Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Başını alıp gitmektir aşk

Bazı kentler vardır, şiiri çağrıştırır. Adını duyunca, şiir gelir aklınıza.

Bunun nedeni nedir bilmiyorum. Kentin doğal yapısı mıdır; kentin tarihi midir; kentte yaşayanların biriktirdiği toplam kültürel, duygusal değerler; o kentte yetişen, o kente anlam katan yazarlar, şairler, sanatçılar mıdır; onu da bilmiyorum.

*

Bildiğim bazı kentler şiirseldir, şiir yakışır bazı kentlere. Bazıları da vardır, şiirle, duyguyla, coşkuyla birlikte düşünemezsiniz o kenti.
Ülkemizdeki kentler için de, başka ülkelerin kentleri için de böyledir bu.
Petersburg’un çağrışımı ile Moskova’nınki aynı değildir.
Ankara ile İstanbul da aynı duygusal karşılığı vermezler insana.
Tahran’la Şiraz aynı duygu kuşağında görünmezler; Münih’le Regensburg da öyle.
Roma tarih, Paris aşk şehri gibi gelir hep.

*

Daha da genellersek, bazı kentler sanayi, bazı kentler politika, bazı kentler tatil, bazı kentler kültür, bazı kentler tarih, bazı kentler de şiiri, sanatı çağrıştırır.
Kentlerin üzerine sinmiş bu doku, çoğu kişi tarafından hissedilir, fark edilir.

*

Almanya’nın Regensburg kenti de şiir iklimindedir.
Şiirle aşkı birlikte düşünmek gerek. Çünkü şiir aşkın çocuğudur.
Sözcüklerden oluşmuş müzik gibidir şiir. Ya da müzik sesinin, kelimelerle ifadesi.

*

Geçtiğimiz günlerde Regensburg Belediyesi, Regensburg Haber Dergisi’yle birlikte; belediyeye ait zengin, birçok dilde yayımlanmış eserin bulunduğu şehir kütüphanesinin salonunda, Türkçe şiir programı düzenledi.
Bu program, ilkti burada.
Gelenekselleştirmek ve sürekli hâle istiyorlardı. İlk konuk olarak beni davet etmişlerdi. Bunu duyduğumda hem sevindim, hem de heyecanlandım.

*

Kütüphane yetkilisi Elizabeth Mair-Gummerman kısa bir açılış konuşması yaptı.
“Şiir evrenseldir. Bu programdan dolayı çok mutluyum ve bunu tekrarlamak istiyoruz.” dedi.
Şiirin yanında ney ve arptan oluşan müzik dinletisinin de programı zenginleştireceğini umduğunu söyledi.
Bayan Gummerman konuştuktan sonra ön sıraya oturdu ve tek sözcüğünü bile anlamadığı şiirleri, gözlerini kırpmadan, derin bir heyecanla, duyguyla dinledi.
Onu burada tutan şey göreviyle ilgili sorumluluk duygusundan çok, onun şiire olan ilgisi, şiire olan yakınlığı ve saygısıydı.
Şiiri anlamak için yazıldığı dili bilmek gerekmiyordu belki de.

*

Ben de programı düzenleyenlere teşekkür ettikten sonra, Sezai Karakoç’un Özgür Bahar ve Mona Roza’sını okudum.
Regensburg Haber Dergisi Genel Koordinatörü Salih Altuneri’nin yüzü gülüyordu.
Regensburg Üniversitesi’nden Edebiyatçı Esin Alçiçek programın alt yapısını oluşturmuştu. Şiir de okudu.
Üniversite öğrencisi Betül Yüksel, eğitimci Veli Aktürk de çeşitli şairlerden şiirler okudurlar.
Programda Musa Yoğurtçu ney sesiyle gönülleri dağladı. Bayan Jhana Aktürk arp sesiyle şiirleri canlandırdı, diriltti, bahar rüzgârı gibi savurdu adeta.

*

Yeni yazdığım Bir Yalnız Adamın Hikâyesi’ni okudum.
/ Yani demem o ki / Buralarda ıslanmış ne varsa yalnızlığımla ilgili / İnsanların utandığı ne varsa / Bana aittir /

*

Yalnızlıkla ilgili konuştum; yalnızlığın şiirin kardeşi olduğunu, hayatın karmaşası, kalabalığı içinde, tek başımıza ve yalnızca kendimizle dolaştığımızı söyledim. Günümüz insanının ve sosyal hayatımızın bir yalnızlık trajedisine dönüştüğünü de belirttim.
/ Bir sabah ansınız çıkar kapısından / Yalnız dağların yaslandığı adam / Yalnız adam /

*

/ Yalnız üşür / Yalnız dolaşır / Yalnız yaşar / Ve herkese hatırlatarak yalnızlığını / Yalnız ölür / Yalnız adam /

* * *

Regensburg’un ortasından Tuna akıyor. Şiir gibi, belki şair gibi akıyor.
Tuna da insanlar gibidir. Bazen durgun, sakin, ağırbaşlı, vakur, nazlı nazlı akıyor.
Göğsünde demirlemiş devasa gemilerse, gizemli Tuna’ya teslim olmuş.
Gemilerin biri gidiyor, biri geliyor.
Belli ki içlerinde köpüren ne varsa Tuna ile dizginlemeye çalışıyor insanlar. Ve yine belli ki kendisini ıssızlığa, derinliğe, şiire vurmuş nice yürekler, aşklarını Tuna’ya döküyor ve Tuna, aşkın köpükleriyle gidiyor.
Tuna, bazen başını alıp gidiyor işte.
Çünkü aşk, başını alıp gitmektir.

*

Bazen de Tuna, aklını azad etmiş, duyguları şaha kalkmış ve inadına içinde köpüren duyguların peşinden giden; coşan, koşan, kaçan çılgın bir yüreğin hiçbir tarife sığmayan akışı gibi akıyor.
Önüne çıkan ne varsa, süpürüyor.
Yüzlerce yıllık köprüyü oynatıyor yerinden ve devasa taşları söküp alıyor da bazen.

*

İnsan bazen Tuna gibidir, Tuna da insan gibidir bazen.
Bazen Bir Yalnız Adamın Hikâyesi Tuna’yla akar, Tuna’ya akar, Tuna’yı korkutur bazen.
Alır başını gider Tuna; aşk, alıp başını gitmektir çünkü.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI