceden yapılmış, çoktan satın alınmış sanat eserleri fuarı deyin, olsun bitsin.

Haberin Devamı


NOT: Bugün Mamut Art’ın son günü. Gençler ne yapmış diye gidin bir bakın/görün derim. KüçükÇiftlik Park’ta.

Yazarın Tüm Yazıları