Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

13 yaşında ölümle burun buruna geldim

Güzeller güzeli bir kadın Belçim Bilgin... Müthiş pozitif bir elektriği var ve sizi daha ilk cümlenizde sarıp sarmalıyor sıcaklığıyla. Şimdilerde karşımıza “Çalsın Sazlar”la çıkıyor sinemalarda. Onunla Ankara yıllarından bugünlere uzanan bir yolculuk yaptık. Samimiyetinden ve güler yüzlü sohbetinden gerçekten keyif aldım. Umarım sizler de okurken aynı lezzeti bulursunuz. Buyrunuz...

* Muhabbete hayatının “sıfır kilometresinden” başlayıp bugünlere gelelim istersen...

- İlk filmimden mi başlıyoruz yani?

* Yok canım, ailenden, çocukluğundan girelim olaya...

- Hımmm... Eski defterleri deşeceksin anlaşılan...

* Yenileri bilen çok ama geçmişinden fazla haberdar değiliz...

- Yeterince anlattım ama hadi öyle olsun bakalım senin için... Babam inşaat mühendisi, annem ise ev hanımı. Babam çocuklarına güvenen, ilerici, demokrat, bizlere her anlamda yol açan çağdaş bir adamdır. Annem şahane ve çok özel bir kadındır. Çocukluğum sevgiyle dolu geçti. İkisiyle de her şeyi her zaman konuşabildim. Bu konuda kendimi çok şanslı hissediyorum.

* Kaç kardeşsiniz?

- Birbirine çok bağlı iki kardeşiz. Aydın bir ailenin bol sevgi ile yetiştirilmiş çocuklarıyız.

* Sanki röportaj değil de, seçim kampanyasında konuşma yapıyorsun...

- (Gülüyor) Ne yapayım? En doğru bu şekilde tarif edebilirim bizim aileyi.

* Aslen nerelisiniz?

- Babam Diyarbakırlı, annem ise bir taraftan Mardin, diğer taraftan Batmanlı. Fakat çok uzun seneler önce Ankara’ya yerleşmişler, haliyle ben de doğma büyüme Ankaralıyım.

BABAM ŞEYH SAİD’İN KARDEŞİNİN TORUNU

* Sözlüklerde Belçim Bilgin yazınca ilk karşımıza çıkan ne biliyor musun?


- Yok, inan ki bilmiyorum...

* “Şeyh Said’in soyundan” yazıyor...

- Evet doğru, babam gerçekten Şeyh Said’in en küçük kardeşinin torunu.

* Özellikle ünlü olduktan sonra “aile ağacının” hayatında nasıl bir etkisi oldu?

- İster istemez bir mücadelenin içine giriyorsun. İlla ki seni ait olsan da olmasan da bir tarafa çekmeye çalışıyorlar. Açıkçası benim duruşum sevgiden ve barıştan yana. Çok hümanist bir yerden bakıyorum hayata. Bundan öte söylenen ve yazılan her şey başka insanların yakıştırması. Benim tek derdim, insana dair güzel değerleri yücelten adil, sevgi dolu bir yerde durabilmek. Zaten sanatla ilgilenen insanların da bundan daha farklı bir şey hayal edeceklerini düşünmüyorum.

* Ailen nasıl karşıladı oyuncu olmanı?

- Aslına bakarsan çok küçüklükten beri hazırladım galiba onları. Aileyi oturtup “Şimdi size bir gösteri yapıcam” diyen çocuklardandım. Bu, bazen bir şarkı, bazen bir oyun, bazen de bir gösteri olurdu. Okulda ne zaman bir gösteri yapılacak olsa içinde ben olurdum.

* Sonunda “artist” olman sürpriz olmadı evdekilere yani...

- Olmadı herhalde. Benden bir oyuncu çıkacağını tahmin ediyorlardı sanki... Hatta kardeşim üniversite arkadaşlarıyla “Hatırla Sevgili”yi seyrederken benim ablası olduğumu söylemiyormuş. O kadar da doğal yani.

13 yaşında ölümle burun buruna geldim

ASTROLOJİDEN YOKSUN YAŞAMAK BİR EKSİKLİK

* Astrolojiye çok meraklı olduğun doğru mu?

