Atalarının çocukları çeliği de dize getirdiler

Uzun bir süredir savunma sanayisini takip ediyorum. Son zamanlarda savunma ürünlerinin büyük bir hızla yol kat ettiği aşikâr. Ancak sanayisi güçlü olmayan bir ülkenin, yüzde 80’e varan yerlilikte savunma ürünleri üretmesi mümkün değildir. Şimdi sizleri Manisa’da kurulu olan, zırh ve aşınmaya dayanıklı çelik üreten ‘Miilux OY’ fabrikasına götüreceğim.

Haberin Devamı

Ancak her zaman olduğu gibi önce zamanda bir yolculuk yapacağız. Türklerin demire ilgisini ve onu işlemedeki maharetini Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin Kültür Yayınları’ndan çıkardığı ve Prof.Dr. Tarık Baykara’nın yazdığı ‘Benzersiz Tasarım Eşsiz Türk Kılıcı YATAĞAN’ adlı kitabından alıntılar yaparak anlatmaya çalışacağım. “Türkler tarih boyunca kendilerini ‘demirci’ bir millet olarak tanımlamıştır. Türk boyları, ileri düzeyde cevher arıtma, döküm, alaşımlandırma, işleme, ısıl işlem, dövme ve metal şekillendirmede çağdaşlarına göre daha gelişmiş bir madencilik ustalığına ve yeteneğine sahiptiler.”

Atalarının çocukları çeliği de dize getirdiler

Haberin Devamı

Bizler için önemli bir efsane olan ‘Ergenekon’un konusu, demirden olduğuna inanılan dağın eritilerek bir çıkış yolu bulunması üzerinedir. Ergenekon’dan çıkılan günün Nevruz olduğuna inanılır ve o günün anısına her yıl bir gün demir kızdırılıp örs üzerinde çekiçle dövülür. Hem efsanelerde hem de hayatın içinde metalürji her zaman önemsenmiştir.

Fatih Sultan Mehmet topu ilk bulan ya da kullanan kişi olmasa da, doğru döküm tekniği ile döneminin “ŞAHİ” adı verilen en büyük topunun dökülmesini sağlamış, bunun için önemli ölçüde kaynak ayırmış ve teknik ekip oluşturmuştur. Bugün kolaymış gibi görünen bu döküm işi, o dönem için neredeyse imkânsıza yakındı. İşin zorluğunu bir örnekle açıklamak gerekir. Hasan Kazankaya’nın ‘İstanbul’un Fethi’ eserinde döküm için gereken kumun hazırlanmasını anlattığı bir mizansen vardır. Fatih’in top dökümü için nelerin lazım olduğunu sorması üzerine Urban’ın cevabı şöyle olmuştur: “Kalıp için Sarıyer dağlarından çamur, Kâğıthane kasabasından balçık getirmek lazım Sultanım, hatta 300-400 bin adet yumurta lazım.” Yine Murat Bardakçı köşe yazısında ‘Türkiye altı asırdan beri, yani Fatih Sultan Mehmed zamanından bu yana ilk kez kendi silahını kendisi yapmaya başladı’ şeklinde konuya değinmiştir. Aslında bu cümle bile farklı bir şey yapmak için metalürji bilgisinin ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermektedir. Son 35 yıldır dünyanın yoğun savaş ortamlarından  geçtiğine hepimiz şahit olduk. Bu kaotik düzen bizi ambargolara ve gizli engelleme süreçlerine sürükledi. Aslında bu sürtüşmenin etkilerini 1960’lı yıllardan beri aktif olarak yaşıyoruz.  Dünyada zırh çeliği deyince akla İsveç, Fransa, Finlandiya ve Avustralya geliyor. 

Haberin Devamı

Ülkemiz son yıllarda tekerlekli ve paletli zırhlı araç üretimde önemli bir üretim kapasitesine ulaşmıştır. Bu hızlı büyüme rakip ülkelerin dikkatini çekmiş ve tahmin edeceğiniz gibi bu durum Türkiye’ye ambargo olarak geri dönmüştür. Zırh çeliğini uzunca bir süre İsveç başta olmak üzere diğer ülkelerden almamız mümkün olmamıştır. Hatta Finlandiya, son NATO müzakerelerine kadar bize zırh çeliğini satmayan ülkeler safında yer almıştır. Avustralya’dan tedariklerle geçici çözümler bulunmuş ancak tercih zırh çeliğinin Türkiye’de üretilmesi üzerine yoğunlaşmıştır. Aslında üretimin Türkiye’de yapılması üzerine defalarca harekete geçilmiş ancak yeterli talep oluşmadığı için dışarıdan tedarike yönelinmiştir. Sonunda savunma firmalarının üretim adetleri yükselince de üretmeye değer bulunmuştur.

