"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

O elbise ‘o elbise’ miydi?

MECLİS’teki Yüce Divan oylamasında, eski bakanlardan Egemen Bağış’ın, “tarzı” çok konuşuldu.

Oyunu sepete öyle bir atışı vardı ki Shaquille O’Neal, Boston Celtics potasına tek elle smaç yaparken bile yüzüne öyle bir ifade konduramaz!
Bu “tarz” üzerine sosyal medyada çok şey yazıldı çizildi, onları tekrarlamama gerek yok.
Benim merak ettiğim konu başka.
Bağış Bey’in üzerinde iyi dikilmiş şahane bir lacivert takım elbise vardı.
Boru değil, yakası bile el dikişiyle “bastırılmış” bir takım elbiseydi.
Kıskandım diyemem, çünkü biraz zayıflaması lazım, zayıflayamıyorsa kruvaze ceket daha doğru bir seçim olur.
Ben o sahneyi izlerken aklıma Reza Bey kardeşimizin telefonda söylediği sözler geldi.
“Bir takım elbise alın, ceplerine 500 bin dolar doldurup götürün” sözleri!
Merak ettiğim şey işte budur.
Bağış Bey’in üzerindeki o laci takım, ceplerine 500 bin dolar doldurulan o elbise miydi?
“Bakara makara”
gibi esprilere yatkın olduğu için bence o gün bir “istihza” ifadesi olarak ceplerine dolar doldurulan o elbiseyi giymiştir diye düşündüm.
“Osmanlıca” bilmeyenler için açıklama yapayım: Bu kez “ikili” kuralını uyguluyoruz, sondaki iki sessiz harfi alıyoruz, H ve Z.
Bunu Arapçada “huzü” diye okuruz, “ü” harfinin üzerinde “noktalar” yok, ama benim bilgisayarımda da o “uzatma” işareti yok, öyle yazdım mecburen.
“İstihza”, Arapçada “huzü” kökünden, “alay etmek” anlamına geliyor.
“İnce alay ya da birilerini makaraya almak” durumunu tanımlamak için kullanıyoruz.
Rahmetli Aka Gündüz’ün bir eserinden alıntı yapayım ki kelimeyi cümle içinde de kullanmış olalım, gençler iyice bellesinler:
“Demek Kamil Bey denilen cani, memleket halkıyla istihza ediyordu”!

Kedi değilim meraktan ölmem!

HATIRLIYOR musunuz bilemedim, ben unutmadım.
Niğde Ulukışla’da çevirme yapan bir polis ve bir jandarmanın şehit olduğu, bir kamyon sürücüsünün hayatını kaybettiği bir olay yaşanmıştı.
IŞİD militanı Bünyamin Zu’nun yakalandığı saldırıdan söz ediyorum.
Oğlanda korku filmindeki “Chucky” tipi vardı, mutlaka hatırlarsınız.
Bu “din kardeşimiz” İstanbul’da bulunduğu sırada bir “dernek”ten yardım almış, yatacak yer, yiyecek yemek vs.
Evrensel gazetesinden Eda Yıldırım’ın haberine göre “Chucky”, İstanbul’da adının “Muhammed” olduğunu söylediği birisiyle buluşmuş, kim bilir belki de benim gibi “Mehmet” olabilir, aynı isim ne de olsa.
IŞİD teröristi, İstanbul’da ambleminde açık yeşil renkler olan bir yardımlaşma derneğini ‘çalıştığı yer’ olarak gösteren bu bey ile buluşmuş.
Onu bir eve götürmüşler, “geleceğin mücahitleri” diye tanımlanan çok genç insanlar da oradaymış.
Terörist bunları ifadesinde anlatmış ama savcılık bunun peşine düşmemiş.
Teröriste yardım edenler kimlerdi, nasıl bir legal görüntünün arkasına saklanmışlardı?
Bunu merak edip araştırmamış.
Gerçi “Merak kediyi öldürür” diye bir İngiliz atasözü var ama savcılar kedi değil, o başkası.
Deniz Feneri’ni soruştururken hapse girmekten son anda kurtulan savcımızdan öğrenmiştik.
Hani damda gezip, miyav diyen ve yolsuzluk soruşturmaları kendisine ulaşmasın diye savcılara baskı yapan “hırsızlar imparatoru” var ya, gerçek kedi o.
Bir de benim gibi “meraklılar” var, “Merak kediyi öldürür” diye bilsek de umurumuzda olmaz, kedi değiliz çünkü.
Savcı beyler bunu niye araştırmadılar, niye
Chucky’nin iddianamesinde onlar yok?
Gerçekten çok merak ediyorum! Ama gerçekten çok!


Darbe iddianamesini görelim artık


BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu’na göre Meclis’teki Yüce Divan oylaması, darbe teşebbüsünü tescil etmiş!
Yani, bakanlara verilen saatler, elbise torbalarında, ayakkabı kutularında, çikolata tepsileri içinde gönderilen paralar, bakanların işadamlarının önüne yatması, adamın yakınlarını vatandaşlığa geçirmek için “hediye almaları”, bunların hepsi bir darbe planının parçasıymış.
Tabii henüz bu darbe teşebbüsü ile ilgili bir dava açılmış değil.
Onun için bakanların bu oyunun içine nasıl girip de bu paraları kabul ederek darbeye zemin hazırlamış olabileceklerini bilmiyoruz.
Bu işin bir darbe teşebbüsü olduğunu söyleyenler sıradan insanlar değil.
Başta Cumhurbaşkanı, onun arkasından Başbakan, bakanlar, AKP ileri gelenleri, bunun bir darbe teşebbüsü olduğunu söyleyip duruyorlar.
Eminim ki savcılarımız da şimdi harıl harıl bu darbe teşebbüsü ile ilgili soruşturmayı tamamlamaya çalışıyor olmalılar.
Darbeyi kim yapacaktı ve bu bakanları bu işlere nasıl ikna ederek darbeye zemin yarattılar?
Bunu öğrenmek hepimizin hakkı olmalıdır.
Bunca para trafiği, telefon konuşmaları, açıklanması zor zenginleşmeler bu darbeyi planlayan “üst aklın” bir işiyse ve bakanlar gerçekten masum ise o zaman “itibar iadesi” de şart oluyor haliyle.
Bu da bir tek şekilde yapılabilir: Bakanların göreve iadeleri ile!
Madem masumlar, madem bu bir darbe girişimiydi, işte savcılık takipsizlik verdi, TBMM Soruşturma Komisyonu ve TBMM Genel Kurulu, Yüce Divan’a gönderilmelerinin gerekli olmadığına karar verdi, yapılması gereken budur.
Hadi görelim bakalım, ne olacak?
“Masum bakanlar” görevlerine geri dönecekler mi, gelecek seçimde yine aday gösterilecekler mi?

X