- Astrolojinin kadim bir bilgi olduğunu ve bu bilgiden yoksun yaşamanın eksiklik olduğunu düşünüyorum.

* Malum Merkür’ün geri gitmesi çok moda, böyle günlerde film çekmemezlik falan yapıyor musun?


- Yahu böyle bir şey mümkün olabilir mi? Zaten hayat buna izin vermiyor. En fazla “Bugünkü dolunay yüzünden çok gerginim” diyebiliyorum. (Gülüyor)

YILMAZ’LA AYRILACAĞIMIZ DEDİKODULARI ASILSIZ

* Brad Pitt’e hakaret olacak ama Yılmaz’la sen Türkiye’nin Brangelina’sı olabilir misiniz? Kısaca Yılçim deriz size.

- (Kahkahalar) Ay buna verecek bir cevabım yok.

* Yılmaz’ın huysuz bir görüntüsü var. Zor değil mi böyle bir adamın karısı olmak?


- Yılmaz asla yersiz kızgınlıkları olan bir adam değil. Ayrıca ufak huysuzlukları da çok güldürüyor beni evde. Eskiye göre öfkesini de çok dizginlemiş durumda.

* Niye bu kadar çok ayrılık dedikoduları çıkıyor hakkınızda?

- O kadar çok yazdılar ki, bazen gazeteciler ayrılmamızı mı istiyorlar diye düşünmeden edemiyor insan. Her şey, geçen yıl Hakan Gence’ye verdiğim röportajda “Yılmaz benim sahibim değil eşim” dememle başladı. Onun üzerine ayrı ayrı görüldüğümüz her an yazmaya başladılar bunu. Ama tabii ki söylenenler asılsız.

* Neden seni artık dizilerde göremiyoruz?

- Dizilerde aynı rolü iki sene boyunca oynamak bana klostrofobik geliyor. İyi düşünülerek yazılmış, derinlikli, katmanlı bir hikaye olduğunda elbette dizi yapmayı da düşünürüm ama sinemada bir rolün içine kısa süreliğine girmek ve başka bir karakteri hayal edip ona dönüşmek beni çok daha fazla heyecanlandırıyor. Bittikten sonra da aynı heyecanı başka bir rolü hayal ederken yaşayabiliyorum.

BELÇİM, İRAN KÜRTÇESİ’NDE ÜZÜM YAPRAĞI DEMEK

* Nasıl bir öğrenciydin?

- Öğretmenlerimle aramda hep özel bir bağ vardı, onları minnetle anıyorum. Beni hayallerim için hep yüreklendirmişlerdir. Onlarla rüya gibi ilişkilerim oldu anlayacağın.

* Biz ona rüya değil inek diyorduk...


- (Gülüyor) Vallahi sen ne istersen de... İyi bir öğrenciydim ki beni seviyorlardı.

* Bu arada Belçim ne demek?

- Aa bak onun çok güzel bir hikayesi var! Babamın kanserle ağır mücadele veren İranlı bir Kürt arkadaşı “Benim çocuğum olmayacak. Kızım olursa adını Belçim koymak istiyordum. Ben yapamıyorum bari sen yap, kızına Belçim adını verirsen çok sevinirim” demiş ve ismim Belçim olmuş. İran Kürtçesi’nde “üzüm yaprağı” anlamına geliyor.

* Oyunculuğa ilk adım atmana gelelim...

- Bu sefer gerçekten “Sıfır Kilometre”yi soruyorsun...

* Bravo Belçim!

- (Gülüyor) “Kilometre Zero”daki tek kadın oyuncuy-dum. Fransız-Irak ortak yapı-mıydı ve bu film sayesinde Cannes’da yarışma fırsatım oldu.

* Durup dururken yönetmen seni nereden bulup da kadroya dahil etti?


- Yönetmenin Kürtçe bilen bir kadın oyuncuya ihtiyacı varmış. Yılmaz aracılığıyla haberdar olup, görüşmeye gittim. Audition’a girdim ve birkaç gün içinde rolü aldığım haberiyle aradı beni yönetmen.

YILMAZ’IN OYUNUNU İZLEMEYE GİTTİK, SAHNEDE GÖZÜ HEP BİZİM TARAFTAYDI


* Yani daha o zamandan Yılmaz’la tanışıyordunuz...