Haberin Devamı

Atalarının çocukları çeliği de dize getirdiler

ŞİRKET SATIN ALINDI

Üretime geçilmesi için yıllar geçmesi gerektiği görülünce yurtdışında zırh çeliği üretimi yapan bir firma satın alınmasına karar verildi. Dışa bağımlılığın bitirilmesi konusunda Savunma Sanayii Başkanlığı ve üretici firmaların taleplerini karşılayabilmek amacıyla stratejik bir karar alarak elini taşın altına koyan OYAK Genel Müdürü Süleyman Savaş Erdem ve OYAK Grubu oldu. Finlandiya’da kurulu yüksek mukavemetli çelik ısıl işlem fabrikasına sahip ve önemli bir zırh çeliği üreticisi olan Miilux OY adlı şirketin yüzde 70 hissesi satın alındı. Şirket alındığında Finlandiya ve Polonya’da birer fabrikası vardı. Onlardan daha büyük bir zırh çeliği üretim kapasitesine sahip bir üretim tesisinin Manisa’da kurulmasına karar verildi. İki yıl süreceği öngörülen inşaat altı ayda bitirilip deneme üretimine başlandı.

Haberin Devamı

Atalarının çocukları çeliği de dize getirdiler

OYAK Genel Müdürü Süleyman Savaş Erdem, Miilux OY’un önemini şu cümlelerle anlatıyor:

“Göreve geldiğimizde OYAK’ın ülkemizin yerli zırh çeliğini üretmesi konusunda bir vizyon belirledik. Miilux OY’nin satın alınması bu doğrultuda atılan stratejik bir adımdır. Türkiye savunma sanayisine desteğimizin çok önemli bir göstergesi olan Miilux OY ile Avrupa pazarından da pay almayı ve bölgesel zırh çeliği tedarikçisi olmayı hedefliyoruz. Daha önce Türkiye’de üretilmeyen zırh çeliğinin yerli levha ile de üretimiyle sadece sektörel gelişimi güçlendirmekle kalmadık, savunma sanayimizi dışa bağımlı olmaktan da koruyacak ve Türkiye ekonomisini güçlendirecek önemli bir adım attık.”

Haberin Devamı

Atalarının çocukları çeliği de dize getirdiler
Türkiye artık zırh çeliği ihtiyacını, Manisa’da kurulan fabrikadan karşılayacak.

ÇELİKTE SON NOKTA, DENİZALTI ÇELİĞİ...

Yüksek mukavemetli çeliğin üretiminde kullanılan hammaddenin yurtdışından getirildiği sanılmasın. Tesisi gezerken öğrendim ki bu tesisi kuranlar hammadde konusunda da bir sıkıntı olabileceğini düşünerek ayrı bir çalışma yapmışlar. Zırh çeliği üretmenin zor bir süreç olduğunu söylediler. Demiri hurdadan da üretebilirken, çeliğin muhakkak cevherden üretilmesi gerekiyor. Dökümü esnasında ameliyathane özeni ile hareket etmek gerekiyor. Bunu başarmışlar. Dünyada örneğine az rastlanılan simülasyon merkezi sayesinde, geçmişte zırh geliştirmek için gerekli olan en az 300 ton dökme zorunluluğunu 300 kiloya düşürerek büyük kazanç elde edilmiş. İçeride Altay tankından tutun tüm zırhlı araçlar için çıkartılan ürünler çok etkileyiciydi.

Atalarının çocukları çeliği de dize getirdiler
Fabrikada Altay tankı için geliştirilen zırh çeliği.

Beni en çok memnun eden ise şirketin yalnızca savunma sanayisi için değil aşınmaya dayanıklı nitelikli çelik üretiminde de çalışıyor olması. Türkiye’de damperli kamyondan tutun iş makinalarının kepçelerine kadar binlerce tonluk üretime ihtiyaç var. Kısa sürede bir Türk şirketinin bu ihtiyacı karşılamaya yönelik güven oluşturması ise asıl gerçek başarı. Manisa ve Finlandiya fabrikalarında kapasite artıracak yatırımlar yapılırken  Türkiye’de yeni bir tesis için de çalışma başlatılmış. Şirket bütün yatırımları kendi özkaynaklarıyla yapmış. Bundan sonra Türkiye bu pazarda oyun kurucu olmak istiyorsa bu alanı teşvik kapsamına almalı.

Savunma Sanayii Başkanlığı’nın ‘zırh kullanımında Türk çeliği olacak’ şartı testleri geçmesi için geçerli. Nitekim askerimizin güvenliği ancak bu şekilde sağlanabilir. Zırh çeliğinde işin nirvanası denizaltı çeliği üretmek.

