"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Benim oğlum bina okur

DÜN Paris’te, düşünce özgürlüğüne yönelik terörist saldırıyı kınamak için büyük bir yürüyüş yapıldı, bugün gazetede ayrıntılarını okuyacaksınız.

Bu teröristlere karşı büyük bir gövde gösterisi aslında.
Yürüyüşe katılması için Fransa’ya davet edilen Başbakan Ahmet Davutoğlu, havaalanında gazetecilere şunu söyledi:
“Bu saldırıyı Müslümanlara yönelik bir karşı kampanyaya çevirmek isteyenlere karşı oradaki mevcudiyetimiz de bir cevap olacaktır. Bu saldırıyı istismar ederek Müslümanlara karşı bir kampanya başlatılmasına karşı da orada olarak en güçlü cevabı vermiş olacağız.”
Başbakan’ın sözleri, İslam dünyasına egemen olan bir “ana akımın” fikirleriyle malul.
İslamcı terörist militanların işlediği tekil ya da çoğul
cinayetleri, getirip “İslam
düşmanlığı”na, “İslamofobiye”
bağlamak şeklinde ortaya çıkan bir sorun bu.
“İnançlara saygı gösterilsin” gibi genel kabul görmesi gereken bir noktadan hareket ediyor ama vardığı yer gelip “bazı saygısızlar nedeniyle terörün kendine hayat ortamı bulduğuna” dayanıyor!
En iğrenç suçları bile “ama”sız kınayamayan bir bakış bu.
Cinayetlerin işlendiği ülkenin, vatandaşlarını terör saldırısında kaybetmiş ülkenin Cumhurbaşkanı bile açıkça, “bu cinayetler ile İslam arasında bir bağ kurulamaz” derken, Türkiye’nin Başbakanı, cinayeti protesto etmesinin nedenini getirip, “islamofobiye” bağlıyor.
Böyle yapıyor, çünkü İslam dünyasına hâkim olan şiddetin, otoriter yönetimlerin, iki yakasını bir türlü bir araya getirememiş olmasının gerçek nedenlerini tartışmaya bile niyeti yok.
Ne diyeyim:
“Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur!”
Davutoğlu Ahmet Bey de aynısını yapıyor işte!

Beş derste demokrasiye giriş

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, Beylerbeyi Sarayı’nda (Orası Erdoğan için küçük bir saray sayılmaz mı?) yandaş medya temsilcileriyle bir toplantı yaptı.
Toplantıya “ilan ve ihale havuzlarıyla beslenmeyen” yayın kuruluşlarının yöneticileri çağrılmadılar.
Bir tür “yazı işleri toplantısı” sayılması gerekir sanırım.
“En genel yayın müdürü”, değişik gazetelere, televizyonlara yayılmış yazı işleri çalışanlarını toplamış, strateji belirliyor!
Toplantıya katılanlara “Not alın ama ağzımdan yazmayın” demiş, onlar da yazmışlar, oradan öğreniyorum bunları. Tartışılan konulardan biri “yurtdışındaki hükümet ile ilgili olumsuz yayınlara karşı” neler yapılabileceği olmuş.
Toplantıya katılanlar, “en genel yayın müdüründen” çekinip, bildikleri her şeyi söylememişlerdir, buna eminim.
Onun için ben de hariçten gazel okuyayım, neler yapılabilir, söyleyeyim.
Birincisi, böyle toplantılar Batı’da, “medyanın hükümet kontrolünde olduğuna ilişkin” algıyı güçlendirir. Onun için toplantılarınıza gazetecileri ayırım yapmadan çağırın.
İkincisi, gazetelerinize “Yüce Divan’ın bir paralel tuzak” olduğu şeklinde yaptırdığınız yayınlar doğru olmadı. Batı, bu tabloya bakarak sizin yolsuzlukların soruşturulmasını engellemek istediğinizi düşünmüştür, buna kuşku yok.
Üçüncüsü, yargı ile ilgili olarak “yaz-boz kanunları” çıkarmanız iyi olmadı. Demokratik ülkelerin medyası, bunu sizin yargıya hâkim olmak ve böylece otoriter bir yönetim kurmak istediğiniz şeklinde anlamıştır. Bundan hoşlanmıyorsanız yapmanız gereken, gerçekten bağımsız ve tarafsız bir yargı düzenini kurmak için harekete geçmektir.
Dördüncüsü, devletle ilgili toplantıların, işlemlerin neredeyse tümünde MİT Müsteşarı’nın varlığı, Batılılarda “Baas tarzı bir yönetim” izlenimi uyandırır. Bu da otoriter bir yönetim kurma isteğinizin göstergesi sayılır, buna dikkat etmeye çalışın.
Beşincisi, muhalif medyayı susturmaya, cezalandırmaya çalışmanız da bu algıyı pekiştiriyor. Medya sahiplerine “ona niye yazdırıyorsun, bu resmi niye koyduruyorsun” gibi telefonlar açmaktan vazgeçin.
Listeyi uzatabilirim ama başlangıç olarak bu kadarı yeterli.
Bunları yaparsanız, Batı medyasında, eskiden olduğu gibi sizden olumlu söz edilmeye başlanacağını da göreceksiniz.

Bir avuç kahraman polis!

GAZETELERDE bu hafta üç ilginç haber vardı.
Birincisi: Kayseri’de 17 yıl önce öldürülen kadının katili yakalandı. Zanlı, kadının oğlu çıktı. Cinayeti aydınlatan aynı ekip, 2005 yılında işlenen bir cinayeti de 9 yıl aradan sonra geçen yıl çözmeyi başarmış ve katili adalete teslim etmişti.
İkincisi: Adana’da 11 yıl önce 17 kez bıçaklanarak öldürülüp gasp edilen taksicinin katili de Rize’de yakalandı. Zanlı, cinayeti işlediğini itiraf etti, tutuklandı.
Üçüncüsü: Konya’da 14 yıl önce eşarbıyla boğularak öldürülen 73 yaşındaki kadının katili de yakalandı.
Bu haberler, gazetelerin üçüncü sayfalarında sıradan olaylarmış gibi yayınlandı.
Ben öyle düşünmüyorum.
Ülkemizde kamu yönetimine hâkim olan anlayış genellikle “memleketi bir ben mi kurtaracağım” anlayışıdır.
Bu nedenle çok basit sorunlarımız çözülemeden durur.
Ama hep söylediğim gibi işini seven, profesyonel ahlakı gelişmiş bir avuç insan, sistem “boş vermeyi” teşvik etmesine rağmen işlerini düzgün yapmaya çalışırlar. Ve farkı da işte o insanlar yaratır!
Boş vermeyen, “adam sen de”ci olmayan, maaşını hak etmeye çalışan, dürüst, çalışkan memurlar!
İşte yukarıda okuduğunuz örnek olaylardaki gibi, aradan yıllar geçmesine rağmen, takibi bırakmayan ve dosyaları sonuca ulaştıranlar böyle insanlar arasından çıkar.
İsimlerini veremedim, çünkü gazeteler bu haberlerde o kahramanların isimlerini vermekten imtina etmişlerdi.
Ama bir alkışı ve teşekkürü hak ediyorlar! Sağ olun, hep var olun!

X