- Ankara’da arkadaşım Mert ile “Bana Bir Şeyhler Oluyor” oyununa gittik, yerlerimize oturduk, perde açıldı.

* Ve ilk görüşte aşk...

- (Gülüyor) O kadar da değil ama oyun oynanırken Yılmaz’ın bizim oturduğumuz tarafla biraz fazla göz göze geldiğini söyleyebilirim.

* Gerçekten bakıyor muydu?


- Bakıyordu bakmasına da, içimden “Bana öyle geliyor herhalde ya” diye geçiriyordum. Bu arada koskoca Yılmaz Usta’yı görmeye gitmişim, bir fırsat olsa da oyunculukla ilgili üç-beş soru sorsam diye içim içimi yiyor. Artık nasıl kalpten istediysem bunu, oyunun arasında kulise gidip tanıştık.

* Esra Erol’un programındaki yeni tanışan çiftler gibi elektrik alabildin mi bari?

- Bir hayranın sevdiği sanatçıyla karşılaştığı sırada ne oluyorsa bana da o oldu (gülüyor). Düşünsene İzzet, karşımda “Vizontele”yi yapan adam, hatta çocukluğumun Mükremin Abi’si duruyordu! Evimizde özel yeri olan iki ünlü isimden biri !

* Diğeri kim, Cem Yılmaz mı?

- (Gülüyor) Tabii ki Cem’i seviyoruz ama bizim ailede Sezen Aksu ve Yılmaz’ın yeri apayrıydı. Neyse biz sohbet etmeye başladık. “Yılmaz Abi oyuncu olmak istiyorum, ne yapmam gerek?” diye sordum. O sırada da BKM Mutfak daha yeni oluşuyordu, Yılmaz “İstanbul’a gelirsen öğrencimiz olursun. Geldiğinde beni mutlaka ara” dedi.

* Sen de hemen eve koşup bavullarını topladın tabii...

- (Gülüyor) Birkaç gün sonra Yılmaz beni arayıp Iraklı yönetmenin Kürtçe bilen kadın oyuncu aradığını söyledi. Ben de kalktım gittim. Ondan sonrası malum zaten.

13 yaşında ölümle burun buruna geldim

ŞU AN KÜÇÜK BİR KIZSIN AMA BÜYÜYÜNCE SENİNLE EVLENECEĞİZ

* Bu arada Yılmaz’la da muhabbetiniz arttı herhalde...


- Oyunculukla ilgili aklımda ne varsa ona soruyordum. Bir gün yine “Yılmaz Abi” diye konuşmaya başladığımda “Abi mi? Emin misin ya abiden?” dedi bana. O an nasıl heyecanlandığımı anlatamam (gülüyor). “Tamam o zaman, sen nasıl istersen öyle olsun Yılmazcığım” diye cevap verdim. Ondan sonra ne dese beğenirsin?

* Ne bileyim Belçim? En heyecanlı yerinde kesme konuşmayı, devam et!

- “Sen şu an küçük bir kızsın ama büyüdüğün zaman seninle evleneceğiz” demesin mi!

* Vay vay vay, iddiaya gel!

- Sorma! “Bu ünlüler ne garip insanlar. Yeni tanıdığı birine nasıl böyle bir şey söyler, acaba kızları hep böyle mi kandırıyorlar?” diye geçirdim içimden.

* Demek öyle kandırıyorlarmış...

- (Kahkahalar) O an kafamda neler kurduğumu anlatamam.

* Sen de bu sırada “Sıfır Kilometre”de rolü kaptın!


- O dönem çekimler için Kuzey Irak’a gittim, sonrasında da Paris’te yaşamaya başladım. Yılmaz’la aramıza iki yıla yakın bir mesafe girdi, yani iki sene süren bir kopukluk yaşadık. Ama arada “Ne yapıyorsun Belçim, hayat nasıl gidiyor?” gibi ufaktan jeton atmaları oluyordu. Bense zaten çoktan aşık olmuştum.

* Peki kalbine Eros’un oku ilk ne zaman saplandı?

- “Bana abi deme” dediği gün içime bir kıvılcım düşmüştü ama sevgili olma halini düşünmemiştim. Bu arada ben zaten Fransa’daydım. Düşünsene karşımdaki koskoca Yılmaz Erdoğan!

* Anlatırken hâlâ heyecanlandığının farkında mısın?

