İnsana eşya muamelesi yapmak

Kitabı Incognito’da beynin işleyiş mekanizmasını anlatan ünlü nörobilimci David Eagleman, insanların duygusal bağ kurmadıkları insanlara karşı tutumlarını modern çağın savaşları örneği üzerinden anlatır:

Haberin Devamı


“Artık tek bir düğmeye basarak İran Körfezi ve Kızıldeniz’deki donanma gemilerinin güvertelerinden 40 adet yüzeyden yüzeye Tomahawk füzesi fırlatabiliyoruz. Bağdat’ın binaları dumanlar arasından kaybolurken füze operatörleri düğmeye basma eyleminin sonuçlarını dakikalar içinde CNN’den canlı olarak izleyebiliyorlar. 
Fiziksel yakınlık olmadığı için duygusal etkiler de eriyip gidiyor artık. Savaşın bu kişiler üstü doğası, onu şaşırtıcı biçimde kolaylaştırıyor. 1960’lı yıllarda bir siyasi düşünür, nükleer savaşı başlatacak düğmenin ameliyatla Başkan’ın en yakın arkadaşının göğsüne yerleştirilmesi gerektiğini ileri sürmüştü. Böylece, dünyanın ucundaki milyonlarca insanı yok etmeye karar verirse önce arkadaşına fiziksel zarar vermesi, düğmeye ulaşmak için onun göğsünü yarması gerekecekti. Bu durum, en azından karar verme sürecinde duygusal beyin sistemlerini de devreye sokacak, kararın kişiler üstü doğasının önüne geçmek mümkün olacaktı...”
Şimdi bu konu üzerinden Vatan Şaşmaz olayına bir bakalım...
Eğer Şaşmaz’ın kanlar içindeki fotoğrafını satmaya çalışan kadın, sattığı her fotoğraf için kendi yakınına ölümcül bir zarar verecek olsa, böyle bir pazarlık içine girer miydi? Hayır...
Eğer Şaşmaz’ın “Çocuklar Duymasın”daki rolünü oynamak üzere kendi oğlunu pazarlayan adama “Oğlun dizide oynar ama yüzde 50 kalbinin durma ihtimali var” deselerdi, bu pazarlığı düşünmeyi aklından geçirebilir miydi? Elbette hayır...
Twitter’da Vatan Şaşmaz şakası yapan trol, bu şakası karşılığında yakın arkadaşını yakın bir zamanda bir cinayete kurban verecek olsa, aynı şakayı yapabilir miydi? Bunun cevabı da hayır...
Vatan Şaşmaz üzerinden yapılacak her vicdansızlığın, o vicdansızlığı yapacak kişilere bir bedeli olsaydı, bu insanlar “Ya benim yakınıma bir şey olursa” endişesini taşıyacakları için ağızlarını bıçak açmazdı. Aynı yukarıda anlatılan “Savaşı başlatacak düğmenin Başkan’ın en yakın arkadaşının göğsünün içinde olması” örneği gibi. 
Eylemleri kendi yakınlarına da zarar verecek olsa, kıllarını kıpırdatmazlardı.
“Kurban” fiziksel ve duygusal olarak kişiden ne kadar uzaksa, o kişi için hayat olağan seyriyle devam edebiliyor. 
Acı bir biçimde, haksızca kaybettiğimiz bir canın ardından hiç üzülmemek, eğer o kişiyi tanımıyorsanız belki mümkün ama Vatan Şaşmaz’ın ardından yaşananlar, savaş üzerinden verilen örneğin de dışına çıkıyor. 
Toplumları çatırdatan en önemli faktörlerden biri, kendi alanı dışında yaşanan acıları umursamayan insanların davranışları. Bunu bir “Vatan Şaşmaz olayı” olarak görmeyin. 
O insanları çok iyi tanıyorsunuz aslında. Başkalarının çocuğunun başına gelenleri, başkalarının yaşadığı acıları, başkalarının düştüğü çaresizlikleri kendi başlarına gelmediği için tuhaf bir zevk eşliğinde izlerler. Başkalarının başına gelenler ancak “şükretme malzemesi”dir onlar için...
“Kendi alanımızı koruyarak” ve tüm duygu durumumuzu o alan içinde sınırlayarak hayatta kalamıyoruz ne yazık ki. Toplumların gelişmesi, huzur içinde yaşayabilmesi, kendine benzemeyen, kendi gibi yaşamayan, hiç tanımadığı insanların hayatı konusunda endişelenenlerin varlığı ile mümkün ancak. 
Bu olay, tanınmış insanların nasıl eşyalaştırıldığının da önemli bir göstergesi.
Tanınmış kişilerin sosyal medya paylaşımları altına ağır hakaretler yazanlar, çocuklarına dahi küfredebilenler bu insanlar arasından çıkıyor.

Haberin Devamı

“Televizyon yüzü” olmak...

Haberin Devamı

Bu iş sadece tanınmış insanlarla sınırlı da kalmıyor elbette... Başkalarının acılarına kayıtsız kalmak, onları eşyalaştırmaktan geçiyor. Böylece acıdan kaçmak, kendi alanının içinde kalmak kolaylaşıyor kimileri için. Bu bir yanılsama ancak onlar acıdan kaçabildiklerini düşünüyorlar... 
Vatan Şaşmaz’ın bir cinayete kurban gitmesinin üzerinde bu kadar kolaylıkla tepinmelerinin en önemli nedeni, Şaşmaz’ın bir “televizyon yüzü” olması ile ilgili. Kendi alanı dışında yaşanan bir acıya kayıtsız kalıp üzerinde tepinebilmek, ancak bir insanı eşyalaştırmakla, insan olmaktan çıkarıp bir “televizyon figürü” olarak kodlamakla mümkün. 
Bu acımasızlığı, bu dedektiflik dizisi izler gibi halleri, sadece insan doğasının “fiziksel yakınlık kuramadığı insanla duygusal bağ da kuramaması” ile açıklamak mümkün değil. 
Bu bir çürümedir.
İnsanlığını kaybetmişlerin paylaşımlarını yaymayı reddederek çürümenin bir parçası olmamak da bir seçenek. 
Eşine, yakınlarına, sevenlerine sabır dilemekten başka şey gelmiyor elden.

Yazarın Tüm Yazıları