Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Suç örgütü lideri’ İstihbarat Daire Başkanı olursa...

YAŞANANLAR hakkında siyasi analiz kabilinden pek çok şey söylenebilir; nitekim bu kılıkta pek çok şey de günlerdir söyleniyor. Eğer konuyu biraz daha yakından izliyorsanız, arkada yapılmayı bekleyen daha onlarca operasyon olduğunu da biliyorsunuz demektir; yani Türkiye’de gazeteci ve siyasetçiler daha uzun süre bu konularda çene yarıştıracak.

Evet, ‘paralel yapı’ genel şemsiyesi altında yürütülen soruşturmalardan söz ediyorum.
Yalnız, siyasi analiz veya spekülatif görüş açıklama olarak ne söylenirse söylensin, sonunda bütün her şey gelip somut suç iddialarını içermesi gereken iddianamelere dayanacak. O bakımdan ben, ‘paralel yapı ile mücadele’ adı altında yürütülen idari ve adli soruşturmaların nihai halini yansıtan iddianamelere özel bir önem veriyorum. Hatırlayacaksınız, daha iki hafta önce bu köşede başbakanın çalışma odalarında bulunan ‘böcek’lerle ilgili düzenlenen iddianameyi özetlemeye çalıştım beş yazı boyunca.
Bu arada yine aynı bağlamda bir dava daha açıldı Ankara’da. Dava iddianamesi manşetlere tırmanmadı ama bence çok önemli; çünkü belki Cumhuriyet tarihimizde ilk kez Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı yapmış bir kişi bu görevi sırasında ‘suç örgütü kurmak ve yönetmek’le suçlanıyor iddianamede.
Evet dönemin İstihbarat Daire Başkanı Ömer Altıparmak ile 6 yardımcısı ve 3 şube müdürünün de yer aldığı toplam 18 sanıklı bir dava bu. Bu davada sadece Altıparmak için istenen hapis cezası 207 yıl. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianame, büyük ölçüde şikâyetçilerin şikâyetlerine dayalı bir dava. Davanın şikâyetçileri bence çok önemli isimler.
Bir numaralı müşteki, haksız yere bir yıldan fazla hapse atılan gazeteci Ahmet Şık’ın eşi Yonca Şık. Çünkü, iddianamede suçlanan polisler onun telefonunu sahte belgelere dayalı olarak dinlemişler. Davanın diğer müştekileri arasında yine haksız yere hapis yatan eski polis müdürü Hanefi Avcı’nın avukatı Refik Ali Uçarcı da var; CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun iki danışmanı da var; CHP milletvekili Mehmet Haberal’ın oğlu ve MHP yöneticisi Erkan Bülent Haberal da var; eski CHP İstanbul İl Başkanı Bahri Şahin de var; Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Ender Ethem Atay da var; Başbakanlık Koruma polislerinden Mustafa Boztepe de var. (Bu isimlerin uğradığı mağduriyet son derece önemli olmakla birlikte bir de grup halinde telefonları dinlenen bir yedi kişi var ki, onların üzerinde özellikle durmak gerek.)
İddianamedeki en temel suçlama, sahte bilgi ve belgelerle mahkemeleri yanıltıp telefon dinlemek. Ve bu suçlamanın bütün delilleri de aslında elde; çünkü adı geçen polisler dinleme taleplerine imzalar atmışlar, hâkimin veya savcının dinleme talebini uygun görmesi için gereken bilgi notlarını hazırlamışlar. Geçmişte savcıların şikâyetlere rağmen görmezden geldiği ama bugün iddianame yazıp dava açtığı bir suç bu.
İşin mahkeme safhası ilginç olacağa benziyor.

Hassas birimin telefonları neden dinlendi?

İDDİANAMEYE göre Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ömer Altıparmak’ın başında olduğu ‘suç örgütü’ tamamen uydurma suçlamalarla altı TÜBİTAK çalışanı ile Hava Kuvvetleri’nde görevli bir albayı da dinliyor.
Dinlenen kişiler ve onların çalıştıkları bölüm çok ilginç doğrusu.
Önder Yetiş, TÜBİTAK’ın Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırmaları Enstitüsü ile Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi’nin başkanı.
Süleyman Gökhun, TÜBİTAK’ta Önder Yetiş’in yardımcısı.
Ahmet Serdar Adalı, Cemil Berin Erol, Günet Apaydın, Dursun İlhan Tüfekçi ve Ayşe Buğu Beyazıt ise Önder Yetiş ile Süleyman Gökhun’un yönettiği bölümlerde çalışan bilişim uzmanları.
Ve son olarak Albay Ömer Gümüş. O sırada Hava Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Başkanlığı Elektronik Harp Şube Müdürü olarak görev yapıyor.
Telefonları savcıya göre uydurma suç isnatlarıyla dinlemeye alınan bu yedi kişi o sırada ‘Güdümlü mermilere karşı savunma projesi’ yürütüyorlar.
Peki ne demek ‘güdümlü mermilere karşı savunma projesi’? Çok basit anlatımıyla Türkiye’nin füze savunma sisteminden söz ediyoruz; hani geçen yıl bu uğurda Çin’den alınması düşünülen ama halen askıda olan proje, bu çok kapsamlı füze savunmasının bir bölümü sadece.
Ve TÜBİTAK’ta yapılan çalışma, büyük olasılıkla bu füze savunma sisteminin yazılımlarını yerli, kendi kaynaklarımızla yapmakla ilgili.
Bir hatırlatma daha yapayım: Telefonu dinlenen TÜBİTAK çalışanları aynı zamanda devlet büyükleri için üretilen kriptolu telefonların yazılımlarını hazırlayan bölümün mensupları. Biliyorsunuz o telefonların dinlendiği iddiasıyla da bir soruşturma devam ediyor.

Şu denetim daha önce yapılamaz mıydı?

ANKARA Cumhuriyet Başsavcılığı’nın burada özetlemeye çalıştığım iddianamesindeki suçlamaların neredeyse aynıları büyük olasılıkla İstanbul’da halen devam eden bir soruşturmada da bu kez farklı sanıklara yöneltilecek. Yani, sahte evrak ve isimlerle hâkimleri kandırarak vatandaşın telefonunu dinleme suçlaması.
Zamanında (ve aslında bugün de) yeterli denetim olsaydı, polis bu suçu işlemeye cesaret edemezdi. Usulsüz ve mahkemeleri kandırmaya yönelik belge düzenleyenlerin bu belgelerin biraz derinlemesine gözden geçirilmesiyle suçüstü yakalanacakları aşikâr.
Nitekim İçişleri Bakanlığı müfettişleri yaptıkları birkaç denetimde, onlarca polisin yüzlerce, hatta binlerce kişiyi bu şekilde usulsüz dinlediğini ortaya çıkardılar, daha da böyle şeyler çıkmaya devam ediyor.
Bugün yapılan denetim zamanında yapılmış olsaydı bu usulsüz telefon dinlemelerin de önü alınırdı.
Bir musibetten ders çıkarmak ve denetim meselesini çözmek gerek.

X