- Olmaz olur muyum? 10 sene geçmiş aradan ama bana hâlâ dünmüş gibi geliyor.

* Ee haydi dön artık Fransa’dan da, tamamına ersin bu hayırlı iş!

- (Gülüyor) Ben o iki sene içinde Fransızcamı iyice geliştirip, Paris’te sinema okumaya karar verdim.

* Hoppala! Kızım burada adam seni bekliyor...

- Türkiye’ye her gelişimde görüşüyorduk zaten. Üniversiteye başlasaydım dört yıl daha ayrı kalacaktık. Fakat bir gün Çeşme’de Yılmaz bana dönüp, “Benimle birlikte elimizin uzandığı her yere iyilik, güzellik götürmeye var mısın?” dedi. Öylesine şiirsel bir evlilik teklifiydi ki bu, hayatımda bir daha hiç bu kadar aşık olamayacağımı hissettim ve hiç düşünmeden “Evet” dedim.

“KELEBEĞİN RÜYASI”NDAN SONRA ACIMASIZCA ELEŞTİRİLDİM

* Geriye dönüp baktığında keşke evlenmeseydim de sinema eğitimi alsaydım diyor musun?

- Asla, hayır! Benim için Yılmaz; birlikte hayal kurduğum, hayatı da oyunculuğu da öğrendiğim hem müthiş bir koca hem de muazzam bir hoca.

* Her ne kadar Yılmaz Erdoğan’ın karısı olmak avantajmış gibi görünse de bazen onun isminin seni ezdiğini düşünmüyor musun?

- Bunu en çok “Kelebeğin Rüyası”nda yaşadım. O film çıktıktan sonra inanılmaz acımasız eleştirilerle karşılaştım. Bazı insanlar önyargılarını kırıp oyunculuğumu bile izleyemediler maalesef.

* “Kocasının torpiliyle Oscar’lık filmde rol kaptı” diyenler oldu...

- Yılmaz son derece profesyonel bir adam. İnanmadığı bir kişiyi karısı olsa bile asla filminde oynatmaz. Ayrıca 10 sene önce “İki şairin hikayesini yazıyorum, aralarındaki kızı sen oynamalısın” demişti bana.

* “Kelebeğin Rüyası”ndaki Suzan senin için yazılmıştı yani...

- İnan ki bende Suzan’ı görmüş olmasaydı, içine sinmeseydi, ne olursa olsun asla oynatmazdı.

13 YAŞINDA ÖLÜMLE BURUN BURUNA GELDİM

* Hayatında bir de çok büyük travma var seni etkileyen...

- 13 yaşında geçirdiğim kazadan bahsediyorsun sanırım. O zaman çok aşırı bir sarsıntı yaşadım, fakat yıllar geçince anladım ki hayatta yeni bir başlangıç için bazı şeylerin sona ermesi gerekiyor.

* Başladın yine seçim konuşmasına, anlatsana şu kazayı...


- Hâlâ her saniyesi film şeridi gibi gözümün önünde... O gün okul servisinin en arkasında oturuyordum. Viraja girdiğimizde, dikiz aynasına bir baktım ki şoför amcanın koltuğu boş. Adam aracın devrileceğini anlayınca kendini dışarıya atmış. Düşünsene bir araba dolusu çocuk belki de ölüme gidiyor ama olup bitenden haberi bile yok. Araba bir anda takla atınca saniyeler içinde ortalık karıştı. Herkes bağırmaya başladı, arkadaşlarımın gözlerindeki o korkuyu anlatamam sana. Ölüme ilk kez bu kadar yaklaşmıştım.

* Verilmiş sadakan varmış...

- Hem de nasıl! Diğer çocukların altında kalınca belim kırıldı. Altı ay yataktan kalkmadım, hiç kıpırdamamam gerekiyordu. Kazadan önce arkadaşlarımla Türkiye’nin ilk senkronize buz pateni grubunu kurmak için çalışıyorduk. Tabii belim kırılınca tüm hayallerim suya düştü.

* O yaşta bir çocuk için ağır bir travma... Bunalıma girmedin mi?

- Girmez olur muyum? Ama bir gün çok sevdiğim arkadaşım Ant gelip, beni Ankara Sanat Tiyatrosu’nun kursiyerlik sınavlarına girmem için ikna etti. Böylece profesyonel oyunculuk konusunda ilk adımımı atmış oldum.

