Kim 1 milyon dolar verir?

TC Vatandaşlık Kanunu uygulama yönetmeliği değiştirildi.

Haberin Devamı

Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliğine göre en az 1 milyon dolar tutarındaki gayrimenkulü satın alan yabancılara TC vatandaşlığı verilecek.

Dünyada son yıllarda yaygınlaşan bir uygulama bu. “Citizenship investment” deniliyor, “vatandaşlık yatırımı” anlamında.

Özellikle ekonomik kriz yaşayan ülkeler, bunu bir gelir kapısı gibi görüyorlar.

En çok tercih edilenlerin Birleşik Krallık, Kanada gibi demokrasisi ve ekonomisi gelişmiş, istikrarlı veya “pasaportu değerli” ülkeler olduğunu da biliyoruz.

Türkiye’de de yaşanan gelişmelerden endişelenen ve böyle yatırımları yapmaya gücü olanların özellikle AB üyesi ülkeleri tercih ettiği de bir sır değil. Böyle bir yatırım yapınca önce uzun süreli bir oturma izni, sonra belli şartlar yerine gelince de pasaport alabiliyorlar.

Türkiye’nin bu işte çok geç kaldığını söyleyebiliriz.

2010’a kadar Türkiye, “yükselen yıldız” olarak kabul ediliyordu.

Gelişmekte olan ekonomisi, demokrasisinin eksikliklerine rağmen gelişme yönünde olması, AB üyeliği yolunda ilerleme isteği gibi nedenlerle.

Ama bugünkü Türkiye o günlerden çok farklı.

Terör saldırısı altında bir ülke. Suriye’deki savaşa artık askeri gücüyle de dahil olmuş bir ülke. Ekonomisi eski canlılığını yitirmiş, turizm sektörü ciddi bir krize girmiş, parası istikrarsız!

TBMM’de görüşülen Anayasa değişikliğiyle, rejim değişikliğine doğru yol alan bir ülke.

Ayrıca devlet büyüklerinin demeçlerini okursanız anlıyorsunuz ki düvel-i muazzama bu ülkeyi parçalamak istiyor.

Böyle bir ülkeye güvenip vatandaşı olmak için kim 1 milyon dolarını yatırır, gerçekten merak ediyorum.


KÜRSÜSÜ KIRIK MECLİS
ANAYASA değişikliği görüşmelerinde çıkan kavganın sonucunda sadece milletvekilleri yaralanmadı, kürsü de kırıldı.

Kaderin bir oyunu olmalı bu.

Anayasa değişikliği ile Meclis’in yetkileri, cumhurbaşkanı seçilmeyi başarabilecek bir tek kişiye devredilecek.

O tarihten sonra Meclis’te bir kürsüye de gerek yok zaten.

Anayasa değişikliklerinin olası sonuçları ile ilgili olarak bugüne kadar çok yazı yazdım.

Maddeler görüşülürken, aynı yazıları kopyalayıp yeniden yayınlamak bana hayli vakit kazandırır ama bir anlamı da yok artık.

AKP’li Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop, değişiklikler Meclis’ten geçmezse bir erken seçimin kaçınılmaz olduğunu söyledi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de aynı fikirde.

Bu, kendi milletvekillerine yönelik bir tür “rest” aslında.

Demek istiyorlar ki “Oyunuzu dikkatli kullanın, ters bir duruma neden olursanız erken seçimde koltukları kaybedersiniz, haberiniz olsun”.

“Ülkenin geleceği söz konusu iken kim kendi koltuğunu düşünür” demeyin.

Gizli olması gereken oylamada fişlerini gururla göstermeyi normal kabul eden bir siyasi kültürün hâkim olduğu siyaset dünyamızda, bu restin işe yaramaması söz konusu bile değil.

Vatana, millete hayırlı olsun!


GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR
GAZETECİ Hasan Cemal, dün bir kez daha hâkim karşısındaydı. “Terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle hakkında iki yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Dünkü duruşmada Hasan Cemal savunmasını yaptı ve karar için mahkeme 14 Şubat tarihine gün verdi.

Sevgililer Günü’nde ya mahkûm edilecek ya da beraat edecek.

Hasan Cemal’in mahkemedeki savunmasını, “kayda geçsin” diye buraya aktarıyorum.

“T24’te, 11 Temmuz 2016 tarihinde Fehman Hüseyin başlıklı yazıyı ben yazdım.

47 yıllık gazeteciyim.

1980’li yıllardan itibaren PKK ve Kürt sorunu ile ilgilenmekteyim. 

Bu konuda sayısız yazı yazdım. Doğrudan bu konuyla ilgili 4 kitabım var.

Bugüne kadar hiçbir yazım ve kitabım hakkında terör örgütü propagandası ve terör örgütü bağlantısı suçlamalarıyla bir soruşturma yapılmadı.

11 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan bu yazımın benzeri 2014 yılında çıkan Kürdistan Günlükleri’nde yer aldı. Bu kitap da herhangi bir soruşturmaya tabi tutulmadı.

Fehman Hüseyin’le 2013 yılı mayıs ayında görüştüm. Bu görüşme T24’te yayımlandı.

Gazeteci bir gün dağ başında devlete silah çekmiş bir örgüt lideriyle de görüşür, daha sonra Başbakan ile de görüşür, daha sonra denize açılıp tatil de yapar.

Bu, gazeteciliğinin bir cilvesi ve çelişkisidir.

Bu yazımda da bir gazeteci olarak mesleğimle ilgili duygu ve düşüncelerimi açıklamaya çalışmıştım.

1993 yılında Bekaa Vadisi’nde Abdullah Öcalan ile de görüştüm. Bu görüşme Sabah gazetesinde yayımlanmıştı.

Yine 2009’da, 2011’de Kandil’de Murat Karayılan ile görüştüm. Bunlar Milliyet’te çıktı.

2013’teki Karayılan görüşmesi de T24 internet gazetesinde yayımlandı.

Bu görüşmelerden dolayı hakkımda herhangi bir soruşturma açılmadı.      

Bütün bu faaliyetlerim gazetecilik faaliyetleri içerisinde olmuştur. Herhangi bir suç işlediğimi sanmıyorum.

Sayın Yargıçlar, gazetecilik suç değildir!”

Yazarın Tüm Yazıları