"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Gazeteci-terörist tartışmasındaki konumum

HİDAYET Karaca ve Ekrem Dumanlı’nın “terör örgütü” üyeliği–yöneticiliği ile soruşturulması, birinin tutuklanıp diğerinin yurtdışına çıkmasının yasaklanması tartışılıyor.

İktidara yakın çevreler, bu beylerin –ki kendileri cemaat medyasının önde gelen isimleri– gazetecilik nedeniyle soruşturulmadıklarını savunuyor.
Bir kısım görüş sahibi, “Onlar da eskiden böyle şeyleri savunmuşlardı, şimdi başlarına gelenleri çeksinler” diye düşünüyor.
Batı basını ve Türkiye’deki bir çevre de bu kişilerin soruşturulmasının esasen basın özgürlüğünü ihlali olduğunu düşünüyorlar.
Ben ise daha önce Ergenekon soruşturmaları ve davası sırasında savunduğum şeyleri savunuyorum.
Ahmet Şık, Nedim Şener, Tuncay Özkan, Soner Yalçın, Mustafa Balbay, Dilek Demiral ve daha birçok gazeteci için neler yazdığımı hatırlıyorum.
Savcı, mesleği gazetecilik olan bir sanığı sorgularken, neler soruyor, ona bakarım.
Eğer savcı “Bu haberi niye yazdın”, “Bu filmi niye çektin”, “O yazıyı yazmanı sana kim söyledi”, “Bu yazdığını nereden öğrenmiştin” diye soruyorsa, kararım kesindir: O sanık, gazetecilik faaliyeti nedeniyle sorgulanıyordur.
Savcı şöyle bir sorgu yapıyorsa, o zaman durur, bir nefes alır, savcının elindeki kanıtları ortaya koymasını beklerim:
“Abdülrezzak, sen ve Gaffar bir toplantı yaptınız, ardından başı kesik bir horoz Kızılay’daki ağacın dibinde bulundu. Horozu kesen bıçak senin evindeki araştırmada ele geçirildi. Bunu neden yaptınız?”
Ya da mesela şöyle bir soru:
“Sana Pensilvanya’dan bir telefon geldi, sen de hemen Murtaza’yı aradın ve Murtaza da gidip Ulus’taki umumi tuvalete bomba koydu. Aranızda nasıl bir ilişki var?”
Savcılık sorgulamasından sızan bilgilere bakıyorum, böyle bir soru yok.
“Silahlı terör örgütü” suçlamasına bakıyorum, ortada silah yok, silahlı eylem yok.
Sorduğu sorulara bakıyorum, “Onu niye yazdın, bu filmi niye çektin” gibisinden sorular var.
O zaman Ergenekon soruşturmasında gazetecilerin başına ne geldiyse, bu insanların da başına aynı şey gelmiştir diye düşünürüm.
Onların geçmişte başkaları için böyle düşünmemiş olmaları fikrimi değiştirmez.
Savcı, eğer bir terör örgütü soruşturması yapıyorsa, bunu delilleriyle ortaya koymalıdır, sorgulamayı o somut deliller üzerinden yapmalıdır.
Bunu yapmıyor da yayınlanan haberleri, çekilen filmleri vs sorguluyorsa kusura bakmasın ama başkası inansa da ben bir terör örgütünün varlığına inanmam.
Bu beyler, geçmişte bazı arkadaşlarımızın senelerce hapislerde yatmasına alkış tuttular, bununla mutlu oldular.
Ben onlarla aynı duruma düşmek istemem, rüyamda görsem ter içinde uyanırım.
Savcıya derim ki, terör örgütü diyorsun: Yaptıkları eylemleri, ellerindeki silahları, örgütsel ilişki içinde olduklarını gösteren delilleri görelim.
O güne kadar elimizdeki tek bilgi “O haberi niye yaptın, bu filmi niye çektin”den ibaret ise bunu kabul edemem!


Kürt partisi seçime nasıl girecek?

SEÇİMLER yaklaşıyor ve bu seçimlerin sonucunu en çok etkileyecek konu, HDP’nin seçime parti olarak mı gireceği yoksa eskiden olduğu gibi bağımsız adaylarla mı yarışacağı.
Kamuoyu araştırmaları HDP’nin barajı geçmeye bir puan kadar yakın olduğunu gösteriyor ama artık seçim araştırmalarına ne kadar inanabileceğimizi size bırakıyorum.
Aradaki bir puan en iyi araştırmanın bile hata payının içinde yer alıyor.
HDP seçimlere parti olarak girer ve barajı geçebilirse, Recep Tayyip Erdoğan’ın Anayasa’yı değiştirip başkanlık sistemini getirmesi br hayal olacak.
HDP seçimlere parti olarak girip barajı geçemez ise AKP, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun birçok kentinde tulum çıkaracak, Anayasa’yı istediği gibi değiştirebileceği bir Meclis çoğunluğu elde edecek.
Konuşulanlara bakarsanız “çözüm süreci” pazarlıklarının içinde artık bu konu da var.
Hükümet, önce Apo’yu sonra onun aracılığıyla partisini bu yönde ikna edecek ki sistemi değiştirebilsin.
Bu arada nasıl sözler veriliyor onu da tahmin etmek zor değil.
“Anayasa’yı değiştireceğiz, siz de kendi bölgenizde kendi meclisinizi kurabileceksiniz” gibi vaatler, büyük olasılıkla Apo’nun da ağzının suyunu akıtıyordur.
Bu anlattığım bir komplo teorisi elbette, inanıyor musun diye sorarsanız ben komplo teorilerine inanmam. Ama sonuç olarak burası Ortadoğu!
Bu teori de gerçek olursa şaşırmayın!
Seçimden sonra AKP’nin verdiği sözden vazgeçtiğini duyarsanız ona da hiç şaşırmayın.


Doğum kontrolü bu işi örtmeye yetmez

BU yazıyı yazdığım saate kadar dört bakan ile ilgili olarak kurulan yolsuzlukları araştırma komisyonu henüz bir karar vermemişti.
Cumhurbaşkanı bir ön çıkış yapıp, “Doğum kontrolü dediler, neslimizi kuruttular” dedi ve bu sözlerinin üzerine atlayıp yolsuzlukları unutmamızı istedi ama bence bu kez bu manevra işe yaramayacak.
Elbette sosyal medyada bununla ilgili olarak eğlenceli konuşmalar olacaktır ama önümüzde öyle bir dosya var ki komisyon ne karar verirse versin, daha uzun yıllar konuşacağız.
TBMM komisyonu, yolsuzluk dosyaları ile karar vermeye çalışırken İspanya’da, prensesin yolsuzluk nedeniyle mahkemenin karşısına çıkacağı ile ilgili haberler ajanslardan geçiyordu.
Bakalım Türkiye ile ilgili olarak nasıl haberler yapılacak.
Siz bu yazıyı okurken sonucu biliyor olacaksınız, ben de artık yarınki yazımda bu işe bakacağım.

X