* Gün geldi ilk filminle Cannes’a gittin, evdeki iki efsane isimden biriyle evlendin, diğeri de nikah şahidin oldu!


- (Gülüyor) Aynen öyle oldu. Bence Sezen Aksu bu ülkenin başına gelmiş lütuflardan biri. Kocaman yüreğiyle, duyarlılığıyla o bizim değerlimiz. Onunla aynı zaman diliminde yaşadığım için kendimi öylesine şanslı sayıyorum ki anlatamam. Yılmaz gelip “Biliyor musun nikah şahidimiz Sezen olacak” dediğinde ben nikahı falan unutup Sezen’i göreceğim diye heyecandan ölecektim (gülüyor).

EN KUTSAL VE ÖNEMLİ GÖREVİM ANNELİK

* Biraz da anne Belçim’den bahsedelim...

- Ah işte hayattaki en kutsal ve önemli görevim... Arkadaşlarım arasında ilk evlenen, hatta ilk anne olan benim. Doğumdan sonra hastanede daha ikinci günümdü. Annelik denen o kocaman karmakarışık duyguyla mücadele etmeye çalışırken, bizim kızlar en şık kıyafetleriyle dizildiler karşıma.

* Ne güzel, hazırlanıp arkadaşlarını ziyarete gelmişler...


- Yok canım, hastaneden sonra gece dışarı çıkacakları için süslenip püslenmiş zibidiler (gülüyor). Hepsinin gözündeki “Belçim sen artık bizden değilsin” bakışını okuyabiliyordum. O kadar farklı hissettim ki kendimi...

* Arkadaşların gecelere akmaya giderken, aklın onlarda kaldı mı?

- Kalır sanıyordum ama kalmadı biliyor musun? En garibi hastaneden çıkmadan önce yaşadıklarımdı. Bebeklerin olduğu bölümü aradım “Ben Rodin Erdoğan’ın annesiyim, çıkmak üzereyiz” dedim ve o an ilk defa yüksek sesle söyleyince resmen Rodin’in annesi olduğumu hissettim. “Ben artık bir anneyim” diye bir aydınlanma yaşadım.

* Nasıl bir annesin peki?


- Ah keşke bu soruya Rodin cevap verebilse... Hayattan topladığım her şeyin en iyisini elimden geldiğince oğluma aktarmaya çalışıyorum. Mümkün olduğunca Rodin’i kısıtlamamaya özen gösteriyorum.

* Üstüne fazla düşüyormuşsun gibi bir halin var!

- İlk yıllardaki o tecrübesiz telaşlı halim kalmadı. Artık daha soğukkanlı, kriz yönetebilen bir anneyim.

* Rodin babasının mı yoksa annesinin mi oğlu?


- Henüz öyle belirgin bir seçimi yok. Bu aralar futbolu keşfetti, babasıyla deli gibi futbol oynuyorlar. Aslında futbolu keşfetti demek yanlış olur, çünkü çocuk adeta Beşiktaş’ın içine doğdu (gülüyor). Rodin’in ilk giydiği şey Beşiktaş forması oldu. Odası, yatağı, çarşafı her şeyi Beşiktaş. Hayatımda ilk kez onun sayesinde başından sonuna kadar futbol maçı izler oldum.

* Ablasıyla arası nasıl?


- Harika tabii ki nasıl olsun? Berfin benim için de Yılmaz’ın kızından ziyade çok yakın bir arkadaş gibi. Geçenlerde New York’a onu ziyarete gittim, hasret giderdik.

13 yaşında ölümle burun buruna geldim
Fotoğraflar: Murathan ÖZBEK

“ÇALSIN SAZLAR” HEM AĞLATIYOR HEM OYNATIYOR

* Çalsın mı artık sazlar?

- (Gülüyor) Eh çalsın tabii... Bir gün menajerim Zeynep Berkiş “Sana bir senaryo gönderiyorum okur musun?” dedi, “Peki” diye cevap verdim. İki dakika sürmeden senaryo geldi elime. İnanır mısın yarım saat içinde hepsini okuyup bitirdim.

* Eee ne var bunda inanmayacak?