Uzaya çıkmanın tersi zorluk denizaltında derinlere inmek. Şimdiye kadar iki ülke bu çeliği üretebilmiş. Çelik üreticileri birliği artık Türkiye’nin bunu çalışmaya başladığını söylüyor. İnşallah bize de bu başarıyı yazmak düşer. Ergenekon destanının çocukları gerçek hayatta dağı delmeyecekler ancak yakın zamanda İsveç çeliğini geçerek bize gururu yaşatacaklar. Türkiye’nin ikinci yüzyılına bir başarı hikâyesi daha ekleyecekler.

ÇELİK LEVHALAR ŞOKLANIYOR

- Bugün ‘Miilux Protection‘ markası altında zırh çelikleri, özellikle yoğun kullanıma sahip tekerlekli veya paletli muharebe araç üreticilerine balistik koruma sağlıyor. Tesisi gezerken olayı tam olarak anlamaya çalıştım. Büyük bir demir çelik fabrikasını beklerken o hassas dokunuşların yapıldığı farklı bir tesis gördüm. Hani hep gözünüzün önüne gelen sahneyi bekledim, koca bir kazan içinde erimiş cevherin döküldüğü koca levhalar. Etrafta uçuşan kıvılcımlar ve çıkan buharlar. Ancak bu tesis farklı. Buraya gelen çelik levhalar Türkiye’deki fabrikalarda üretilmiş şekilde buraya gönderiliyor. Burayı çeliğin su ve ısı ile terbiye edildiği yer olarak düşünün. Kılıç ısıtıldıktan sonra nasıl suya sokuluyor ise, burada da özel bir işlem bilgisi ile çelik levhalar yüksek ısıl işlem sıcaklıklarında ısıtılıp daha sonra derecesi kontrol altında tutulan su ile şoklanıyor. Üretilecek her bir çeliğin farklı reçetesi var ve reçetesine uygun olarak işleme alınıyor. Fabrikanın Genel Müdürü Yavuz Yeldan’a sordum:

İHTİYACIN TAMAMINI KARŞILAYABİLİYORUZ

-Şu anda kapasite olarak Türkiye’de üretilecek zırhlı araçların zırh çeliğini karşılayabiliyor musunuz?

“Türkiye’de kurulu tesisimiz bu ihtiyacın tamamını karşılayabilecek kapasitededir. Ekstra bir durum oluşursa diğer tesislerimizden takviye yapma şansına sahibiz. Şu anda kurduğumuz tesis, zırh çeliği üretirken aynı zamanda sivil piyasanın ihtiyaç duyduğu aşınmaya dayanıklı özel nitelikli çelik de üretmeye başladı. Geldiğimiz aşamada zırh çeliğinde yer alan farklı ebatlardaki çeliği üretme ve ARGE yeteneğimiz bizi rakiplerimizin önüne çıkarmaya başladı. Savunma Sanayii Başkanlığı’nın yerli zırh çeliği kullanımını şart koşması da tesislerin büyümesini sağlayacak. Düşünsenize bir zırhlı araçta yerli zırh kullanımı yerlilik oranını yaklaşık yüzde 8 ile 10 arasında artırabiliyor.”

İçeride dolaşırken aklımdan geçen cümle hep şu oldu: “Fatih’in topları döktüğü gibi, Yatağanlı kılıç ustalarının kılıcı suya verdikleri gibi müthiş bir tesisi bu ülkeye kazandırmışlar.”

Atalarının çocukları çeliği de dize getirdiler

KONSEPT YARATAN GEMİ TCG ANADOLU

-Türkiye’nin en büyük savaş gemisi, ‘Amiral Gemi’ unvanını alarak donanmaya katıldı. Her zaman söylediğim bir kavram vardır; ürettiğiniz savunma sanayisi ürünleri bazen bir ürün olmanın ötesinde, içinde büyük misyonları da barındırır. Türkiye 12 ülkede kullanılan çok maksatlı amfibi bir gemiye sahip oldu. Fakat askeri ve savunma sanayi teknojisini bu gemiye aktararak dünyanın ilk ‘SİHA Gemisi’ konseptini hayata geçirdi. Üzerinde ilk kez insansız bir savaş uçağı kullanılacak.

Atalarının çocukları çeliği de dize getirdiler

DÜNYAYA DA ÖRNEK OLACAK

Bu konsept bundan sonra diğer ülkeler için de bir örnek doktrin haline dönecek. İnsansız savaş uçağı üreten ve satan bir ülke olmadığı için de Türkiye konsept ile beraber ürün satmayı da öğrenmiş olacak.

Atalarının çocukları çeliği de dize getirdiler

Türkiye’nin ilgi alanlarının artık etki alanına dönme zamanı geldi. Bunu askeri, ekonomik ve diplomatik güç unsurlarınızla destekleyemiyorsanız başarma şansınız olmaz. TCG Anadolu, Türkiye’nin kuvvet çarpanı ve Türk donanmasının artan güç aktarım kapasitesinin simgesi olacak.

Pruvanız Neta, dümeniniz Viya olsun...

Yazarın Tüm Yazıları