"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Demokrasi bayramı kutluyoruz, ama!

GEÇEN gün bir televizyon programında üniversitede öğretim üyesi olan konuşmacılardan biri, “genel bakışın” tersine bazı sözler söylediği için programdan kovuldu.

İsme gerek yok, söylediği sözlerin ne olduğu da önemli değil.

 

Önemli olan, o gün, o televizyon kanalında, o programa katılan diğer konuşmacıların ve sunucunun düşündüğünün tersine bir şeyler söylemiş olması.

 

Aslına bakarsanız onların söylediğinin tersine bir şey de söylemiyor.

 

Kendince bir durum tespiti yapıyor. Katılıyor olabilirsiniz, karşı da olabilirsiniz bu tespite.

 

Program zaten bir tartışma programı.

 

Bu ne demek: Konuşmacılar zaten farklı düşünüyor olmalı ki bir konu üzerine tartışsınlar, meselenin değişik boyutlarını gözler önüne sersinler. İzleyiciler de bunu dinleyip kendilerince bir sonuca varsınlar.

 

Ama hayır, böyle olmuyor!

 

Diğer iki tartışmacı, konuşmacıyı neredeyse hainlikle suçluyor, sonunda da reklam arası ve şut!

 

Ve bu olay “demokrasi bayramı” kutladığımız bugünlerde cereyan ediyor.

 

Demokrasi bayramı kutluyoruz ama başkalarının fikirlerine şu kadarcık tahammül edemeyenler var. Ve sayıları da hiç az değil.

 

O programda üç kişiler belki ama yüksekçe bir yere çıkıp bakarsanız milyonlar göreceksiniz!

 

Siyasi fikri, eğilimi birbirinden son derece farklı olsa da “hoşgörüsüzlük, karşındakine saygı duymamak, en saçma fikri bile sonuna kadar dinlemeye tahammül etmemek” zemininde birleşen antidemokratlar ordusu!

 

Türkiye’nin temel sorunu bu!

 

Darbecilik de bundan besleniyor, partizanlık da, bölücülük de!

 

Umalım ki bu son deneyim herkese ders olsun.

 

SADULLAH BEY HİÇ İNANDIRICI DEĞİL

 

ESKİ Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Fetullah Gülen cemaatinin devlet içinde devlet olacak şekilde örgütlendiğinin farkına 7 Şubat 2012 tarihindeki MİT krizi nedeniyle vardığını söylüyor.

 

Sadullah Bey, 1 Mayıs 2009’dan 25 Aralık 2013 tarihine kadar, 60 ve 61. hükümetlerde Adalet Bakanı olarak görev yaptı.

 

Görevde bulunduğu süre, bugünkü moda deyimle FETÖ’nün devlet içinde en azgın şekilde at koşturduğu döneme denk geliyor.

 

Silahlı Kuvvetler’in bütün komuta kademesinin değişmesine neden olan ve bugünkü darbe girişiminin temellerinin atıldığı Balyoz davası onun dönemindeydi.

 

Fetullah Gülen ve hükümet muhaliflerini cezalandırmak amacıyla bir torba davaya dönüştürülen Ergenekon davaları da Sadullah Bey, Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı iken yürütüldü.

 

Askeri casusluk davası, amirallere suikast davaları da!

 

Ve bütün görev süresi boyunca soruşturmalardaki usulsüzlükler, savcı ve yargıçların belli bir amaç doğrultusunda peşin hükümlü oldukları sürekli gündeme getirildi.

 

Bu savcıların, Fetullah Gülen cemaati adına çalıştıkları apaçık ortadaydı. Fetullahçılara “dokunanın yandığı” bir dönemdi.

 

O dönemde, bugün hepsi kaçak ya da hapiste olan savcı ve hâkimlere kol kanat geren kişi, HSYK Başkanı ve Adalet Bakanı olarak bizzat kendisiydi.

 

Bütün bu süreç içinde bu konu defalarca gündeme geldi, gazetelerde yazıldı, kitaplar yayınlandı.

 

Ve Sadullah Bey’in, bütün bu olup bitenlerin farkına varabilmesi için 7 Şubat 2012’de, MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağırılması gerekiyormuş!

 

Merak ettim, o sürede hiç gazete okumadı mı? Hiç aklına gelmedi mi, dosyalara vs şöyle bir göz atmak?

 

Balyoz davasındaki çelişkileri ortaya seren haberlere, analizlere vs bakınca aklına hiç mi kurt düşmedi?

 

Sadullah Bey, size şunu söyleyeyim ki hiç inandırıcı değilsiniz.

 

Her şeyin farkındaydınız, hepsi sizin gözlerinizin önünde, kol kanat germeniz sebebiyle mümkün olabildi.

 

Bu masalları ileride anlatmak üzere torunlarınıza saklayın, o dönemi yaşadık ve hâlâ anılarımız taze.

 

ÖLÜLER ÜZERİNDEN ŞOV YAPMAYIN

 

İSTANBUL Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bir “hainler mezarlığı” kurmuş, ilk defin işlemini de yaptırmış.

 

Gazetede fotoğrafı da vardı, çorak bir arazi ve bir tabela: Hainler Mezarlığı!

 

Türkiye gibi “haini bol” bir ülkede akıllı bir yatırım gibi görünüyor ilk bakışta.

 

Ama benim bildiğim İslam dininde, ölüleri kim olurlarsa olsunlar hayırla anmak diye bir şey var.

 

Ölünün arkasından kötü konuşulmamasını öneren bir hadis de hatırlıyorum.

 

İlahiyatçılar eminim benim bildiklerimden çok daha fazlasını da biliyorlardır.

 

Diyanet İşleri Başkanı da darbe girişimi yapıp da ölen darbecilerin cenazeleri için dini hizmet verilmemesini, dini tören yapılmamasını istemişti.

 

Kadir Bey de, Diyanet İşleri Başkanı da kendilerini Müslüman olarak tanımlıyorlar.

 

Peki bir Müslüman olarak cenaze törenlerinin ölüler için değil, geride kalanlar için olduğunu bilmiyor olabilirler mi?

 

Kuşkusuz biliyorlar ama bugün böyle davranmak prim yapar diye düşünüyorlar ve biri hainler mezarlığı kuruyor, diğeri cenazelere dini hizmet verdirtmiyor.

 

Sorması ayıptır, mesela Kenan Evren öldüğünde aklınız neredeydi?

 

Bu yapılanın bırakın Müslümanlığı, insanlıkla bile ilişkisi yok.

 

Ölüler üzerinden şov yapmayı bırakın, işinize bakın.

 

Darbecilerin suçlarının ağırlığını, geride bıraktıkları ailelerinin, çoluk çocuklarının üzerine bu yöntemlerinizle yıkmayın.

 

Ayıptır, günahtır, yazıktır!

 

 

X