- Genelde senaryolarda eksikler olur, okurken takılırız ama “Çalsın Sazlar”ın hiçbir eksiği yoktu. Zeynep’e “Hemen bana sözleşmeyi yolla, uzun zamandır okuduğum en güzel senaryo” dedim.

* Nedir konusu “Çalsın Sazlar”ın?

- Dalgacı, hayalci, hayatı hafife alan iki yakın arkadaşın aynı kıza aşık olması sonucu yaşadıkları aşk, çarpışma ve dostluk ilişkilerini eğlenceli, aynı zamanda naif bir hüzünle anlatıp tıpkı benim filmdeki repliğim gibi “Hem ağlatıyor hem oynatıyor” Çalsın Sazlar...

* Biraz eski Türk filmleri havasında mı?

- Hayır, alakası bile yok. Günümüzde geçen ve geri dönüşlerle 1960’lardaki üç kişinin arkadaşlığını anlatan sıcacık bir hikaye. Daha fazlasını anlatmak istemiyorum. İzlediğin zaman zaten ne demek istediğimi anlayacaksın.

* Valla izleyince ne hissedeceğim bilmiyorum ama ne öpüşmüşsün be Belçim herkes günlerdir bunu konuşuyor!


- Bunu gerçekten anlamıyorum! Sinemamızın 100’üncü yılını kutladığımız bugünlerde hâlâ bu tarz haberlerin bu kadar büyük yayınlanıp, bu kadar da ilgi görüyor olması üzücü. İşini profesyonellikle yapan insanlara büyük haksızlık bu! Ve maalesef ki kurbanlar hep kadınlar oluyor.

* Peki Yılmaz ya da ailen ne dedi bu duruma?

- Bir erkek oyuncuya da aynı soruyu sorar mıydın merak ediyorum. Ben bir filmde oynamaya karar verdiğimde kimseden izin almam, çünkü kararlarımdan ben sorumluyum.

* Yılmaz gerçekten kıskanmıyor mu yakışıklı erkeklerle filmlerde oynamanı?

- Niye kıskansın ki? Bizim işimiz bu. Ben onu nasıl kıskanmıyorsam o da beni kıskanmıyor.

SEN AŞIKSIN DİYE SEVDİĞİNİN ZİHNİNE MÜHÜR VURAMAZSIN

* Atma Belçim din kardeşiyiz. Ne yani Monica Bellucci gibi efsane bir kadını da mı kıskanmadın?


- Hayır kıskanır mıyım ya? Gerçekten sevmek, özgür bırakmaktır. Bir yerde birine bir şey hissedecekse zaten bunu yaşamalı.

* Gidecekse gitsin diyorsun yani...

- Nasıl engel olabilirsin ki? Sen birini seviyorsun, aşıksın diye onun zihnine de kalbine de mühür vuramazsın.

* Yılmaz Erdoğan’ın oynadığı “Bana Masal Anlatma” da senin filmin “Çalsın Sazlar”la aynı gün vizyona girdi. Gişede karı-koca rakip olmak nasıl bir duygu?

- Ben bunu rekabet olarak görmüyorum. İkimiz aynı anda vizyondayız, hatta bir de “Son Umut” vizyonda. Bu gerçekten ilginç bir tesadüf... Ayrıca “Bana Masal Anlatma”nın Türkiye’de yepyeni bir komedi dili yaratacağını düşünüyorum.

* “Çalsın Sazlar” için 11 şarkı okudun. Teklif gelirse albüm de yapar mısın?

- Bu film vesilesiyle şarkıcı Yasemin’e ruh vermek benim için eğlenceli bir deneyimdi. En başından beri beni bu konuda cesaretlendiren Nesli Hocam’a ve Nadir Göktürk’e teşekkür ediyorum. Onunla çalışırken Yasemin’i buldum ben. Albüm yapma konusuna gelirsek, böyle bir şeyi hiç düşünmedim. Roller şarkı söylememi gerektirirse söylerim o kadar.

* Peki başrolü paylaştığın Caner ve Engin?

- İkisi de heyecanla bu iş için ellerinden geleni cömertçe yaptılar. Birbirimizi sevdik ve başından sonuna kadar pozitif bir enerjiyle çalıştık. Bazı sahnelerde onları izlemeye dalıp oyuna giremediğim bile oldu.

X